11. Yargı Paketi, toplumsal yeniden üretim krizi ve gericiliğin ideolojik hamlesi

11. Yargı Paketi, toplumsal yeniden üretim krizi ve gericiliğin ideolojik hamlesi

Ekim ayında gündeme gelen ve kasımda Meclis’e sunulan 11. Yargı Paketi’nden LGBTİ+ karşıtı maddelerin geri çekilmesi, bir geri adım gibi görünse de siyasal iktidarın stratejik yöneliminde gerçek bir değişim anlamına gelmemektedir. Aksine, bu geri adım bir yoklama, bir sınır testi, toplumsal direncin nabzını tutmaya dönük taktiksel bir manevradır.

Bu nedenle asıl soruyu burada sormak gerekir: Bu maddeler taslağa nasıl girebildi? Bu cüreti nereden aldılar?

Bu sorunun yanıtı, güncel siyasi tartışmaların ötesinde, kapitalist devlet aygıtının kriz dönemlerinde başvurduğu ideolojik yeniden düzenleme hamlelerinde yatmaktadır.

Toplumsal yeniden üretim krizi ve heteronormatif aile ideolojisi

Kapitalizm, tarihsel olarak yalnızca üretim alanını değil, üretim koşullarının yeniden üretildiği toplumsal alanı da denetim altına almak zorundadır. Bu alanın merkezinde ise “aile” olarak kutsanan, fakat esasen kadınların karşılıksız emeğine, itaatkâr işgücü üretimine ve patriyarkal iktidarın yeniden kurulmasına dayalı bir toplumsal fabrika bulunur. Yapısal ve sosyal sorunlar gün gibi ortadayken, devletin çıkıp aileyi yıktığı iddiasıyla LGBTİ+’ları kriminalize etmesi, onun ezilen toplumsal kesimlerin karşısında konumlandığının göstergelerinden biridir.

Devletin makbul vatandaşı tanımlarken kullandığı bu “tek tip aile” şablonu, sadece politik ve ekonomik bir araç değil, aynı zamanda ciddi bir psikolojik şiddet biçimidir. Heteronormativitenin “doğal” ve “tek doğru” olarak sunulması, bunun dışında kalan herkesi “anormal”, “sapkın” ve “hasta” kategorisine iter. Eleştirel psikoloji perspektifinden bakıldığında, devlet bir grubun varoluşunu yasal ve söylemsel düzeyde yok saydığında, bu durum, kişilerde derin bir ontolojik güvensizlik yaratır; kişi, kendi gerçekliği ile toplumsal gerçeklik arasında bir yarılma yaşar. Var olduğu halde yok sayılma hissi, bireyin benlik bütünlüğüne yapılmış en ağır saldırıdır.

Aileyi sadece “kadın-erkek-çocuk” üçgenine hapseden sistem, LGBTİ+’lara çocukluktan itibaren “yanlış” veya “eksik” olduklarını öğreterek kendilerine yönelik nefreti içselleştirmelerine yol açar. Sürekli hedef gösterilmek ve “ahlakı bozmakla” suçlanmak, basit bir üzüntüden öte, devlet eliyle uygulanan sistematik bir travmaya yol açar ve kronik stres yaratır. En insani duygu olan sevginin ve yakınlığın, sadece belirli cinsiyetler arasında olduğunda “kutsal”, diğer türlü olduğunda “suç” sayılması, bireylerin duygusal dünyalarını sakatlamaya yönelik bir girişimdir. Bu nedenle devletin aileyi koruma iddiası etik bir savunma değil; ekonomik bir çıkarın ideolojik kılıfıdır.

Kapitalizmin krizlerini yalnızca ekonomik boyutu ile ele almak eksiktir. Bu krizler aynı zamanda birer bakım krizi, toplumsal yeniden üretim krizidir. Devlet, krizi yönetebilmek için toplumu disipline eder; aileyi dar bir kalıba sokar; heteronormativiteye dayanan patriyarkal değerleri “milli” ve “ahlaki” kodlarla meşrulaştırır.

Bu çerçevede LGBTİ+ karşıtlığı masum bir kültürel tercih değil, sermaye düzeninin krizine verdiği ideolojik tepkinin parçasıdır.

11. Yargı paketi: Krizin ideolojik çerçevesi

Taslak metinde yer alan ve toplumsal tepki sonrası geri çekilen maddeler arasında şunlar bulunuyordu:

  • “Biyolojik cinsiyete aykırı davranışları” suç saymak,
    (Taslak metin: “Bireyin biyolojik cinsiyetine aykırı davranışların aleni şekilde sergilenmesi halinde … hapis cezası öngörülür.”)
  • Aynı cinsiyetten bireylerin evlilik, birliktelik veya tören düzenlemesini suç kapsamına almak,
    (Taslak metin: “Evlilik birliğine benzer şekilde aynı cinsiyetten bireylerin tören düzenlemesi … hapis cezası ile cezalandırılır.”)
  • Cinsiyet uyum sürecini ağırlaştırmak, neredeyse imkânsızlaştırmak,
    (Taslak metin: “Cinsiyet değişikliği için ek kurul raporları, ek tıbbi değerlendirmeler ve yeniden yargı denetimi gerekir.”)

Bu maddelerin tamamı hukuk tekniğiyle değil, ideolojik tahakküm mantığıyla yazılmıştır. Hukuki olarak tanımlanması imkânsız olan “biyolojik cinsiyete aykırı davranış” ifadesi, LGBTİ+ varoluşunun kendisini bir suç kategorisi haline getirmeyi amaçlamaktadır.

Bu yönüyle paket, yalnızca nefretin değil, toplumsal alanın devlet tarafından kapitalist tahakkümün sürmesi için yeniden biçimlendirilmesinin, yani yeni bir otoriter toplumsal norm projesinin aracıdır.

LGBTİ+ hareketinin tarihsel anlamı: Özgürlüğün toplumsal yeniden kuruluşu

LGBTİ+ hareketinin aileyi “çürüttüğü” iddiası gerçekliğin ters yüz edilmiş halidir. Aslında LGBTİ+ hareketi aileyi kan bağına değil dayanışmaya, zorunluluğa değil seçilmişliğe, itaate değil özgürlüğe, patriyarkal hiyerarşiye değil karşılıklı bakıma dayalı biçimde yeniden tanımlayarak toplumsal ilişkilerin özgürleşme potansiyelini açığa çıkarır.

Bu nedenle devletin hedefi yalnızca LGBTİ+’lar değildir. Hedef, bu özgürleşme potansiyelinin kendisidir. Çünkü toplumsal ilişkiler içerisinde özgürleşen her bir alan, sermayenin tahakküm kapasitesini daraltır.

Geri adım değil, yeniden konumlanma

11. Yargı Paketi’ndeki maddelerin geri çekilmesi, mücadelenin kazanıldığı anlamına gelmez. Bu bir geri çekilme değil, bir hazırlık, bir konumlanma, toplumsal tepkilerin sınırını ölçme girişimidir.

Gerici iktidarlar hiçbir zaman ilk hamlede en sert saldırıyı yapmaz. Önce nabız tutar, sonra uygun anda ağır darbeyi indirir. Bu nedenle bugün geri adım olarak görünen, büyük bir teyakkuzun başlangıcıdır.

Bir toplumsal kesimin özgürlüğünün hukuk eliyle hedef alınması, işçi sınıfının özgürlük alanını da daraltmanın aracıdır. LGBTİ+ düşmanlığı, kadın düşmanlığı ve otoriterleşme; sermaye düzeninin sömürü politikalarını perdeleyen bir sis perdesidir.

Görev, yalnızca LGBTİ+ haklarını savunmak değil; bu saldırıları üreten sermaye düzeniyle hesaplaşmaktır.

Özgürlük, ancak örgütlü halkın mücadelesiyle kazanılır.

Baskı düzeni ise ancak örgütlü halkın yumruğuyla yıkılır.

Total
0
Shares
Önceki makale
Türkiye’de yeni faşizmin inşası 12 Eylül’den OHAL’e, ulusal savaştan mülteci rejimine

Türkiye’de yeni faşizmin inşası: 12 Eylül’den OHAL’e, ulusal savaştan mülteci rejimine

Sonraki makale
İktidarın tercihi_Asgari ücret mi asgari kâr mı

İktidarın tercihi: Asgari ücret mi, asgari kâr mı?

İlgili Gönderiler