“Sosyalist hareketin düzen siyasetinden kurtarılması gerekiyor”

Sosyalist Kılavuz’un bir önceki sayısında yayımlanan röportajımızda; Kızıl Parti’nin kuruluş çalışmalarını ve mücadele hedeflerini sayfalarımıza taşımıştık. Bu sayımızda ise röportajımıza Kızıl Parti Genel Sekreteri Onur Emre Yağan ile devam ediyoruz. Yağan ile partinin Türkiye sosyalist hareketinin güncel siyasal konumuna dair değerlendirmelerine ve birleşik mücadeleye yaklaşımına odaklanacağız.

“Sosyalistleri, pasif bir düzen karşıtlığına sıkıştıran bu durumu değiştirmemiz gerekiyor.”

Bir önceki röportajımızda, Türkiye’de sosyalist hareketin giderek düzen siyasetinin etkisi altına girdiğini, devrimci mücadele yöntemlerinden ve sınıf eksenli siyasetten uzaklaştığını dile getirmiştiniz. Bu bağlamda, devrimci hareketlerin hem kendi ayrımlarını netleştirmesi hem de güncel toplumsal mücadele alanlarında inisiyatif alabilen bir perspektif oluşturması gerektiğini vurgulamıştınız. Şimdi bu değerlendirmelerinizi, sosyalist siyaset özelinde ve toplumsal mücadele pratiklerini de göz önünde bulundurarak daha somut hâle getirmek istiyoruz. Sizce Türkiye’deki sosyalist hareketi ve onun örgütsel pozisyonlarını nasıl değerlendirmek gerekir?

Onur Emre Yağan: Sorunun asıl kısmına geçmeden önce, izninizle, sık sık kullandığımız “düzen siyaseti” ya da “düzen içi” gibi kavramlarla ne kastettiğimize ve bunun karşısında, “düzen dışı” ya da “düzen karşıtı” olmanın ne anlama geldiğine kısaca değinelim. Çünkü “düzen siyaseti” kavramı, aslında sosyalist hareketin kendisini nerede konumlandırdığına dair bir ayrımı da içeriyor.

Biz “düzen siyaseti” ya da “düzen içi siyaset” derken; sınıflı toplumu ve sermaye ilişkilerini ilkesel olarak sorgulamayan ya da bunlara köklü bir yıkım amacıyla yönelmeden, yalnızca sistem içinde iyileştirmeler hedefleyen ve burjuva demokrasisinin sınırlarını aşamayan politik yönelim ve söylemleri anlatmaya çalışıyoruz. Başka bir ifadeyle söylersek, kapitalist toplumsal formasyonun ve siyaset alanının dışına taşmayan bir politik-örgütsel duruştan bahsediyoruz. Bu pozisyonu benimseyen parti veya yönelimler, sınıfsal çelişkileri ortadan kaldırmak yerine yönetilebilir hâle getirmeye çalışırlar. AKP, MHP gibi partiler zaten fütursuzca zenginlere hizmet ediyor şüphesiz. Ancak, iyi anlaşılması açısından, sola yakın olan en iyi örnek CHP’dir. Bu saptamada parlamento ise düzen siyasetinin üretimi ve meşrulaşması açısından en fazla kurumsallaşmış alan olarak tanımlanabilir.

Parlamentoda olan sosyalist partiler de var ama. Onları nasıl değerlendirmemiz gerekir?

Evet, var ve parlamentoda yer almak, elbette bir sosyalist partiyi doğrudan düzen partisine dönüştürmez. Parlamento da bir mücadele alanıdır. Ancak burada asıl ayrım noktası, parlamento zeminini nasıl değerlendirdiğiniz ve düzen partilerinden bağımsız bir siyaset ve eylem anlayışı oluşturarak, parlamenter siyaseti aşıp aşamadığınızdır.

Bu ayrım ilk bakışta çok net görünmeyebilir ama şöyle ifade edebiliriz: Mevcut parlamenter sistem içinde kalıcı yer edinmeyi amaçlayan, bu uğurda CHP, DEM Parti ya da başka partilerle pragmatik ittifak ilişkileri kurup, masa başı hesaplara gömülen, siyaset alanındaki inisiyatifi ve öncülüğü -son birkaç ayda daha açık görüldüğü üzere- bu partilere fiilen devreden ve “toplumu da çok ürkütmemek” adına kapitalizmi köklü biçimde değiştirmeye dönük devrimci fikirlerini geri çekerek, toplumsal nesnelliğin ortalamasına göre siyasal söylem geliştiren partiler bize göre, adında sosyalist, komünist ya da işçi olsun ya da olmasın, parlamentoda olsun ya da olmasın fark etmez, düzen içi siyasal eğilimlere teslim olan ve devrimci sınıf siyasetinden uzaklaşan partiler olarak değerlendirilebilir.

Bakın, daha yeni İzmir grevini, üstelik ayrımcı, milliyetçi hezeyanları öne çıkararak boğan, sınıfsal karakteri net bir şekilde ortada olan bir CHP’den söz ediyoruz. Böyle bir partiyle eleştirel mesafe koymaksızın, ideolojik ve politik ayrımları da net bir şekilde oluşturmaksızın, yelken bayraklarını kapıp koşa koşa CHP mitinglerine katılan, sosyalist olma iddiasındaki partiler var. Bu partilerin, ister parlamentoya girme hedefi taşısınlar ister taşımasınlar, parlamenter siyaset zeminini aşan bir devrimci hat oluşturabileceklerini düşünmüyoruz.

CHP mitingine hiç gidilmez mi? Elbette belli durumlarda gidilebilir. Özellikle AKP faşizmi döneminde saldırıya uğrayan bir parti ve dayanışma da söz konusu olabilir. Vurgulamak istediğim nokta ise şu; sosyalistler sürekli Özgür Özel ya da Ekrem İmamoğlu dinleyerek veya onların ne yapacağını bekleyerek bağımsız devrimci bir sınıf siyasetinin ne düşüncesini ne de araçlarını inşa edebilir. Sosyalistleri, pasif bir düzen karşıtlığına sıkıştıran bu durumu değiştirmemiz gerekiyor. Yoksa devrimci gövdemizin bir kısmı, kapitalizmin sınırlarını aşamayan siyasal alan içinde eriyip gidecektir.

“Kimsenin kimseye üstünlük taslamadığı, temel ilkeler üzerinde şekillenen ortak bir politik iradenin inşa edilmesi mümkündür.”

Sosyalist siyasetin düzen siyasetinin sınırlarını aşması için ne yapmak gerekiyor peki?

Bir kere, özellikle 2017 yılından bu yana sosyalistlerin temel siyasi gündemi hâline gelen “AKP’yi devirmek” siyasetini yeniden ele almamız ve güncellememiz gerekiyor. Elbette Türkiye halklarının ve emekçilerinin daha özgür, daha az baskıcı koşullarda yaşayabilmesi için AKP’nin iktidardan düşürülmesi önemli. Bu hedefi yadsımıyorum veya vazgeçelim de demiyorum. Ancak bu hedefi gerçekleştirmeye çalışırken, inisiyatifi düzen siyasetinin aktörlerine bırakan ve sosyalist hareketi edilgenleştiren bir sapmaya yol açmadan, birlikte ve bağımsız bir devrimci siyasal hat inşa etmeye ihtiyacımız var.

Bugün siyasal partiler arasında ciddi bir asimetrik güç ilişkisi bulunuyor. Bu dengede CHP, siyasal öncülüğü kolaylıkla ele geçirebiliyor ve sosyalist örgütleri kendi izleyicisi ya da destekçisi konumuna düşürebiliyor. Saraçhane Direnişi ve sonrasındaki eylemler, bu durumun en açık göstergelerinden biri oldu. Binlerce üyesi olduğunu söyleyen ve hatta Meclis’te temsil edilen sosyalist partiler, bu direnişte herhangi bir öncülük iddiası taşımadı. Daha da çarpıcısı, bu örgütler öncülük yapamayacağına çoktan ikna olmuş bir psikolojiyle hareket etti. Bu partilerin iddiasızlığı, o örgütlerde bulunan devrimci kadrolar açısından da ciddi bir tartışma konusu olmalı. Bu tablo, aynı zamanda, sosyalist hareketin politik alanda da ideolojik mücadelede de geriye düştüğünü gösteriyor.

Şunu da ekleyelim; sosyalistlerin, AKP’ye karşı mücadelede sürekli olarak CHP adaylarını desteklemek gibi bir zorunluluğu da olamaz. Parlamento seçimlerinde de örneğin CHP ya da DEM Parti’nin çatısı altına sığınmak da bir mecburiyet olamaz. Sosyalistler, parlamentoya girecekse de kendi ittifakıyla, etkili, yaygın ve kitleselleşmiş bir siyasal faaliyetle barajı aşmayı hedeflemelidir. Hatta cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de kendi adayını çıkarma iradesini gösterebilir. Bu sayede emekçiler içinde kendi devrimci iktidar hedefini anlatma ve yaygınlaştırma olanağı artacak, hareketin özgüveni yükselecek ve sosyalist yapıların, gerektiğinde CHP ya da DEM Parti gibi aktörlerle daha eşit ve ilkeli bir ittifak ilişkisi kurma zemini de güçlenecektir. Deyim yerindeyse, onca yılın ardından yeniden kendi göbeğimizi kendimizin keseceği bir eğilimi güçlendirmemiz gerekiyor.

İkincisi, sosyalist hareketin sendikal alanda mevcut bürokrasiyle ve sarı sendikacılıkla açık bir mücadele yürütmesi ve bu yapıların yönetimlerini devrimci bir çizgide yeniden oluşturmayı hedeflemesi şarttır. Yine İzmir Belediyesi işçilerinin grevi örneği üzerinden konuşalım. DİSK, içinde hâlâ çok sayıda sosyalist yer almasına rağmen, örgütlenme kapasitesi ciddi ölçüde daralmış bir konfederasyondur. Son yıllarda sosyalist hareketin düzen siyasetine sıkışması, DİSK özelinde çok daha radikal bir biçimde görünür hâle geldi ve bu sendika adeta CHP’nin arka bahçesine döndü. Bu öyle bir nokta ki, daha geçtiğimiz ay İzmir 1 Mayıs kürsüsünde konuşturulan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın grev karşıtı, işçi düşmanı tutumunun, herhangi bir AKP’li siyasetçiden geri kalır nitelikte olmadığı da acı biçimde görüldü.

Özetle DİSK, bir gayret kendi üyelerini greve çıkaracak cesareti gösterse bile, grevin taleplerini topluma anlatmak, meşruiyetini savunmak gibi en temel eylem kurallarını bile hayata geçiremeyecek durumdadır. Hâl böyle olunca ne oluyor? Sınıf düşmanı, ayrımcı ve ırkçı reflekslerle gelişen grev kırıcılığı karşısında, mücadele etmek yerine masaya oturuluyor ve grev fiilen satılıyor. Bu kabul edilemez! Ne DİSK’in ne de diğer sendikaların, düzen içi bürokratik yapılar elinde çürümesine göz yumamayız. Bu yapıların devrimci siyasetin müdahalesine açık hâle getirilmesi ve taban inisiyatiflerinin güçlendirilmesi için hep birlikte mücadele etmek zorundayız.

Üçüncüsü, devletin artan baskı ve saldırılarına karşı sosyalistlerin birlikte mücadele etmesi bir zorunluluktur. Örneğin, mahallelerdeki çeteciliğe, iş yerlerindeki örgütsüzleştirme girişimlerine, faşist devlet politikalarına ve yoldaşlarımızın cezaevlerine kapatılmasına karşı da örgütlü bir mücadele ve dayanışma ağı kurmak zorundayız. Bu ölçekte bir saldırıya karşı herhangi bir sosyalist yapının tek başına etkili olması mümkün değildir. Ancak birlikte hareket edersek bu kuşatmayı aşabiliriz.

Bize göre, kimsenin kimseye üstünlük taslamadığı, temel ilkeler üzerinde şekillenen ortak bir politik iradenin inşa edilmesi mümkündür. Bugün neredeyse cezaevine atılmayan sosyalist kalmadı. Her gözaltı, her tutuklama, örgütsüzlüğün hüküm sürdüğü koşullarda devrimci iradenin geri çekilmesine de neden oluyor. Bu örgütsüzlüğün doğurduğu dezavantajı ancak dayanışmayı ve mücadeleyi ortaklaştırarak aşabiliriz.

Bu sorunun cevabına bir kısa not daha ekleyeyim. İdeolojik mücadelede yeniden etkili olabilmek için yazılı ve görsel üretimlerimizi de artırmamız gerekiyor. Sosyal medya da ideolojik mücadelenin bir alanı şüphesiz ancak çoğu zaman yüzeysel ve kısırlaştırıcı bir etki yaratabiliyor. Bu nedenle, daha derinlikli, kalıcı ve geniş alanlara yayılan ideolojik üretimlere ağırlık vermemiz gerekiyor.

“Sosyalist hareketin içinde bulunduğu sıkışmayı aşmak için elimizden geleni yapacağız.”

Röportajın sonuna geldik. Son olarak şu soruyu yöneltelim: “Solun birlikte mücadelesi” derken, bu kapsamda ortak yol alabileceğinizi düşündüğünüz örgütler hangileri ve bu konuda hangi adımları atıyorsunuz?

Az önce yapılan saptamalardan da hareketle, şunu söyleyebilirim; her dönem için geçerli olmayabilir belki ama içinde bulunduğumuz özgül koşullarda, sosyalist solun birlikte mücadelesi, yakıcı ihtiyaçlardan biri ve sadece taktiksel bir yaklaşım değil, stratejiye yakınsayan bir önem taşıyor. Elbette ilkesiz bir yan yana gelişe ya da havanda su döveceğimiz girişimlere, başka örgütler için olduğu gibi bizim de ne zamanımız ne de kredimiz var. Ancak, ortak bir mücadele hattı ve devrimci ilkeler temelinde yan yana gelişleri örgütlemek için biz de adımlar atıyoruz.

Görüştüğümüz, tartıştığımız, sosyalist hareket içinde devrimci sınıf siyasetini yeniden güçlendirme hedefinde ortaklaştığımız örgütler ve aydınlar var. Bu yaz dönemi boyunca görüşmelerimize, tartışmalarımıza ve zaman zaman yuvarlak masa toplantıları düzenlemeye devam edeceğiz. Sosyalist hareketin içinde bulunduğu sıkışmayı aşmak için elimizden geleni yapacağız.

Son 1 Mayıs’ta yaşanan saflaşmayı, yalnızca bir meydan ayrışması olarak değil, önümüzdeki dönemin siyaset anlayışını ve politik konumlanma tercihlerini de açığa çıkaran, teknik değil politik bir saflaşma olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu nedenle, olanlar bir tesadüf değildi aslında. Ancak, orada yaşanan ayrışmayı da mutlaklaştırmadan, şunu ifade etmek isterim: Bugün, düzen partilerine, sendikal bürokrasiye, reformist ve parlamentarist siyasete karşı devrimci bir mesafe koyabilen; işçi sınıfı örgütlenmesini ve son direniş sürecinde ortaya çıkan sokak enerjisini temel örgütlenme alanı ve dinamiği olarak gören öznelerle daha sık yan yana geleceğiz.

CHP’nin ya da diğer düzen partilerinin belirlediği siyaset alanında top çeviren öznelerle ise bir tartışma yürütmemiz ve onları da devrimci hatta çekmenin yollarını bulmamız gerekiyor. Çok sayıda örgütün yer aldığı geniş eylem birliktelikleri her zaman mümkün, ancak gelecek dönemin devrimci kulvarını belirlemek ve güçlendirmek için daha net çizgiler çizmek ve bu çizgileri sosyalist hareket içinde görünür ve tartışılır hâle getirmek de bizim gündemlerimizden biri.

Total
0
Shares
Önceki makale
Salih yoldaşın anısına... yazısının kapak fotoğrafı

Salih yoldaşın anısına…

Sonraki makale
Orman yangınları karşısında çaresizce bekleyen üç kişi

Orman Yangınları | Daha fazla kâr, daha fazla felaket!

İlgili Gönderiler