Selahattin Demirtaş Tahliye Olacak mı

Selahattin Demirtaş tahliye Olacak mı?

Kılavuz Bülten; haftalık gelişmeleri, gözden kaçanları, emekçilerin gündemlerini yorumluyor ve sizlerle buluşturuyor.

Bu haftanın bülteninde geçtiğimiz haftanın işçi direnişlerinin yanı sıra Selahattin Demirtaş’ın tahliye olasılığı, ABD’de Zohran Mamdani’nin seçim zaferi ve Ekim Devrimi’nin yıl dönümü konu ediliyor. Ayrıca Kılavuz’da bu hafta çıkan yazıları bültende bulabilirsiniz.

Yorum ve önerilerinizi de bizimle paylaşabilir, bültenin gelişimine katkıda bulunabilirsiniz.

Haftanın işçi direnişleri

Kocaeli/Gebze – Smart Solar Fabrikası’nda patronun yüzde altılık zam dayatmasına ve gasp edilen haklarına karşı Birleşik Metal-İş üyesi çoğunluğu kadın olan işçiler üç haftadır grevde!

Ankara – Çuval ipi üreten Tapaten Mensucat fabrikasında düşük ücretler, mobbing ve yetersiz beslenme gibi sorunlarla karşı karşıya kalan işçilerin başlattıkları haklı direniş iki aydır sürüyor.

İzmir – Mayıs ayında düşük ücret zammına karşı başlattıkları direnişin ardından fabrikanın kapanması ile işlerinden olan Petrol-İş üyesi TPI işçileri, Nordex firmasını, Aliağa Organize Sanayi Bölgesi’nde protesto etti.

İzmir/Çiğli – Çiğli Belediyesi işçileri, toplu iş sözleşmesi (TİS) alacaklarının verilmesi talebiyle başlattıkları direnişin 16. gününde tam gün iş bıraktı. Direniş 18 gündür devam ediyor.

İzmir/Gaziemir – DIGEL Tekstil işçileri işten çıkarmalara karşı geri adım atmıyor. İşçilerin direnişi neredeyse bir yıldır sürüyor.

İzmir/Kemalpaşa – Direnişin 335. gününü geride bırakan Temel Conta işçileri tüm grev kırıcı yöntemlere karşı direnmeye devam ediyor.

Amasya – TİS sürecinde uzlaşma sağlanamaması üzerine başlatılan GM Teknik Cam fabrikası grevi  115. günü geride bıraktı.

Van – Kayyumun işten çıkardığı 223 Van Belediyesi işçisi, direnişlerinin 100. gününde yürüyüşleri engellenince oturma eylemi yaptı.

Tokat – Hak gasplarına karşı bir aydır direnen Şık Makas işçileri, Çalışma Bakanlığı önünde eylem yaptı.

Selahattin Demirtaş tahliye olacak mı?

Selahattin Demirtaş Tahliye Olacak mı

Yeni çözüm süreci olarak görülen ve Kürt sorununu çözme iddiasını taşıyan süreç, aradan geçen bir yılı aşkın süre boyunca somut çıktılarını görmekte zorlandığımız bir noktada. Sürecin nasıl ilerleyeceğine dair yöntem oluşturacak ve bir koordinasyon mekanizması işlevi görecek olan Meclis komisyonunda uzmanların, Kürt sorunundan etkilenenlerin, akademisyenlerin, sivil toplum kuruluşlarının dinlenmesinin ardından, komisyonun Öcalan’ın görüşünü almak için İmralı’ya gidip gitmeyeceği en önemli tartışmayı oluşturuyor. Ayrıca, silah bırakan PKK’lilerin geleceğinin ne olacağı belirsizliğini korurken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Selahattin Demirtaş hakkında verdiği kesinleşmiş hak ihlali kararı dolayısıyla serbest bırakılıp bırakılmayacağı da yine çözüm süreci tartışmasıyla yakından ilişkili.

Devlet Bahçeli, hafta içinde partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada sürece dair de açıklamalarda bulundu. “Meclis’te kurulan komisyondan seçilecek milletvekillerinin İmralı’ya giderek ilk ağızdan ve ilk elden ihtiyaç duyulan mesajları alması süreci çok daha güçlendirecektir.” diyen Bahçeli, MHP’nin de bu heyete katılmaya hazır olduğunu beyan etti. Öcalan’ın görüşünün alınması için işaret ettiği İmralı’yı, “PKK’nın kurucu önderliği” olarak nitelemesi de dikkat çekiciydi.

Bahçeli’nin açıklamalarındaki dikkat çeken bir diğer husus da Selahattin Demirtaş’ın tahliyesi için yaptığı çağrıydı. “Sayın Selahattin Demirtaş hukuki yollardan sonuca ulaşmıştır. Tahliyesi Türkiye için hayırlara vesile olacaktır” sözleriyle Bahçeli, henüz sürecin başında muhatap dahi kabul etmediği Demirtaş’ın tahliyesini açıktan dile getirecek bir pozisyona geldiğini de itiraf etmiş oldu.

Bahçeli’nin açıklamaları, şüphesiz kendi başına ciddi bir anlam taşıyor. Bahçeli, kısa bir süre öncesine kadar, PKK bir tarafa, Demirtaş gibi sivil siyasetçileri dahi “terörist” olarak görüyor ve buna uygun açıklamalar yapıyordu. Öcalan’a kurucu önderlik nitelemesi, Demirtaş’a tahliye talebi gösteriyor ki sürecin ilerlemesi için iktidarın yapması gereken hamleler olduğunun farkında. Ancak MHP’yi de içine alan iktidar, bu hamleleri yapabilecek, yaptığında ise ortaya çıkacak tabloyu yönetebilecek güce sahip olmayabilir.

Selahattin Demirtaş, tahliye edilmesi hâlinde, sürecin toplumsallaşması ve toplumun katılımının sağlanması için kilit bir figür olabilir. Geçtiğimiz bir yılda sürecin demokratik bir zeminde yürütülmesi adına en büyük eksikliği, toplumsal ayağının örülememesi, iktidar tarafından ise bunun örülmek istenmemesiydi. Bu noktada iktidar, Demirtaş gibi bir figürün öngörülemez etkisini bir risk olarak değerlendirebilir. Ayrıca Demirtaş’ın tahliye edilmesi, yaklaşık 10 yıldır iktidarın söylediği her şeyi yutması anlamına gelebileceği gibi, Gezi tutukluları başta olmak üzere diğer pek çok siyasi tutuklunun da tahliyesini gündeme getirecektir. Demirtaş tahliye olurken Can Atalay’ı, Tayfun Kahraman’ı ve daha nice tutuklunun tutsaklığını devam ettirmek zorlaşacaktır.

İktidar, vereceği bir tavizin hızlı bir şekilde bir çözülmeyi tetikleyebileceğinin farkında. Dolayısıyla, hâlâ çizilen iyimser tabloya göre Demirtaş’ın tahliyesi yakın olsa da muhalefetin tasfiyesini ve baskı politikalarının kalıcılaştırılmasını hedefleyen iktidarın bunu yapıp yapmayacağı oldukça şüpheli.

Selahattin Demirtaş’ın tahliyesi, çözüm sürecinin demokratik bir zeminde ilerlemesi ve siyasi tutukluların özgürlüğüne kavuşması… Tüm bunlar kapalı bir diplomasi trafiğinin değil, bir mücadele sürecinin konusudur. En başından itibaren dediğimiz gibi, Kürt sorununun demokratik zeminde çözümü, ancak toplumun geniş ve emekçi kesimlerinin büyüteceği eşitlik ve barış mücadelesiyle mümkün olacaktır.

New York’ta demokratik sosyalist Mamdani zafer kazandı

New York’ta gerçekleşen belediye başkanlığı seçiminde demokratik sosyalist Zohran Mamdani, zafer kazanarak New York’un yeni belediye başkanı oldu. Mamdani, 1 Ocak’ta göreve başlayacak. Geçtiğiniz yıl boyunca seçim çalışmaları gerçekleştiren Mamdani ve kampanya gönüllülerinin elde ettikleri başarı, toplumsal adalete yönelik söylemin, örgütlendiğinde toplum tarafından sahiplenilebildiğini gösteriyor.

Mamdani, düzenin iki büyük partisinden biri olan Demokrat Parti’nin belediye başkanı adayı olarak yarıştı. Kendisini demokratik sosyalist olarak tanımlayan Mamdani’nin, seçim sürecinde üç temel vaadi vardı: Hızlı ve ulaşılabilir toplu taşıma, kiraların dondurulması ve ücretsiz çocuk bakım hizmeti. Böylece emekçiler için nitelikli bir ulaşım ağını, evsizlik sorununun yoğun olduğu New York’ta kira artışlarının engellenmesini ve kadınlar başta olmak üzere dar gelirli ebeveynlerin toplumsal yaşamdan ve iş hayatından kopmasının önüne geçilmesini vadetmiş oldu.

Mamdani, zafer konuşmasında Trump’a seslendi, “sesi aç” diyerek kendisini dinlemesini söyledi. Trump, Mamdani’nin olası zaferini kabul etmeyeceğini, New York City’nin bütçesini keseceğini söylemişti. Mamdani’nin antifaşist tutumu ve zenginlerden yüzde iki oranında servet vergisi alacağını belirtmesi, Trump’ın düşmanlığını kazanmak için yeterliydi. Servet vergisinin yarattığı endişe, Mamdani’nin rakibi Cuomo’ya akan yaklaşık 13 milyon dolar tutarındaki bağıştan da anlaşılıyor. Bu bağışlar, Bloomberg dahil büyük sermaye gruplarından geldi.

Zafer konuşmasında Mamdani, New York’u göçmenlerin inşa edip büyüttüğünü ve artık bir göçmen tarafından yönetildiğini vurguladı. Göçmen karşıtı politikaların şiddetlendiği ABD’de bu tutum, Beyaz Saray’ın politikalarına doğrudan karşıt olmak anlamına geliyor. Göçmen vurgusunun bu kadar yoğun olduğu bir kampanya sürecinde oyların yüzde 50’sini alan Mamdani, aynı zamanda “göçmen korkusunun” toplumda düşünüldüğü kadar köklü bir yeri olmayabileceğine de işaret ediyor.

Ancak belirtmek gerekir ki Mamdani’nin desteği büyük ölçüde yüksek gelire sahip çalışanlardan geldi. Yani eğitimli emekçi kesim, Mamdani’nin en önemli destekçisi oldu. Bu durum, New York’un proleter kesimlerinin kapsanması adına soru işaretleri yaratıyor.

Bunlarla birlikte, Mamdani’nin zaferinin, komünistlerde de yarattığı sarhoşluk hayal kırıklığı yaratabilir. Sağcı, muhafazakâr ve faşist siyasetçilerin yenilgisi, sosyalist olduğunu beyan eden bir adayın seçim kazanması her ne kadar sevindirici olsa da Mamdani’nin yapabileceklerinin ciddi yapısal sınırları mevcut.

Öncelikle Mamdani ve onun arkasında duran Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri (Democratic Socialists of America – DSA), düzeni yıkmayı değil reforme etmeyi hedefliyor. Sosyalizm söylemi, toplumsal zenginliğin daha geniş bir kesime yayılması ve sosyal yönü kuvvetli bir refah devletine işaret ediyor. Kapitalizmin, faşist yöntemleri giderek ana akım hâline getirdiği, bu denli saldırgan olduğu bir dönemde sermayeden tavizler beklenmesi pek gerçekçi durmuyor. DSA’nın ve Mamdani’nin, yerel iktidarlarına yönelik, onları esir almak için uygulanacak devlet baskısına karşı yıkıcı bir toplumsal eylemi geliştirip geliştiremeyecekleri ise oldukça şüpheli.

Dahası, Trump’ın doğrudan karşıtlığının yanında, Mamdani’nin seçildiği Demokrat Parti’nin dahi sermaye sınıfının sömürü özgürlüğünü kısıtlayacak adımlara karşı bizzat kendi belediye başkanını sabote etmesi de olası. İki partili sistemde Demokrat Parti de tıpkı Trump’ın Cumhuriyetçi Parti’si gibi ABD’nin emperyalist-kapitalist çıkarlarının ikirciksiz temsilcisi konumunda. Dolayısıyla, Mamdani yalnızca “dış” düşmanlarla değil, iç düşmanlarla da karşı karşıya kalacaktır.

Yunanistan’da, İspanya’da sosyalizan iktidarların; İtalya, Almanya, İngiltere vb. ülkelerde ise sosyalist söylemlerle güçlü bir muhalefet pozisyonunu elde etmeyi başaran siyasi odakların gösterdiği deneyim, Mamdani’nin zaferinin komünist mücadelenin ilerlemesi adına yeterli olmayacağını gösteriyor. Reformist programlar toplumu pasifize eden bir başarısızlığı getirirken, bu başarısızlığın dolaysız sonucu ise sağ siyasetlerin yükselmesi oluyor. Böylece tüm dünyada ilericileri sevindiren sonuçlar, yetersizlikleriyle bir sonraki dönemde yeni faşist akımların yükselişine yol açabiliyor.

Sonuç olarak, ilericilerin kazandığı zaferler, sevindiricidir. Ancak yaşanan sevinç, komünistlerin programlı siyasetinin önüne geçen bir hayalciliği tetiklememelidir. Türkiye’de de ABD’de de reformcu söylemler, bunu kabul etmeyen radikaller olduğu için değil, başarısızlığa mahkûm olduğu için eleştirilmeli. Mamdani de bu eleştiriden muaf değil. Düzeni tümden yıkmaya yönelmeyen, seçimleri yalnızca mücadeleyi büyütecek araçlar olarak ele almayan bir sosyalist yaklaşım, devrimci olmayacağı için kapitalizmin en gerici unsurları tarafından kendisine benzetilecektir.

Mamdani’nin seçimleri yalnızca bir araç olarak görüp görmeyeceğini şimdiden bilemesek de hem Demokrat Parti’nin hem DSA’nın hem de yıkmayı hedeflemediği Amerikan siyasetinin yapısal sınırları, onun işinin hiç de kolay olmadığını gösteriyor.

Büyük Ekim Devrimi 108 yaşında!

Büyük Ekim Devrimi 108 Yaşında!
Büyük Ekim Devrimi 108 Yaşında!

Ekim Devrimi 108 yaşında!

Büyük insanlığın en ileri atılımını temsil eden Büyük Ekim Devrimi, 108 yıl önce 7 Kasım’da başladı. Lenin’in ve Bolşeviklerin önderliğinde örgütlü işçi sınıfının kendi kaderini eline alma iradesinin sonucu olan Ekim Devrimi, gerçekleştiği günden bu yana ezilenlerin rehberi olmaya devam ediyor.

Ekim, 1905’lerin başarısızlığının, Büyük Savaş’ın yarattığı yıkımın üzerinde yükseldi. Kapitalist barbarlığın işçileri ve köylüleri yüz binler hâlinde ölüme gönderdiği bir çağda insanlığın tüm dünyada yankılanan zafer çığlığı oldu. Ekim, binlerce yıldır egemen olmanın getirdiği kibirle yönetenlerin sarsılmaz sandıkları tahtlarını sarstı. Biz kazandık, onlar kaybetti!

Cephede bir patronun çıkarı için can veren gencecik askerin, ataerkil baskı altında ezilen kadınların, toprağından sürülen köylülerin, çarlık ve emperyalist sömürü altında ezilen ulusların, çıplak ayaklı çocukların zaferiydi Ekim! Eksikleri bize dersler bırakmış olasa da yarattığı deneyim, başka bir dünyanın mümkün olduğunu tüm dünyaya gösterdi.

Ekim Devrimi 8 saatlik iş gününden kadın, erkek tüm yurttaşları kapsayan genel oy hakkına, senelik izin hakkından ev içi emeğin toplumsallaştırılmasına kadar bir dizi temel hakkı garanti altına aldı. Bunları kağıt üstünde yazmakla kalmadı, tüm kamusal kaynakları bu hakları sağlayacak hizmetleri oluşturmak için kullandı. Ekim Devrimi, 74 yılın ardından Sovyetler Birliği yıkılmış olsa dahi bugün en ileri kapitalist ülkelerin ulaşamadığı gelişkinliği topluma sağladı. Kadınların kürtaj hakkından partnerlikte eşitliğe, evliliğin resmî bir kurum olmak zorunda olmadan sevgi bağına dayalı bir ailenin oluşumuna kadar ince düzenlemeleri yaptı.

Ekim Devrimi, Asya’nın steplerinde yaşayan bir göçebe çocuğun nitelikli eğitim alabilmesinin, bir köylünün uzaya çıkabilmesinin adıydı. 1991’de kaybedilen, yalnızca Sovyetler Birliği değil, tüm insanlığın kutup yıldızıydı. Nitekim “sosyalizmin yenilgisi” ilan edildiği andan itibaren kapitalistler, bir yağmacı harami sürüsü gibi emekçilerin üzerine yürüdüler. Bugün emekçiler, 50 yıl öncesine göre daha kısıtlı haklara sahip, güvencesiz ve ölümüne çalışmaya mahkûm, emeklilik ve huzurlu bir yaşam ise hayal!

Ancak unutmamak gerekir ki Ekim Devrimi, sıradan insanların örgütlü hareketinin bir zaferiydi. Örgütlü ve hedefli mücadele, aynı zamanda bu örgütlülüğü yönetecek devrimci öncülük, zaferin anahtarıydı. Bugün yeni Ekimler yaratmak için gereken, gökten zembille inecek bir lider değil, örgütlenmiş emekçilerin devrimci atılımıdır.

Bize yeni Ekimler ve yeniden Bolşevizm gerek!

Örgütlü bir işçi sınıfıyla yeni zaferlere yürüyeceğiz. Örgütleneceğiz! Bu yağma ve barbarlık düzenini mutlaka yıkacağız. İnsanın ve doğanın sömürülmediği, ezilenlerin egemen olduğu bir dünyayı yaratacağız.

Yeni Ekimleri devrimci bir ısrarla yaratacağız!

Kılavuz‘da bu hafta

Bağımsız Devrimci Siyasetin Gereklilik ve Olanakları Forumu’nun ardından_“Gündemimiz sol örgütlerin birliği değil, Türkiye’nin devrimci siyasetini kurmak!”

Kızıl Parti Genel Sekreteri Onur Emre Yağan ile Söyleşi – Bölüm I / Bağımsız Devrimci Siyasetin Gereklilik ve Olanakları Forumu’nun ardından: “Gündemimiz sol örgütlerin birliği değil, Türkiye’nin devrimci siyasetini kurmak!” – Kılavuz

Sosyalist sol, geçmişe kıyasla daha yoğun biçimde ve birçok zeminde birleşik mücadele arayışını sürdürüyor. Bu arayışlardan birinin somut adımları, Komite, Sendika.org, Kılavuz ve Yolculuk yayınları ile bu yayınları sahiplenen devrimci örgütler tarafından 19 Ekim’de İstanbul’da düzenlenen bir forumla atıldı.

Forumda, Türkiye’de ve dünyada siyasetin yeniden şekillendiği güncel koşullar bağlamında, bağımsız devrimci siyaset inşası ihtiyacına ve bu amaçla atılabilecek adımlara dair tartışmalar yürütüldü. İlgiyle takip edilen forumun ardından çeşitli değerlendirmeler ve eleştiriler de gündeme geldi. Ayrıca bazı başlıklar hâlâ tartışılmaya devam ediyor.

Biz de tüm bu tartışmalara ve sorulara açıklık kazandırmak amacıyla, forumun düzenleyici örgütlerinden biri olan ve geçtiğimiz aylarda birleşik mücadele için farklı birçok devrimci özneyle görüşmeler yapan Kızıl Parti’de genel sekreterlik görevini yürüten Onur Emre Yağan ile görüştük. Dün ilk bölümünü yayınladığımız röportajda, Kızıl Parti’nin birleşik mücadeleye bakışını, düzenlenen forumun amacını, dört örgütün birleşik mücadele başlığı altında yürüttüğü tartışmaları ve bağımsız devrimci siyaset meselesini ele almıştık.

Röportajın bu ikinci bölümünde ise, bugün sosyalist bir strateji inşa arayışını hangi politik başlıklarla somutlayabileceğimizi konu ettik. Bununla birlikte, önümüzdeki dönemde bu arayışın nasıl devam edeceğini de sorduk.

Bağımsız Devrimci Siyasetin Gereklilik ve Olanakları Forumu’nun ardından_“Etkisini gördüğümüz, gerçek bir arayışı temsil ediyoruz.”

Kızıl Parti Genel Sekreteri Onur Emre Yağan ile Söyleşi – Bölüm II / Bağımsız Devrimci Siyasetin Gereklilik ve Olanakları Forumu’nun ardından: “Etkisini gördüğümüz, gerçek bir arayışı temsil ediyoruz.” – Kılavuz

Forumda tartışmaların ve kimi soruların biraz daha açıklığa kavuşması amacıyla, hem son aylarda dört kurum arasındaki görüşmelere hem de söz konusu foruma katılan Kızıl Parti Genel Sekreteri Onur Emre Yağan ile bir röportaj yaptık.

Birçok başlığı konuştuğumuz röportajın bu ilk bölümünde, Yağan ile Kızıl Parti’nin birleşik mücadeleye dair düşüncelerini, ayrıca diğer üç örgütle birlikte düzenledikleri forumu değerlendirerek, ortak mücadele için attıkları adımların politik anlamını ve “bağımsız devrimci siyaset” konusunu ele aldık. Röportajın yarın yayınlanacak ikinci bölümünde ise “siyasal strateji” başlıkları ve dört örgütün ileriye dönük atacağı adımlara yer vereceğiz.

Total
0
Shares
Önceki makale
Bağımsız Devrimci Siyasetin Gereklilik ve Olanakları Forumu’nun ardından_“Etkisini gördüğümüz, gerçek bir arayışı temsil ediyoruz.”

Bağımsız Devrimci Siyasetin Gereklilik ve Olanakları Forumu’nun ardından: “Etkisini gördüğümüz, gerçek bir arayışı temsil ediyoruz.”

Sonraki makale
Geçmişten geleceğe_Süreklilik-kopuş diyalektiğinde birlik sorunu

Geçmişten geleceğe: Süreklilik-kopuş diyalektiğinde birlik sorunu

İlgili Gönderiler