Dijital şiddetin politik kökeni_Patriyarkaya karşı kolektif direniş

Dijital şiddetin politik kökeni: Patriarkaya karşı kolektif direniş

Dijital çağda kadınların karşılaştığı şiddet, birkaç erkeğin sapkın davranışına indirgenebilecek bireysel bir patoloji değildir. Kökleri Engels’in çözümlediği özel mülkiyet ve ataerkil aile biçiminin tarihsel iktidar ilişkilerinde yatar. Bugün maruz kaldığımız dijital şiddet, bu düzenin yalnızca güncellenmiş, dijitalleştirilmiş biçimidir. Patriarka dilini, aracını, mekânını değiştirir; fakat özünde aynı kalır. Kadının emeğini, bedenini, sözünü ve toplumsal varlığını denetim altında tutmak, bu özün kendisidir. Bu nedenle dijital şiddet, kapitalist üretim ilişkileri ile patriarkanın iç içeliğinin hem görünür hem de görünmez kılınmış bir sonucudur.

Kadınlara yönelen dijital saldırılar yalnızca hakaret içerikli bir mesaj ya da ısrarlı bir taciz değildir. Çok daha geniş bir disiplin tekniğini ifade eder. Federici’nin belirttiği üzere kapitalist düzen, tarihsel olarak kadınların yeniden üretim emeğinin denetimine ihtiyaç duymuştur.1 Dijital şiddet de bu denetimin güncel aracıdır. Dijital platformlar, kapitalist pazarın yeni dolaşım alanları hâline geldiği için kadınların maruz kaldığı şiddet yalnızca toplumsal değil, aynı zamanda ekonomik işleyişin bir parçasıdır.

UNFPA Türkiye’nin 2021 raporunda yer alan veriler her üç kadından birinin dijital şiddete maruz kaldığını, kadınların yüzde 58’inin güvensizlik hissettiğini ve yüzde 46’sının cinsiyetçi içeriklerin platformlarca ödüllendirildiğini düşündüğünü gösterir. Bu veriler şiddetin bireysel bir davranış değil, sistemsel olduğunu açıkça ortaya koyar. Çünkü kapitalist düzenin mantığına uygun biçimde işleyen platformların geliştirdiği algoritmalar, nefret ve saldırganlığı görünürlük ve etkileşim üzerinden ödüllendirir. Böylece erkek şiddeti piyasanın kâr döngüsüne eklemlenir.

Dijital şiddet, kadınların kamusal varlığını disipline eden bir araçtır. Kollontai’nin duyguların politik niteliğine yaptığı vurgu, dijital şiddetin kadının moralini, enerjisini ve kolektif mücadele isteğini hedef aldığını açıklamaktadır ve bu açıklama hâlâ günceldir. Kadını yalnızlaştıran, yoran, sessizleştiren her saldırı aslında toplumsal muhalefeti bastırmaya yöneliktir. UNFPA’nın ortaya koyduğuna göre, dijital şiddete maruz kalan kadınların yüzde 42’sinin artık politik görüşlerini eskisi kadar açık ifade etmediğini söylemesi, patriarkanın dijital aygıtları özellikle politik kadınların etkinliğini kırmak için kullandığını kanıtlar. Dijital linç kampanyaları da bu nedenle rastlantı değil, kadınların kamusal alanda geri çekilmesini hedefleyen modern bir baskı mekanizmasıdır.

Dijital şiddetin bir başka boyutu olan dijital mobbing ise kadın emeğinin disipline edilmesinin dijital formudur. İşçi kadınlar açısından bu baskı daha yoğun hissedilir. Lise Vogel’in belirttiği gibi patriarka, kapitalist toplumda toplumsal yeniden üretimin üzerine kuruludur. Patronların mesajlarla kurduğu baskı, yöneticilerin gizli gruplarda yürüttüğü itibarsızlaştırma süreçleri, pasif-agresif e-postalar, vardiya listelerinin dijital manipülasyonu… Bunların tamamı, kadın emeğini değersizleştiren patriarkal kapitalist uygulamalardır. Düşük gelirli kadınların dijital şiddet sonrası destek mekanizmalarına erişiminin yüzde 50 daha düşük olması, bu şiddetin sınıfsal karakterini tartışmasız şekilde ortaya koyar.

Dijital şiddetin yaygınlaşmasının nedeni, cinsiyete dayalı ve sınıfsal temelli gözetim rejimidir. Dijital panoptikon kadınların çevrimiçi davranışlarını izler, verilerini depolar, şiddeti görünmezleştirir, göreni ise görünmez kılar. Kadınların yüzde 32’sinin dijital olarak takip edilmiş olduğunu söylemesi ve yüzde 58’inin kendini güvende hissetmemesi bu baskının ne kadar güçlü olduğunu gösterir.

Kadınların dijital şiddete karşı verecekleri mücadele pratikleri ise yalnızca bireysel bir savunmayı değil, kapitalist patriarkaya karşı kolektif bir karşı koyuşu gerektirir. Bireyin zihnini zedeleyen travma kolektif araçlarla aşılıp kolektif bilincin bir parçası hâline getirildiğinde, politik bir güce evrilir. Dijital çağda bu dönüşüm daha hızlı, daha görünür ve daha kapsayıcı hâle gelmiştir. Dijital şiddetin amacı kadını yalnızlaştırmaksa, dijital dayanışmanın amacı da bu yalnızlığı kırmaktır.

Dijital şiddetin teşhiri

Dijital ifşa, kadınların çoğu zaman sesini duyurmak için başvurmak zorunda kaldığı bir yöntemdir. Çünkü patriarkal devlet aygıtı taciz ve mobbing vakalarını sistematik bir körlükle ele alır. Beyanı yok sayar, delili yetersiz bulur, faili korur, mağduru sorgular. Üniversitelerde etik kurullar sessizdir. İşyerlerinde insan kaynakları patronun çıkarlarına bağlıdır. Yargı ise kurumsal erkeklik refleksiyle fail lehine davranır. Bu koşullarda dijital ifşa bir “son çare” olarak doğar. Çünkü devletin erkek yüzü adaleti üretmez, adalet ancak mücadeleyle mümkün hâle gelir.

Ne var ki dijital ifşa, ne kadar etkili olursa olsun, geçicidir. Bireysel bir çığlık, patriarkal kapitalizmin köklü yapısını tek başına sarsamaz. İfşa, yapının yüzeyinde bir dalga yaratır ama gölün boşalmasını sağlamaz. Bu nedenle dijital ifşa bir mücadele aracı olmakla birlikte bir mücadele çağrısıdır da. Tanıklığı görünür kılar ancak politikleştiremez. Eylemi başlatır ama sürdüremez. Tam da bu noktada örgütlü mücadelenin belirleyici rolü ortaya çıkar. Bireysel deneyim örgütsüz kaldığında, kendi sınırlarına çarpar.

Bu sınırları aşabilen en güçlü örnek, dünya çapındaki “MeToo” hareketidir. Harvey Weinstein’ın onlarca kadının tanıklığıyla teşhir edilip mahkûm edilmesi, CBS Başkanı Les Moonves’in kadın çalışanların kolektif baskısıyla görevden alınması; dijital ifşanın ancak örgütlü bir ağla birleştiğinde gerçek dönüşüm yaratabildiğini gösterdi. MeToo’nun başarısı bir hashtag’in değil, örgütlü kadın emeğinin başarısıdır.

Türkiye’de ise Digel Tekstil ve Queen Flowers işçilerinin mücadelesi bu durumun yerel karşılığıdır. Taciz ve mobbing önce dijitalde görünür oldu, fakat süreç orada kalmadı. Kadın işçiler bir araya geldi, sendikalar harekete geçti, mobbing ve tacize karşı örgütlü oldukları sendikalarıyla işyerlerinin önünde fiili direnişe geçtiler ve direnişin sürdüğü her gün, bu mücadelenin olumlu karşılığı ile devam ediyor. Patronun lehine olan güç dengesi değişti. Kadınların kolektif sözü, işyerinde politik bir kuvvet hâline geldi.

Dijital ifşanın sınırlılıklarını kabul etmek, onu değersizleştirmek anlamına gelmez. Aksine, onu doğru yere yerleştirmektir. Federici’nin belirttiği üzere patriarka, kapitalist üretim biçiminin zorunlu unsurudur. Bu da şiddetin sistem tarafından üretildiğini gösterir. Bu nedenle taciz ve mobbing, bireysel faillerle sınırlı değildir. Üretim ilişkileri değişmedikçe de ortadan kalkmazlar. İşte bu yüzden dijital ifşa geçici bir müdahale, Örgütlü mücadele ise kalıcı bir dönüşüm aracıdır.

Devletin, sermayenin ve patriarkanın üçlü ittifakı kadınların sesini bastırdıkça dijital çığlıklar çoğalacaktır. Fakat bu sesler örgütlü bir hatta bağlanmadıkça yapıyı değiştirmeye yetmeyecektir. Bugün yapılması gereken; dijital ifşaları politik bir örgütlenme çizgisine taşırken, her tanıklığı bir örgütlenme çağrısına, öfkeyi kolektif mücadele enerjisine, her dayanışma biçimini sınıf hareketinin bir parçasına dönüştürmektir. Kampüs komisyonları, işyeri kadın komiteleri, sendikal birlikler ve mahalle dayanışma ağları bu nedenle hayati önem taşır. Patriarkal kapitalizmin kökleri ancak örgütlü ve süreklilik taşıyan bir mücadeleyle kurutulabilir.

Dijital ifşa bir kıvılcımdır. Örgütlü mücadele ise bu kıvılcımı büyüten ve yönlendiren yangındır. Tekil sesler ancak sınıfın korosuna karıştığında güç kazanır. Bireysel deneyimler, kolektif bir öznenin iradesine dönüşünce siyasallaşır. Patriarkanın ve kapitalizmin duvarları ancak böyle çatlar.

İfşa etmek yetmez! İfşayı örgütlemek, örgütü büyütmek ve mücadeleyi sınıfsal bir hatta oturtmak gerekir. Dijital şiddetin teşhiri, ancak o zaman patriarkal kapitalizmin çözülüşünün bir parçasına dönüşür ve gerçek özgürleşmenin yolu açılır.


  1. Federici, Silvia. Caliban ve Cadı: Kadınlar, Beden ve İlksel Birikim. Otonom Yayıncılık. 2004 ↩︎
Total
0
Shares
Önceki makale

Sosyalist solda üç eğilim - II

Sonraki makale
Sosyalist solda üç eğilim - III

Sosyalist solda üç eğilim - III

İlgili Gönderiler