Patronlar servetlerine servet katarken, açlık sınırında yaşamaya bile yetmeyen asgari ücretle geçinmeye çalışan milyonlarca emekçi, halkının yanında olduğu için tutuklanan siyasetçiler, yoksulları yerinden eden savaşlar, patronların çıkarı için çalışan devletlerin soykırıma varan şiddeti, kadın cinayetleri…
İçinde yaşadığımız kapitalist düzenin yarattığı eşitsizlikler, emekçilerin her gün yeniden başlayan geçim kaygısı, önlenebilir iş cinayetleriyle katledilen emekçiler, tatil için gidilen bir otelde patronun daha fazla para kazanmak için almadığı önlemler yüzünden yitirilen hayatlar, yaşantımızın bir parçası. Bu sorunlar, devletin ve onu yöneten AKP-MHP iktidarının patronlara hizmette kusur etmeyen yönetiminin sonucunda ortaya çıkıyor.
Kapitalizm, dünyada dizginsiz bir saldırıyı ilerletirken, Türkiye’de ve bölgemizde de son 20 yılda işçi sınıfıyla patronlar arasındaki eşitsizlik büyüdü. Kadınlara ve LGBTİ+’lara dönük düşmanlık arttı, emperyalist savaşlar sonucunda kitlesel katliamlar ve büyük göç dalgaları yaşandı. Doğaya dönük saldırılar katmerlendi, yaşam alanlarımız rant için müteahhitlere ya da uluslararası maden şirketlerine peşkeş çekildi.
Sırtını iktidara yaslayan patronlar, saldırıların en büyüğünü işçi sınıfının haklarına yöneltti. Zonguldaklı madencilerden, TEKEL işçilerinden ve daha nicelerinden öğrendiğimiz işçi direnişlerini kırmak için öncelikle işçi sınıfının sendikalı olma ve toplu sözleşme yapma haklarına saldırdılar. Greve çıkan işçiyi açlıkla tehdit ettiler. AKP-MHP iktidarı, milyonlarca işçiyi baskı altında tutmak için bir polis devleti yarattı. Neticede ise kayyumlar, tutuklanan hak savunucuları ve işçi önderlerine kadar uzanan büyük bir baskı kuruldu. Bu baskı, kapitalist sistemin, iktidar eliyle gerçekleştirdiği emek ve halk düşmanı uygulamalarının sonucudur.
Bu baskıyı, ancak kendi çıkarlarını siyasetin merkezine taşıyıp, bunları inatla savunan örgütlü bir işçi sınıfı hareketi yenebilir. Emeğiyle geçinen milyonlar, sıradan yaşamlarına devam ederken yepyeni bir ülkeyi kuracak gücü taşımaktadırlar.
İşçi sınıfı, mavi-beyaz yaka gibi yapay ayrımları aşarak politik bir güç olarak siyaset sahnesinde yer almalıdır. Zengin bir azınlığın çıkarı için değil, milyonlarca emekçinin barınma, beslenme, eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması için siyaset yapılmalıdır. Emekçilerin taleplerinin etrafında örgütlenecek olan sosyalist devrimci bir parti, emekçiler tarafından örgütlenmeli ve işçi sınıfının politik bir güç hâline gelmesi sağlanmalıdır. Ancak, AKP-MHP iktidarı başta olmak üzere, sağcı siyasetçilerin elinde geçtiğimiz yirmi yılda giderek emekçilerden daha da uzaklaşan siyaset ortamında emekçi kitlelerin siyasete katılımı, “kötünün iyisi” olan seçeneklere oy vermekle sınırlı kalıyor. Bu siyaset ortamı, aynı zamanda, sosyalistlerin devrimci taleplerini engelleyerek sosyalist devrimci siyasetin de ortadan kaldırılması tehlikesini de barındırıyor.
İşçi sınıfının çıkarları etrafında örülen siyasetin garantisi devrimciliktir. Kılavuz, sosyalist hareket içindeki dağınıklığın aşılması için, sosyalist devrimci siyaseti devrimci saiklerini yitirmeden kitleselleştirme iddiasıyla yola çıktı.
İşçi sınıfının iktidarını hedefleyen bir politik odak, yalnızca iş yeri mücadelelerine sıkışmamalıdır. Devrimci siyaset, toplumsal sorunların tümüyle ilgilenmeli ve çözüm önerileri sunmalıdır. İşçi sınıfı, ilerici toplumsal hareketlerin hak mücadelelerine duyarsız kalması düşünülemez. Ekoloji mücadelesi, kadın hareketi, LGBTİ+’ların hak mücadeleleri; işçi sınıfının iktidar mücadelesinin bir parçası olmalıdır. Sosyalist devrimci partinin görevi, demokratik toplumsal hareketlerin, kendi özgün dinamiklerini reddetmeden, ancak işçi sınıfı iktidarını hedefleyen bir iktidar perspektifiyle örgütleneceği araçları yaratmaktır.
Kılavuz, toplumsal sorunlar etrafında gelişen demokratik hak mücadelelerinin işçi sınıfının iktidar hedefiyle bağının kurulacağı araçları yaratmayı amaçlıyor.
Gençler, günümüzde güvencesizliğe ve yoksulluğa mahkûm edilmiş durumda. Çocuk yaşta çalışmak zorunda kaldığı için eğitim alamayan yüz binlerce çocuğa ek olarak, öğrenci gençlik de ya okumak için gitmek zorunda olduğu şehirlerde barınamayıp eğitim hakkından mahrum bırakılıyor, ya da okurken çalışmak zorunda kalıyor. Bu çilenin sonundaysa asgari ücret seviyesine sabitlenmiş ücretlerle hayatlarını kurmaya çalışıyorlar. Bu zorluklara, sağ ideolojilerin gençlik üzerinde yarattığı tahribat da ekleniyor ve geleceği çalınan gençlik, sosyalist devrimci siyasetin bir güç olamadığı koşullarda faşist partilerin peşine takılıyor; öfkesini, bu yoksullaşmanın sebebi olan kapitalist sisteme ve patronlara değil göçmenlere, Kürt halkına, kadınlara, LGBTİ+’lara yönlendiriyor.
Kılavuz, bu ideolojik zehirlenmenin önüne geçmeyi, gençler arasında sosyalist siyasetin etkisini artıracak bir örgütlenmeyi oluştururken ideolojik mücadeleyi de yüksetlmeyi, gençliğin öfkesini emekçileri yoksulluğa mahkûm eden sermaye düzenine yönlendirmeyi amaçlıyor.
Kürt halkının eşit yurttaşlık mücadelesi, ülkemizin en önemli sorunlarından birisi. Kürt halkı; anadilde eğitim, sağlık hizmetleri ve ulusal kültürünü koruma imkânlarından mahrum bırakılıyor. Belediyelerine kayyum atanarak seçme ve seçilme hakkı fiilen yok sayılan Kürt halkı, Suriye başta olmak üzere sınır ötesinde de saldırılarla karşı karşıya kalıyor. Kürt emekçiler, düşük ücretlerle ve genelde güvencesiz çalıştırılıyor. İşçi sınıfı, Kürt emekçilerine ulusal kimliklerinden dolayı yaşatılan acımasız sömürüye sessiz kalmamalıdır. İşçi sınıfının iktidar yolunda en önemli müttefiklerinden biri, kendi özgürlüğü için demokratik bir ülke mücadelesi veren Kürt halkıdır.
Kılavuz, ulusal baskının ortadan kaldırıldığı, Kürtlerin, Türklerin ve tüm halkların eşitlik ve barış içinde yaşadığı bir ülkeyi kurma amacıyla yola çıktı.
Kılavuz, sosyalist devrimci partiyi inşa etme ve Türkiye’de devrimci mücadeleyi yükselterek işçi sınıfını iktidara taşıma arzusuyla büyüyor.
İnsanca yaşamı, sosyalizmi hak eden işçi sınıfımızla büyümeye devam edecek!










