Kızıl Parti Eş Sözcüleri_Yaşanan tüm siyasi gelişmeler ülkeyi daha kaotik günlerin beklediğini gösteriyor.

Kızıl Parti Eş Sözcüleri: “Yaşanan tüm siyasi gelişmeler ülkeyi daha kaotik günlerin beklediğini gösteriyor.”


Önceki sayılarımızda Kızıl Parti Genel Sekreteri Onur Emre Yağan ile röportajımızı yayınlamıştık. Kızıl Parti röportaj dizimize parti eş sözcüleri Candan Polat Köksal ve Gün Çağ Aydın ile devam ediyoruz.

Kılavuz: Kızıl Parti olarak, örgütlenme faaliyetlerinde hangi toplumsal kesimleri öncelikli olarak görüyorsunuz?

Gün Çağ Aydın: Kızıl Parti, temel siyasetini işçi sınıfının örgütlü mücadelesini büyüterek sosyalist iktidarı kurma hedefine dayandırıyor. Gerçek bir sınıf örgütlülüğünü kurmak en temel amaçlarımızdan biri. Bunun için çok kısa zamanda epey de yol aldığımızı söyleyebilirim. Fabrikalara, sektör bazlı çalışmalara odaklanan, sınıfın içinde gerçek ve kalıcı bağlar kurmak için uğraşan işçi birimleri kurduk. Yakın zamanda “işçi sohbetleri” adlı bir çalışmayı başlatarak bu örgütlülüğü büyütmeye çalışıyoruz. Devrimci bir partinin bu iddiasını koruması ve siyaset yaparken düzen içi yollara sapmaması için sınıf ile gerçek ve kalıcı bağlar kurması çok önemli. Bu bağlamda, partimizi özellikle işçi havzalarında ve emekçi mahallelerinde örgütlemeyi çok önemsiyoruz.

Parti üyelerimizin bulunduğu her yer örgütlenme alanlarımızı belirliyor. İşçi ağırlıklı bir parti olarak çalışma arkadaşlarımızı, mahallelerde komşularımızı örgütlü mücadelenin içine katmak için var gücümüzle çabalıyoruz. Özellikle emekçi mahallelerinde yürüttüğümüz örgütlenme çalışması, partimizi farklı iş kollarında çalışan işçilerle buluşturuyor. Devrimci bir işçinin hem mahallesinde hem de iş yerinde kesintisiz bir mücadele hattını hayata geçirmesini bir örgütlenme stratejisi olarak oldukça önemsiyoruz.

İşçi sınıfına belirli gündemlerde bir vitrin malzemesi ya da “onları da örgütlüyoruz” gibi bir algıyla yaklaşmaya karşıyız. Gerçekten işçilerin kendilerini var edebilecekleri, öneriler sunup bunu takip edebilecekleri, hesap sorabilecekleri ve özünde de yönetebilecekleri bir partiyi kurmaya çalışıyoruz.

Candan Polat: Devrimci bir parti için en kıymetli önceliklerden biri de gençlik içinde örgütlenmek. Gençlik hareketleri bu topraklarda her zaman yarattığı büyük enerji, ortaya koyduğu teorik ve pratik katkılardan ötürü sosyalist mücadelenin, sınıf siyasetinin en önemli bileşenlerinden biri oldu. Uzunca bir süredir öğrenci gençlik ve sosyalist mücadele arasında büyük bir açı oluşmaya başlamıştı. 90’lı yılların sonunda öğrenci gençlik hareketinin en temel sloganlarından biri, “üniversite kapıları emekçi çocuklarına kapatılamaz” olmuştu. Bugün geldiğimiz noktada, özellikle üniversite öğrencilerinin hem okul okuyup hem de iş hayatı içerisinde çalışmak zorunda kaldıklarını gözlemliyoruz.

Bir öğrencinin barınma, yemek, okul masrafları gibi giderleri karşılayabilmesi için yarı zamanlı bir işte çalışmaktan başka çaresi kalmadı. Bu durum, öğrenci hareketinin işçi sınıfı mücadelesiyle arasındaki sınıfsal bağı güçlendiriyor. Son olarak 19 Mart süreci gösterdi ki gençlik; yaşanılan büyük ekonomik yıkımın, gelecek kaygısının, siyasi ve ekonomik belirsizliğin tüm yükünü sırtında taşıyor ve bunu değiştirmek için büyük bir enerjiye de sahip. Şimdi bu enerjinin ve öfkenin sosyalist siyasetle buluşması, burjuva iktidar ve düzen karşıtı bir yere oturması için bu alanda örgütlenmek çok önemli.

Sosyalist mücadelenin gençliğin enerjisine; gençliğin de doğru, devrimci bir siyasi hatta her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. Daha yeni kurulan bir parti olmamıza rağmen 19 Mart sürecinde kampüslerde işin örgütleyicisi olmaya, mücadele eden genç arkadaşlarımızın yanında olmaya büyük gayret gösterdik.

Kadın örgütlenmesi de bizler için oldukça önemli. Sömürünün, gericiliğin, yoksulluğun tüm ağır yükünü taşıyan kadınların sosyalist siyasete katılmasının yollarını bulmak ve araçlarını geliştirmek gerekiyor. Özellikle kadın mücadelesini merkezden yerellere yayarak, emekçi kesimlerle buluşmasını sağlamak zorundayız.

Kadın mücadelesini faaliyet alanlarımızın tamamında güçlendirmek, partimizin direngenliğini artıracaktır. Emekçi mahallelerindeki kadınların devrimci mücadelede bir adım öne çıkması, yerel ölçekteki gerici örgütlenmeleri ve kültürel yozlaşmayı etkisiz hâle getirecektir. Son zamanlarda Polonez direnişinde ya da başka grev alanlarında örgütlü kadınların gücü, direnci hepimiz için umut oldu. Bu umudu büyütmek gerekiyor.

Dünyada ve Türkiye’de faşizmin yükselişi ve kurumsallaşması ile en ciddi şekilde saldırıya ve ayrımcılığa maruz kalan gruplardan biri de tabii ki LGBTİ+’lar. Bu süreçte LGBTİ+’ların mücadelesini desteklemek, haklarını korumak, bu alanlardaki anti-kapitalist ve anti-faşist örgütlenmeleri büyütmek de önem taşıyor. Biz de bu alanlardaki mücadelelere parti adına öncülük yapacak komiteler kurduk ve gelecek dönemde LGBTİ+ mücadelesinde de ileri adımlar atmayı hedefliyoruz.

Bizler Kızıl Parti olarak, kuruluşumuz esnasında programımızda önemli bir noktaya daha işaret ettik: Kapitalizmin yarattığı ekolojik yıkım. Kapitalizmin aç gözlülüğünün en somut hâlini doğanın talan edilmesinde görüyoruz. Ekolojik yıkımın sebeplerini anti-kapitalist bir düzlemde ele almak oldukça önemli.

Meclis’ten son geçen zeytinlikleri ranta açan yasa bize bu alanda mücadele etmenin ne kadar acil bir başlık olduğunu gösterdi. Merkez kurullarımızı seçerken kurduğumuz komitelerden biri “ekoloji komitesi” oldu ve hızla bu alanda örgütlenmenin yollarını tartışmaya başladık.

Kılavuz: Sosyalist parti ve yapılara en sık getirilen eleştirilerden biri de “solun birleşememesi.” Kızıl Parti’nin birleşik mücadeleye nasıl bakıyor?

Gün Çağ Aydın: Kurulduğumuz andan bu yana, solun düzen içine sıkışmışlığını ve iktidar perspektifini kaybettiğini hep dile getirdik. Solun bu politik ve örgütsel sıkışmışlıktan kurtulması için birleşik ve bağımsız bir devrimci hat kurması çok önemli. 1 Mayıs süreci aslında bu ayrışmanın görünür olduğu, yer-mekân tartışmasından ziyade bu düzen içilikten kurtulmak için gösterilen ortak bir refleksti.

Yaşanan tüm siyasi gelişmeler ülkeyi daha kaotik günlerin beklediğini gösteriyor. Sosyalistlerin bağımsız, devrimci bir cephe kurması ve ortak bir akıl, ortak bir eylem birlikteliği oluşturması her zamankinden daha önemli. İktidarı ve muhalefetiyle sınıf düşmanlığında ortaklaşan ve açık faşizme doğru giden bu süreçte sosyalistlerin düzen dışı bir mücadele hattı örmesini, bu temellerde yan yana gelebilmesini ve emekçiler için gerçek bir umut hâline dönüşmesini önemsiyoruz. Bu bağlamda, yaşanan siyasi gelişmeler çerçevesinde, devrimcilerin sokakta yan yana gelebildiği ve ortak bir güçle hareket ettiği durumların sayısını artırmak zorundayız.

Bu birlikteliklerin artması ve birlikte iş yapma kültürünün geliştirilmesi, emekçi kesimlerin yöneleceği bir odak yaratacaktır.

Kılavuz: Türkiye’de bir yandan CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar, tutuklamalar ve kayyumlar konuşulurken bir yandan PKK’nin kendini feshetmesiyle yeni bir boyut kazanan “çözüm süreci” gündeme geliyor. Türkiye siyasetindeki mevcut gelişmeleri ve AKP-MHP iktidarının yeni yönelimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Candan Polat: Türkiye’de uzun bir süredir AKP-MHP iktidarı eliyle faşizmin ülkede kurumsallaşmaya çalışmasını yaşıyoruz. Ülkemizde, en basit burjuva demokratik haklardan olan “seçme ve seçilme”, “adil yargılanma” bile artık uygulanamaz hâle geldi. AKP-MHP iktidarının dış politikada, iç siyasette ve ekonomide girdiği büyük sıkışma faşizme yönelmesine, tekçi bir yapı kurmasına zemin hazırlıyor. Burjuva demokrasisini bile mumla aratan süreçler, birkaç senede bir yapılan seçimlerin anlamsız hâle gelmesi, kayyumlar ve bunun gibi birçok mesele aslında çok temel bir gerçekliğe dayanıyor ve bu da AKP’nin devletin her kademesinde tekleşmesinden kaynaklıdır.

Devletin her kurumuna kendi bürokratlarını atayan, kendisi dışındaki hiçbir toplumsal örgütlenmeye müsaade etmeyen bir sistem elbette işçilere kan kusturur, elbette halklara düşman olur. AKP-MHP iktidarının CHP’yi merkeze alarak başlattığı muhalefeti hareketsiz kılarak kötürümleştirme, bölme ve iç tartışmalara gömme operasyonu ciddiye alınması gereken bir saldırı. Burada AKP ve Erdoğan‘ın temel amacı, elbette yeniden iktidar olmak ve bunun için gerekirse seçimleri de anlamsız veya yapılamaz hâle getirecek bir kaos ortamı, hukuksuz süreçler yaratmak.

CHP ise bu süreçte yaptığı mitinglerle, halkın biriktirdiği öfkeyi birleşik bir tepkiye dönüştürse de doğası gereği bir düzen partisi olmanın sınırlarından çıkamıyor. Sosyalistler her koşulda halk tarafından seçilmiş temsilcilerin kayyumlar yoluyla ya da tutuklama saldırılarıyla saf dışı bırakılmasının karşısında durmalıdır. Yakın geçmişte Kürt halkının seçtiği temsilcilere dönük saldırılara karşı nasıl durduysak, bugün de aynı noktada durmak son derece önemlidir. Ancak halkın siyasete katılma yolunun seçimlerle sınırlandırıldığı; örgütlenme, hak arama, sokakta mücadele etme haklarının yok sayıldığı bir işleyiş de reddedilmeli.

Sosyalistlerin de bu tabloda CHP’yi tek adres olarak göstermek veya kendi bağımsız eyleminden vazgeçmek yerine, devrimci siyasetin alanını genişletmenin yollarını bulması gerekiyor.

Gün Çağ Aydın: Aslında çözüm sürecine bakarken de geniş bir pencereden bakmak gerekiyor. AKP-MHP faşizminin kendini ulusal ve uluslararası düzlemde yeniden şekillendirmeye çalıştığı bir dönemden geçiyoruz. Emperyalizmin hegemonya savaşlarında, Orta Doğu yeniden yapılanırken AKP de kendini bir güç olarak var etmeye çalışıyor. Bunu yaparken hem iç cephenin tahkimi hem de bölgesel güç olma söylemleri açık açık dile getiriliyor.

AKP’nin çözüm sürecini planlarken barışı toplumsallaştırmak, demokratik bir rota izlemek üzere yola çıkmadığı oldukça açık. Bunu hem Erdoğan’ın “süreci birlikte yürüteceğiz” deyip AKP-MHP ve DEM Parti’yi işaret ederken, aynı hafta içinde Demirtaş ve Yüksekdağ’ın serbest kalması için yapılan başvurunun reddedilmesi, yüksek sesle Kürtçe müzik dinleyen ailenin polis şiddetine maruz kalması gibi gelişmeler, bu çözümü AKP’nin hangi temellerde yürüteceğini gösteriyor aslında.

Aynı anda ülkenin seçilmiş belediye başkanlarını içeri atıp, hasta tutsakların tutuksuz yargılanmasına izin vermeyen, Meclis’ten doğa talanı yasası geçiren, turizm çalışanlarına 10 günde bir izin gününü reva gören bir iktidarın barış konusundaki samimiyetsizliği de ortada.

Bu meclis aritmetiği tüm toplumsal güçleri, sosyalistleri ve halkları temsil etmiyor. Meclis çoğunluğunu elinde tutan AKP-MHP bloğunun çıkacak yasalar konusunda eli oldukça güçlü ve bu da sürecin sağlıklı ilerlemesini çok mümkün kılmıyor. Bu gelişmelerin sonunda iş gelip yeni bir anayasa yapımına dayandığında sosyalistlerin çok net olarak emekçi halkların çıkarlarını savunması, mevcut iktidarın anayasa yapma meşruluğunun olmadığının söylenmesi oldukça önemlidir.

Süreci sadece AKP’nin zayıflaması, Kürt halkının varlığını kabul etmek zorunda kalmış olması gibi iyi niyetli yaklaşımların ötesinde okumak, sermaye iktidarının bu coğrafyada yayılmaya ve kalıcılaşmaya çalıştığını da göz ardı etmemek lazım. Eğer bu topraklarda kalıcı bir barış sağlanmak isteniyorsa bu barış süreci toplumun tümüne yayılmalı. Sürecin örgütlenmesinde sosyalist öznelerin dahil edilmesi de ayrıca bir öneme sahip. Yani söyleşinin başından beri konuştuğumuz faşizmin kurumsallaşma meselesi, bölgesel hegemonya savaşlarında Türkiye’nin rolü, İran’a yapılmış ve yapılacak olan operasyonların hep beraber değerlendirilmesi gerekiyor. Ulusal sorunun çözümü, demokratik bir süreçtir. Bir yerde faşizm kurumsallaşırken aynı zamanda demokrasi işletilmesi çok mümkün görünmemektedir.

Candan Polat: Bizim partimiz açısından çözüm süreci adıyla anılan bu dönemde; Kürt sorununun çözülmesi için eşitlikçi yasal adımların atılması, Kürt halkına dönük saldırıların son bulması veya sivil-demokratik siyaset alanının güçlendirilmesi önemli ve sahiplenilmesi gereken adımlar olarak değerlendirilebilir. Ama bize göre Kürt sorununun çözümünü savunmak veya destek olmak ile bölgesel Kürt siyasal hareketi ile kurulacak ilişki arasında bir açıdan bahsetmeliyiz. Yani Kürt sorununun çözülmesini savunuyoruz ama bu Kürt siyasal hareketinin hem Türkiye’de hem de bölgede atacağı her adıma doğrudan destek vereceğimiz anlamına gelmiyor.

Bölgede halkların ve emekçilerin çıkarlarına olan gelişmeleri destekliyoruz ve bu uğurda mücadele ediyoruz. Fakat örneğin İran’a, Suriye’ye ya da başka bir ülkeye yönelik emperyalist saldırıları doğrudan karşıya alıyoruz. Burada hangi siyasal özne nasıl konumlanacak o önemli. Kürt siyasal hareketinin de atacağı adımları, hem bölgesel başlıklarda hem de anayasa gibi iç siyasete dair başlıklarda doğru analiz edip, işçi sınıfı prizmasından geçirip ona göre ilişki kuracağız.

Total
0
Shares
Önceki makale
Piyasaya direnen bir neslin anatomisi

Piyasaya direnen bir neslin anatomisi

Sonraki makale
İktidar Mitinglerle Yenilir mi

İktidar mitinglerle yenilir mi?

İlgili Gönderiler