169 yıl önce çoğunluğu kadın olan 129 işçi, patron-polis işbirliğiyle yakılarak öldürülmüştü. O gün eşit işe eşit ücret ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için başlayan isyan, bugün grev çadırlarında sürüyor. 8 Mart’ı yaratan kadınların iradesi ve isyanı bugün Temel Conta’da devam ediyor. Sendikal haklar, mücadele ve bakım emeğinin mektubudur okuyacağımız.
Temel Conta’da grev çadırında her gün direnen kadın işçilerden biriyim. Bu mücadeleyi uzaktan izlemiyorum. Soğukta, yağmurda, baskı altında ve belirsizliğin ortasında bizzat yaşıyorum. Çünkü bu grev yalnızca bir fabrikanın kapısında değil, hayatlarımızın tam ortasında sürüyor.
Patronlara açıkça söylüyorum: Siz masaya oturmadınız, görüşmediniz, dinlemediniz, yok saydınız! Biz de bu yok saymaya boyun eğmedik. Masadan kaçtığınız her gün biz grev çadırında daha fazla kenetlendik; sabrettik, direndik, dişimizi sıktık ama geri çekilmedik. Siz “sendika istemiyorum” dedikçe bunun ne anlama geldiğini çok iyi anladık. Haklarımızın gasp edilmesini, işçinin susturulmasını, emeğin ucuzlatılmasını istediniz.
Bu grev yalnızca işyerinde yaşanmadı; grev çadırından evlerimize; boş tencerelere, ödenemeyen faturalara, çocukların geleceğine taşındı. Bir yandan çadırda nöbet tutarken bir yandan evlerde bakım emeğini sırtladık. Yemek yaptık, çocuk baktık, yaşlılara koştuk ve ertesi gün yeniden direniş alanına geldik. Ev içi emek görünmez kılındıkça biz hem fabrikada hem evde iki kat çalıştık, iki kat direndik. Ama bu bedeli boyun eğerek değil, direnerek ödemeyi seçtik.
Kadın işçiler bu mücadelenin yükünü iki kat taşıdı; hem grevde direndik hem hayatta kalmaya çalıştık ama asla “vazgeçelim” demedik. Çünkü sendika bir tercih değil, haktır. Toplu iş sözleşmesi bir lütuf değil, haktır ve grev patronun keyfine göre kırılacak bir hak değildir.
Makineleri taşıdığınız gün sadece üretimi değil, hukuku da çiğnediniz. Adres değiştirerek, baskıyla, polisle bu mücadeleyi bitireceğinizi sandınız ama şunu bilin: Bu grev çadırı dağıtılmadı, bu irade kırılmadı, bu mücadele bitmedi.
Bugün bu direniş 400 günü aşmışken, çoğunluğu kadınlardan oluşan bir grevin içindeyiz. 8 Mart’a giderken bu çadır sadece bir grev alanı değil; kadın emeğinin, kadın iradesinin ve örgütlü mücadelenin sembolüdür. Biz 8 Mart’a sadece çiçeklerle değil, direnişle, sabırla ve dayanışmayla yürüyoruz.
Buradan bir kez daha söylüyoruz: Bu grev sadece fabrikanın önünde değil; grev çadırında, evlerde ve hayatlarımızda sürüyor. Haklarımız tanınana kadar vazgeçmeyeceğiz; bedel ödeyerek, direne direne kazanacağız.










