Orman yangınları karşısında çaresizce bekleyen üç kişi

Orman Yangınları | Daha fazla kâr, daha fazla felaket!

Kılavuz Bülten; haftalık gelişmeleri, gözden kaçanları, emekçilerin gündemlerini yorumluyor ve sizlerle buluşturuyor.

Bu haftanın bülteninde geçtiğimiz haftanın işçi direnişlerinin yanı sıra Ege’de büyük yıkım yaratan orman yangınları, muhalefet belediyelerine yönelik devam eden iktidar operasyonları, Sivas’tan Leman’a şeriatçı grupların katliam çağrısı ve mecliste kabul edilen iklim kanunu konu ediliyor. Ayrıca Kılavuz’da bu hafta çıkan yazıları bültende bulabilirsiniz.

Yorum ve önerilerinizi de bizimle paylaşabilir, bültenin gelişimine katkıda bulunabilirsiniz.

Haftanın işçi direnişleri

İstanbul/Şişli – Kayyum tarafından çalışma hakları gasp edilen belediye işçileri, hukuki süreç başlatacak.

İstanbul/Beşiktaş – Keyfî biçimde işten atılan Beşiktaş Belediyesi işçileri, üye oldukları Genel-İş sendikası kendilerine sahip çıkmamasa da hakları için direnmeye devam ediyor.

Kocaeli/Dilovası & İzmir/Çiğli OSB – Patronla TİS konusunda anlaşma sağlanamaması üzerine 22 Mayıs’tan beri grevde olan DYO Boya işçilerinin mücadelesi kazanımla sonuçlandı. 44 günlük direnişin sonucunda işçiler, yüzde 73 oranında zam ve 7 bin 500 lira artışa ek olarak birçok yan hak kazandı.

Kocaeli – Petrol-İş’te örgütlü 240 Gübretaş işçisi, ocak ayından bu yana devam eden toplu iş sözleşmesi görüşmelerinden sonuç alınamaması üzerine greve çıktı. Gübretaş’ta işçiler, 30 yıl sonra ilk kez iş bıraktı!

Adana & Mersin – Toros Tarım çalışanı 213 Petrol-İş üyesi işçi, 45 gündür grevde. Sefalete karşı insanca yaşam talep eden işçilerin taleplerine patron yanıt vermiyor. Üretim tamamen durmuş durumda. Patronlar işçinin hak elde etmesindense üretimin durmasını tercih ediyor!

İzmir/Çiğli – Çiğli Belediyesi’nde işten çıkarılan kadın işçiler, CHP Genel Merkezi önüne taşıdıkları direnişlerine devam ediyorlar.

İzmir/Gaziemir – Sendikalı oldukları için işten çıkarılan 15 DIGEL Tekstil işçisinin direnişi, 170 günü devirdi! İşe iade davaları görülmeye başlanan işçilerin davası, 25 Eylül’e ertelendi.

İzmir/Menemen – Petrol-İş üyesi TPI Composites işçilerinin sefalet ücretleri dayatmasına karşı direnişi 50 günü devirdi.

İzmir/Dikili – BTO-SEN üyesi Queen Tarım işçileri, sendikal hakları için balşattıkları direnişin yedinci haftasında, direnişe kararlılıkla devam ediyor.

İzmir/Kemalpaşa – Sendikal hakları gasp edilmek istendiği için greve başlayan Temel Conta işçileri, 207 gündür direnişte.

Çeşitli iller – 600 bin kamu işçisini doğrudan ilgilendiren Kamu Çerçeve Protokolü’nün belirlenmesi ve toplu iş sözleşmesinin imzalanması için iktidarın önce yüzde 16, sonra dalga geçer gibi 1 (BİR) puan yükseltip yüzde 17 olarak önerdiği zam teklifi sonucunda tersane, savunma sanayisi dahil olmak üzere çeşitli alanlarda çalışan kamu işçileri iş durdurma, yol kapatma gibi eylemlere başladı. İşçiler, perşembe günü AKP il başkanlıklarına yürüdü. İktidarın polisi, işçilere karşı il binalarını korudu.

Orman yangınları ve piyasacılığın sonuçları

Türkiye, hafta boyu etkili olan yangınlarla binlerce hektar alan kül oldu. Benzer orman yangınları Yunanistan’da, Girit’te de etkili oldu. Yaygın yangınların Yunanistan’da da olması, İletişim Başkanlığı eliyle örgütlenen sosyal medya trolleri başta olmak üzere tüm medyada yangının önlenemeyecek bir afet olduğu, yalnızca küresel ısınmadan kaynaklandığı ve iktidarın yangınlara karşı etkili bir şekilde savaştığı propagandasını öne çıkardı. Ancak Yunanistan’da da Türkiye’de de özellikle son yıllarda etkili olan, on binlerce hektar alanı yakan yangınların her yıl birer felakete dönüşmesinin asıl sebebi, piyasa ve rant odaklı politikalarla yangın önleyici tedbirlere ve yangına müdahale edilecek personel ve ekipmana yatırım yapılmamasıdır.

Özellikle İzmir’de etkili olan yangınlarda Türkiye’nin tüm batı kıyıları etkilendi. Balıkesir, Manisa, Aydın, Muğla da yangınların etkili olduğu illerdendi. Yerleşim yerlerini de etkileyen yangınlarda birçok köy tahliye edildi, 40 bini aşkın insan yangınlardan doğrudan etkilendi. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, yangınların sebebi olarak “insan faktörünü” gösterse de İzmir Valisi Süleyman Elban, yangınların elektrik tellerinden çıktığını söyledi. Bölgede elektrik dağıtımını gerçekleştiren ve elektrik hatlarının bakımından sorumlu olan şirket GDZ Elektrik ise bu iddiayı yalanladı, “somut bulgu yok” dedi. CHP Milletvekili Murat Bakan’ın ve İzmirli yurttaşların paylaştığı görüntüler ve anlattıkları ise elektrik hatlarından çevreye yangın çıkarabilecek şekilde kıvılcım çıktığını gösteriyor.

GDZ Elektrik, 2013’ten bu yana İzmir ve Manisa’da elektrik dağıtımını gerçekleştiriyor. Gazeteci Bahadır Özgür’ün paylaştığı belgelere göre şirket, üç yıldır kurumlar vergisi vermiyor. İktidarın adrese teslim ihaleleriyle zenginleşenlerden alışkın olunduğu üzere GDZ Elektrik de kamunun sırtından zenginleşmesine rağmen tek kuruş vergi ödemiyor. Vergi ödememesine ek olarak, GDZ Elektrik’i de içine alan özelleştirmeler sonucunda “verimlilik” laflarıyla sahada çalışan işçilerin sayısı azaltılıyor, ormanların içinden geçen hatların bakımı ve hatlardan doğabilecek yangın riskini azaltacak -saha düzenlemesi gibi- ek önlemlerin alınması ise yine “kârlı” olmadığı gerekçesiyle boş veriliyor. Yaz aylarıyla sarkan bakımsız elektrik telleri, tampon bölge oluşturmak gibi gerekli çevre düzenlemelerinin de yapılmadığı koşullarda, kopmalar ya da meydana gelen açıklıklar sebebiyle yangınlara sebep oluyor, yangınlar sıcak havanın ve rüzgârın etkisiyle hızla yayılıyor.

Alınmayan önlemler yangınların ilk elden doğmasının engellenmesini olanaksızlaştırırken, yangın çıktıktan sonra etkili müdahale yapılamaması da yine şirketlere ve piyasaya milyonlar aktarılırken “kâr getirmeyen” faaliyetlere ayrılan bütçenin kısılmasından kaynaklı. Orman Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışan sürekli işçi sayısı neredeyse yarı yarıya azaldı. Geçici ve sözleşmeli işçilerin sayılarının artması ise çalışmanın taşeronlaştığını ve işçilerin güvencesiz hâle getirildiklerini gösteriyor. Yıllar içinde daimi işçilerin sayısının azalması ve taşeronlaşma ise uzmanlığın azalmasına, sahayı bilen yerleşik kadroların sayısının azalmasına ve yangınlar henüz küçükken anında müdahale imkânının ortadan kalkmasına sebep oluyor.

Çokça tartışılan yetersiz itfaiye personelinin olması ve yangın söndürme uçaklarının sayısının hem az hem de var olanların bakımsızlıktan ötürü kullanılamıyor oluşu da yalnızca doğayı ve insanı yaşatacak tedbirler söz konusu olduğunda akıllara gelen “tasarruf” anlayışından kaynaklanıyor. 22 Mayıs’ta, Türk Hava Kurumu’na ait yangın söndürme uçaklarının satışa çıkarıldığı ortaya çıkmıştı. Gelir elde etmek için uçakları satışa çıkaran kayyum zihniyetinin sonuçları, Ege’de kül olan ormanlarda, canından olan hayvanlarda ve yerinden edilen insanlarda görülüyor. Yaşamdan tasarruf edilirken NATO’ya onlarca milyar doları yutacak silahlanma taahhüdü ise tereddütsüz veriliyor.

Türkiye’de de Avrupa’da da Akdeniz kıyılarının yangınlara teslim olması, yangınların kaçınılmazlığını değil piyasacılığın yaşamı, kelimenin gerçek anlamıyla yok ettiğini gösteriyor. Yunanistan’ın da Türkiye’nin de kendini bölge gücü olarak lanse eden gerici, milliyetçi hükümetleri, iş yangınlara gelince söylemde ortaklaşıyor, “millî birlik, afetlerin kaçınılmazlığı” laflarının ardına sığınıyor. Gerçekliğe baktığımızda ise Yunanistan’da da Türkiye’de de piyasacılığın itfaiye işçilerinin sayısını azalttığını, çalışma koşullarını ağırlaştırdığını, ormanları ranta açtığını, köylüleri savunmasız bıraktığını görüyoruz. Halklar arasında düşmanlığı körükleyen şoven iktidarların sınıf kardeşliğine karşı emekçilerin mücadelesi yıkıcı depremlerin, doğayı yutan yangınların karşısında tek alternatif!

Halk iradesine saldırı devam ediyor!

İktidar tarafından, siyasallaşmış yargı eliyle CHP’nin yönettiği belediyelere yönelik gerçekleştirilen saldırılar, artarak devam ediyor. İzmir’de belediye şirketlerine ve eski belediye yönetimine yönelik hafta içinde gerçekleştirilen operasyonun ardından cumartesi sabahı da Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere ve belediye başkan yardımcısı, Büyükçekmece Belediye Başkan Vekili ve şoförü gözaltına alındı. Soruşturmanın gerekçesi ise yolsuzluk!

Yolsuzluğun gerekçesi, AKP yargısına göre, AKP’li belediyelerle de iş yapan Aziz İhsan Aktaş’ın CHP’li belediyelerle ilgili, etkin pişmanlıktan yararlanarak verdiği bilgilere dayanıyor. Aktaş, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın gözaltına alınması sırasında operasyonun bir parçası olmuş, gözaltında kaldığı süreçte etkin pişmanlıktan yararlanmıştı. Tüm bu soruşturma sürecinde Aktaş’ın AKP’li belediyelerle girdiği ilişkiler konu edilmiyor. Hâlbuki AKP’li belediyelerde gerçekleşen usulsüzlükler, Sayıştay raporlarıyla belgelenmiş durumda!

Düzen siyaseti ve siyasetçileri, iktidarda ya da muhalefette olması fark etmeksizin kirli ilişkiler içine girer. Günümüzde CHP’ye yönelen operasyonlara gerekçe yapılan ilişkiler de tam olarak bu ilişkilerdir. Patronlarla sıkı ilişkiler geliştiren bir düzen siyaseti, AKP ile sıkı ilişkiler içinde bulunan aynı patronların, gerçek ya da yalan “itiraflarıyla” hedef alınır, zayıf karnını sermaye yanlısı bu ilişkiler oluşturur.

Yukarıda bahsedilen gerçeklik ise CHP’li belediyelere yönelik gerçekleştirilen operasyonları meşrulaştırmaz. Çünkü AKP’li belediyelerin ve bir bütün olarak AKP iktidarının, kamuoyuna defalarca kez yansıyan ve boyutu herhangi bir muhalefet belediyesini fazlasıyla aşan yolsuzlukların konu edilmemesi, yargının siyasal saiklerle hareket ettiğini, herkesin bildiği gibi, teyitliyor. Bu operasyonlar siyasidir, halkın seçme ve seçilme iradesine yöneliktir. Açıkça seçim hakkının askıya alındığı bir faşist dayatmadır. Bugün yargı, Erdoğan iktidarını korumak için onun siyasi rakiplerini tasfiye etmek adına kullanılan bir sopa konumundadır.

Yıllardır Kürt belediyelerine karşı yürütülen kayyum politikasının yaygınlaştırılıp ülkenin tümünü içine alması anlamına gelen bu operasyonlar, iktidarın bir türlü teslim alamadığı toplumsal muhalefetin faşist yöntemlerle bastırılma girişimidir. Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 17. Zirvesi’ne katılmak üzere gittiği Azerbaycan’dan Türkiye’ye dönerken gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, “CHP yönetimi ülke siyasetine katkı sağlamak yerine, proje üretmek yerine sokak eylemlerinden medet umuyor” diyerek esas korkusunun, toplumsal muhalefetin sokak hareketi olarak örgütlenmesi olduğunu ortaya koyuyor; “CHP’nin birinci parti olması diye bir durum söz konusu değil” sözleriyle de kendi iktidarının faşist politikalarını toplumun giderek daha büyük bir kesiminin reddettiğini kabul etmiyor.

Türkiye’de seçimle iktidar değişikliğinin gerçekleşmeyeceği bir siyaset düzleminin oluşması için iktidar çabalıyor. Erdoğan iktidarının kalıcılaşması, sermayenin gerici hükümranlığının hiçbir itiraza alan bırakmaksızın var olması için çabalayan iktidara karşı toplumsal muhalefet direnmeye devam ediyor.

Seçimler geçersizleşiyor, yargı başta olmak üzere devletin tüm kurumları Erdoğan’ın sonsuz başkanlığı için seferber ediliyorsa, emekçilerin öncülüğünde sokağın örgütlenmesinin ve sokakta mücadele etmenin dışında bir seçenek kalmıyor. Faşist karanlığı yırtmak, emekçi halkların talepleri doğrultusunda yönetilen, gerçek anlamda demokratik bir ülke kurmak için sahip olduğumuz güç, ancak birleşik ve örgütlü bir mücadelenin büyütülmesinden geçiyor.

Sivas’ta yakanlar Leman’a saldırdı

Leman Dergisi, bir karikatür gerekçe gösterilerek şeriatçılar tarafından saldırıya uğradı. Saldırıyı gerçekleştirenler hakkında soruşturma bile açılmazken Leman çizerleri ve çalışanlarının yanı sıra Leman’a destek gösterenler de tutuklandı.

Leman’a saldırının bahanesi yapılan karikatürde İslam peygamberi Muhammed’e hakaret edildiği öne sürüldü. Bu iddia aynı zamanda devlet yetkililerince de dillendirildi. Leman’ın yaptığı sosyal medya paylaşımında da bizzat çizerin kendisinin de ifadeleri bu iddiayı yalanlasa da, katikatürde Muhammed’in resmedilmediği söylense de linç devam etti. Polis gözetiminde ve İBDA-C adlı örgütün yasal faaliyet alanı olan Büyük Doğu Akıncıları Derneği öncülüğünde örgütlenen linç girişimi, Sivas Katliamı’nı anımsatır şekilde “Bırakın yakalım”, “Kahrolsun laiklik, yaşasın şeriat!” nidalarıyla, gerçekleşti.

Saldırının ardından AKP Başkanı Erdoğan, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İletişim Başkanı Fahrettin Altun ve daha birçok devlet yetkilisi, “dinî değerleri aşağıladığı” iddiasıyla Leman’ı hedef gösterirken şeriatçı sloganlarla Leman çalışanlarını yakmakla, öldürmekle tehdit eden gericileri kınamadı bile. Dahası, derginin yazı işleri müdürü Zafer Aknar, grafiker Cebrail Okçu, karikatürün sahibi Doğan Pehlevan ve muhasebeci Ali Yavuz; Leman binasının çevresindeki şeriatçı güruha karşı direnen barış akademisyeni Aslı Aydemir tutuklandı. Şeriatçılar Leman’ı yakmakla tehdit ettiği sırada Ali Yerlikaya tarafından yayınlanan, karikatür sahibi Doğan Pehlevan’ın işkenceyle gözaltına alındığı görüntülerin servis edilmesi, işkence suçunu da belgelemiş oldu.

Olay, çıkışı itibarıyla devlet tertibi başka olaylara oldukça benziyor. Alelade bir karikatür, bağlamından koparılarak ve yarısı bulanıklaştırılarak, yayınlanmasından bir hafta sonra kim olduğu belirsiz internet trolleri tarafından dolaşıma sokuldu. Saraçhane mitingleri sırasında Şehzadebaşı Camii’ni “korumak” bahanesiyle alana gelerek kitleyi provoke etmeye çalışan İBDA-C, Leman saldırısında da başroldeydi. Ayrıca, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının 100. gününde yapılacak mitingin hemen öncesine denk gelmesi de yine şüphe uyandıran, iktidarın gerici çeteleri hareketlendirerek güç gösterisi yapmak isteyeceğini düşündüren bir durum.

Saldırının, Madımak Oteli’nde gerici ve faşist çeteler tarafından 33 aydının öldürüldüğü Sivas Katliamı’nın yıl dönümüne denk gelmesiyle görüldüğü üzere, hâlâ yeni Sivas katliamlarının gerçekleşebileceğini gösteriyor. “Dine hakaret” iddiasıyla ve şeriatçı/faşist çeteler eliyle toplum provoke ediliyor, iktidarın ve polisin göz yummasıyla katliamlar ve katliam girişimleri gerçekleşiyor. Yine şeriat sloganları atılıyor, laikliğe küfürler ediliyor. Gericiler, Sivas Katliamı’nın davasında olduğu gibi iktidarlar tarafından kendilerine bahşedilen cezasızlığa güveniyor.

Bundan 32 yıl önce Sivas’ta amaç, ülkede yükselen devrimci demokratik mücadeleleri ve Alevi toplumunu hedef alarak halkların ve kültürlerin eşitlik içinde bir arada yaşam iradelerini bastırmak; ülkenin devrimci ve mücadeleci aydın kuşağını alevler arasında boğarak tasfiye etmekti. Nitekim Sivas Katliamı, bugün yaşadığımız karanlığa giden yolda en önemli adımlardan biri olmuş, Türkiye’de örgütlü ve mücadeleci aydın dinamiğine büyük bir darbe vurulmuştu.

Leman’a yönelik linç girişiminde de benzer bir tablo söz konusu. Muhalif kimliğiyle, cesaretiyle ve günümüzde politik mizahın öncülerinden olmasıyla gerici iktidarları hedef alan Leman’a saldırı, AKP karanlığına teslim olmayan toplumsal muhalefete yönelik bir saldırıdır. Sivas Katliamı’nda, Charlie Hebdo’da nasıl korkmadan mücadeleye devam edildiyse gericilerin Leman üzerinden yönelttikleri tehditlere karşı da mücadele aynı şekilde sürecek.

Bir avuç gerici azınlığa karşı milyonlarız! Leman’ın yanındayız!

İklim adı altında getirilen “Rant Kanunu” meclisten geçti

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilerek yasalaşan İklim Kanunu, iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum amacı taşıdığı iddiasıyla kamuoyuna sunuldu. Ancak içeriğine bakıldığında, bu yasanın asıl olarak çevreyi değil, çevreyi kirleten büyük sermaye gruplarını koruduğu görülüyor.

Yasa kapsamında Karbon Piyasası Kurulu gibi önemli yetkilerle donatılmış yeni yapılar kurulacak. Bu kurulların tamamı, yürütmenin doğrudan kontrolü altındaki bakanlardan oluşacak. Böylece çevre politikalarının demokratik denetimi yerine, merkeziyetçi ve iktidara bağlı bir sistem kurulmuş olacak.

Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) adı verilen düzenlemeyle birlikte, sera gazı salımı için bir tür “kirletme hakkı” pazarı kuruluyor. Buna göre, salım sınırını aşan büyük tesisler, sınırın altında kalan diğer şirketlerden “fazla haklarını” para karşılığında satın alabilecek. Bu mekanizma, iklim krizine neden olan emisyonların azaltılmasını değil, yalnızca ticaretini mümkün kılıyor.

Yasa, bilim insanlarının ve çevre örgütlerinin uzun süredir dile getirdiği taleplerin hiçbirini içermiyor. Ne fosil yakıtlardan çıkışa dair bir takvim var, ne de kömür, petrol ve doğalgaz kullanımına dair herhangi bir sınırlama. Tersine, doğa talanına dayalı yatırımların önünü açacak yeni finansal araçlar getiriliyor. Devlet, bu yatırımlardan elde edeceği gelirle kasasını doldurmayı hedefliyor; iklim ise bu hesabın dışına itiliyor.

Bu yasa, adı “iklim” olsa da özüyle tamamen sermayeye hizmet eden bir rant düzeninin parçası. AKP hükümeti bir kez daha doğayı koruma sorumluluğunu, sermayenin çıkarları karşısında geri plana atıyor. Bilimsel veriler, çevresel felaketlerin kapıda olduğunu açıkça ortaya koyarken, hükümet karbon ticareti gibi çözümlerle süreci “idare etme” yoluna gidiyor. Oysa gereken şey idare değil, köklü bir dönüşüm. Ancak bu sistem, dönüşümü değil, statükoyu besliyor. Ve bu statüko, doğayı tüketip sermayeyi büyütmeye yeminli.

Kılavuz’da Bu Hafta

“Sosyalist hareketin düzen siyasetinden kurtarılması gerekiyor” – Kılavuz/Söyleşi

Bir kere, özellikle 2017 yılından bu yana sosyalistlerin temel siyasi gündemi hâline gelen “AKP’yi devirmek” siyasetini yeniden ele almamız ve güncellememiz gerekiyor. Elbette Türkiye halklarının ve emekçilerinin daha özgür, daha az baskıcı koşullarda yaşayabilmesi için AKP’nin iktidardan düşürülmesi önemli. Bu hedefi yadsımıyorum veya vazgeçelim de demiyorum. Ancak bu hedefi gerçekleştirmeye çalışırken, inisiyatifi düzen siyasetinin aktörlerine bırakan ve sosyalist hareketi edilgenleştiren bir sapmaya yol açmadan, birlikte ve bağımsız bir devrimci siyasal hat inşa etmeye ihtiyacımız var.

Salih yoldaşın anısına... yazısının kapak fotoğrafı

Salih yoldaşın anısına… – İrfan Karadeniz

Salih hem işe yetişirdi, hem parti çalışmalarına hem de ailesine. Çünkü mücadele etmek, bir zorunluluktu. Devrimci mücadelenin geriye düştüğü bu dönemde, örgütlü işçi kimliği hayatının merkezindeydi. Bu bilinçle yaşadı. Bu bilinçle her yere yetişti; inşaat işçilerinin eylemleri, seçim çalışmaları, Can Atalay eylemleri… Hiçbirinden geriye düşmedi. Türkiye İşçi Partisi içinde mücadele ediyorken Çınar’da açtığımız ilçe bürosuna düzenli olarak gider, toplantılarına katılır ama bir yandan da ailesine, arkadaşlarına vakit ayırırdı. Daha sonra Kızıl Parti’nin kurucularından oldu, partinin yola çıkmasında ve faaliyetlerinin örgütlenmesinde sorumluluk aldı. Bu kahrolası düzende asgari ücret dahi alamıyor olsa da aidatını dahi ihmal etmedi. Salih yoldaşın anısına, onun mücadeleciliğini örnek alarak yaklaşacağız.

Sivas Katliamı anması düzenleyen kitle

Sivas Katliamı: Geçmişten bugüne uzanan bir süreç – Sonat Ergür

Sivas’ta Alevi toplumunun hedef alınmasıyla eşit yurttaşlığa ve emekçilerin iktidarına dayanan demokratik bir toplum için verilen mücadele hedef alınmıştı. Çorum ve Maraş katliamlarının devamı niteliğindeki bu katliam, Türkiye’nin devrimci birikimini ve mücadeleci aydın kuşağını yok etme girişimiydi. Bugün bize düşen görev, tüm bu baskıya rağmen yenilmeyen, faşist ve gerici iktidarların karşısında diz çökmeyen bu birikimi yeniden ayağa kaldırmak ve bu karanlığı bir daha geri gelmeyecek şekilde yenilgiye uğratacak bir mücadeleyi örmektir.

Total
0
Shares
Önceki makale

"Sosyalist hareketin düzen siyasetinden kurtarılması gerekiyor"

Sonraki makale
Kayyum Belediyesi tarafından işten atılan işçileri temsil eden Genel-İş 3 No'lu Şube Sekreteri Zeynel Yiğit

“Kayyumun Şişli halkına hizmet diye bir anlayışı yok”

İlgili Gönderiler