Öncelikle, Kılavuz’un yeni okurları için bu yazının bağlamını netleştirelim: Kurulması çok yakın olan sosyalist devrimci bir işçi sınıfı partisinin “Siyasal Program Taslağı” üzerine yazıyoruz. Bununla birlikte, siyasal programın misyonunu ve nasıl kullanılacağını açıklamak, programı anlamayı ve doğru şekilde değerlendirmeyi kolaylaştırmak amacıyla bir okuma kılavuzu oluşturmaya çalışacağız.
Geçtiğimiz yılın ağustos ayında yola çıkan Kılavuz, partileşme sürecinde önemli adımlar atıyor. Bu adımların en kritiklerinden biri, bir işçi sınıfı partisinin siyasal program taslağını inşa etmek oldu. Geçtiğimiz eylül ayında başlatılan program yazım süreci, geniş bir kolektif emeğin ürünü olarak şekillendi ve bu yılın şubat ayında kapsamlı bir taslak metin ile tamamlandı.
Program, yalnızca kuruluş görevini yerine getirmek amacıyla oluşturulan bir belge olarak değil, işçi sınıfının öncü partisinin eylemini belirleyen, onun yolunu aydınlatan, amaçlarını, saptamalarını, eleştirilerini ortaya koyan bir pusula ve elbette toplumun karşı karşıya bırakıldığı bütün temel sorunlara bir çözüm önerisi olarak ele alındı. Yüzlerce devrimcinin; Marksist aydınların, işçilerin, kadınların, öğrencilerin emeğiyle oluşturulan Siyasal Program Taslağı, komünist mücadelemizin temel çizgilerini belirliyor. Elimizde, emekle ve özveriyle, geceyle ve gündüzle, kadınla ve erkekle, tartışmayla ve iknayla inşa edilmiş bir siyasal program var.
Daha ötesi ise şu; komünist partilerin programları, yalnızca bugünü değil, işçi sınıfının iktidarında gerçekleştirilecek sosyalist devrimci dönüşümleri de gözler önüne serer. Bu bağlamıyla, tüm işçi sınıfı partisi programları gibi, bizim parti programımız da yalnızca bir taslak metin değil, bağlayıcı bir bildirge, bir manifesto, bir çağrıdır!
Programın devrimci çizgileri
Marx ve Engels’in kaleme aldığı Komünist Parti Manifestosu, modern siyasal partilerin yaygın biçimde ortaya çıktığı ve parti programları ile tüzüklerinin önem kazandığı 20. Yüzyıldan önce yazıldı. Komünist Manifesto, komünistlerin yakın dönem hedeflerini üç temel başlıkta tarif etmişti: 1) Bağımsız bir sınıf olarak proletaryanın oluşması, 2) Kapitalizmin temsili olan burjuva egemenliğinin yıkılması, 3) Proletaryanın siyasal iktidarı fethetmesi.
Manifesto, iktidarı hedefleyen bir program olarak Lenin ve Bolşeviklerin pratiğinde yaşam buldu. Leninist öğretiye göre program, yalnızca yazılı bir belge değil, komünist siyasetin özlü bir anlatımı ve işçi sınıfı hareketinin ortaya çıkardığı muazzam enerjiyi toplumsal kurtuluşun hizmetine sunan, ona yön veren bir eylem kılavuzuydu.
Komünist siyasetin temel çizgilerini oluşturan bu program yöntemi değişmedi. Bugün de aynı ufka bakıyor, aynı hedef doğrultusunda harekete geçiyoruz. Yazılmasına Kılavuz’un öncülük ettiği Siyasal Program Taslağı da işçi sınıfının kurtuluşuna ve nihai hedef olarak sosyalizme giden yolda bir mihenk taşı, temel bir referans metin ve yol gösterici olarak ele alındı.
Ne var ki, Bolşevik Parti’nin veya geçtiğimiz yüzyılın siyasal kodlarıyla kurulmuş diğer komünist partilerin programlarını bugüne şablon olarak taşımak ne mümkün ne de doğru olurdu. Bugünün siyasal programı, sosyalizm mücadelesinin bütün birikimini dikkate alarak bugünün somut gerçekliğine yanıt vermek zorundadır. Bu bilinçle, kolektif bir emeğin ürünü olan program taslağımız, belirli devrimci çizgiler doğrultusunda titiz bir eleştiri süzgecinden geçirilerek kaleme alındı.
Bu devrimci çizgilerin ilki ve en temeli, programın yazıldığı dönemin özgün sorunlarına yanıt verebilme gerekliliğidir. İçinde bulunduğumuz çağ, kapitalizmin sermaye birikim rejimlerindeki dönüşümlerden, artı-değer sömürüsünün yeni alanlarına; işçi sınıfının giderek çeşitlenen yapısından, kapitalizmin derinleştirdiği çelişkilere; iktidarların otoriter ve faşist yöntemleri yaygınlaştırmasından, buna karşı daha belirgin hale gelen devrimci dinamiklere kadar pek çok özgünlük barındırıyor. Kapitalizm, tüm bu değişimlerle birlikte daha saldırgan bir boyut kazandığı yeni bir evreden geçiyor.
Bununla birlikte, geçmişte sosyalistlerin yeterince etkin olamadıkları mücadele alanları, günümüzde anti-kapitalist hareketin temel bileşenlerine dönüşüyor. Örneğin, ekolojik yıkıma karşı verilen mücadele ya da kadınların toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine karşı yürüttükleri mücadele, artık işçi sınıfının mücadelesiyle doğrudan ilişkilendirilmesi ve ortak bir devrimci perspektifle ele alınması gereken kritik alanlar olarak öne çıkıyor.
Bu bağlamda, programımızı oluştururken dönemin özgün koşullarını tüm yönleriyle ele almayı hedefledik ve kapsamlı bir değerlendirme sürecinden geçirdik. Geçmişin devrimci mirasını sahiplenirken, bugünün toplumsal ve siyasal koşullarını sosyalist bir perspektifle yeniden tanımlamak ve somutlaştırmak zorunda olduğumuza inanıyoruz. Devrim, ancak çağının ihtiyaçlarına yanıt verebildiği ölçüde gerçek bir seçenek haline gelebilir.
İkinci devrimci çizgi, programın güncel değişimlere ve dalgalanmalara göre şekillenen bir belge olmaması gerektiğini vurgulamaktı. Program, uzun vadeli bir mücadelenin haritası olmalı, ideolojik ve stratejik sabırlılığı simgelemeliydi. Sosyalist mücadele, anlık, popüler ya da zamanla unutulabilecek gündemlere indirgenemez. Dönemsel ve geçici gelişmelere göre programda yapılacak değişiklikler, partinin ideolojik temelinde sapmalara yol açabilir ve bu da partinin bütünlüğünü tehdit eder. Parti programı, yalnızca bugünün toplumsal sorunlarına çözüm önermekle kalmamalı, aynı zamanda geleceğe dönük, kalıcı ve köklü dönüşümler yaratmayı hedefleyen bir çerçeveyle oluşturulmalıdır. Gerçek bir devrimci program, yalnızca konjonktürel değil, evrensel bir perspektife dayanmalıdır.
Bununla birlikte, programın zaman içinde evrilen toplumsal ihtiyaçlara ve sistemik değişimlere göre kendini yenilemesi gerektiğinin bilincindeyiz. Bu anlamıyla, bizim programımız, Türkiye sosyalist solunda en güncel, bugünün somut koşullarını devrimci bir perspektifle ele alan ve sosyalizmin temel ilkelerinden asla ödün vermeden oluşturulmuş yeni bir program olarak görülmelidir. Siyasal Program Taslağı, kapitalizmin yeni evresine karşı verilen devrimci bir yanıttır.
Üçüncü devrimci çizgi, sosyalist hareketi kapitalizmin ideolojik kuytularına hapseden, düzen içi siyasal ve kültürel alanlara sıkıştıran politik eğilimlerin programdan tamamen dışlanmasıdır. Popülizm, reformizm, ulusalcılık, sosyal demokrasi ve sol liberalizm gibi siyasal yönelimler, işçi sınıfı mücadelesini kapitalist düzenin dar sınırlarına çeker, iktidar perspektifini silikleştirir ve sosyalist devrim amacını ortadan kaldıran bir misyona sahiptir. Sosyalist siyaset, şüphesiz ki bugünün sorunları için mücadele vermeli ve kazanımlar elde etmelidir. Fakat işçi sınıfının yıkıcı enerjisinin kapitalist ideolojilerin tahakkümü altında, düzenin sınırlarında etkisizleşmesine izin verilmemelidir.
Kılavuz, sosyalizm mücadelesini, geçici ve düzen içi kazanımlar uğruna kapitalist düzenin sınırlarında güçsüzleştiren siyasal yönelimlerle mücadele edecek bir parti programı hedeflemiştir. Söz konusu ideolojik sapmalar, birçok yoldaşımızın Türkiye İşçi Partisi’nden kopuşuna neden olan önemli eleştiri başlıklarındandır. Bizim programımız, işçi sınıfının ve ezilen halkların eşitlik ve özgürlüğünün ancak kapitalist düzenin temellerini yıkacak bir devrimle kazanılabileceğini savunmaktadır.
İdeolojik mücadelede gösterdiğimiz bu titizlik, programın yanı sıra partinin örgütsel ve siyasal bağımsızlığını da güvence altına alacaktır.
Bütünlük arayışı: Program, parti, eylem
Marksist-Leninist bir işçi sınıfı partisinin en temel ayırt edici özelliklerinden biri, onun yalnızca bir örgütsel form olarak varlık kazanmasının başarıyı garanti etmeyeceğini bilmesidir. Parti, salt ilan edildiğinde ya da kutsanarak bir fetişe dönüştürüldüğünde, kendiliğinden tarih sahnesini değiştiren bir güç haline gelmez. Partiyi gerçek anlamda bir devrimci özneye dönüştürmek için, ezilenlerin tarihsel çıkarlarını ve iktidar hedefini merkeze alan bir siyasal program ve bu programı hayata geçirecek kitlesel bir eylem gücünün inşa edilmesi zorunludur.
Partinin toplumsal hareketlerle ilişkisini kavramak için daha önce yapılmış bir benzetmeyi hatırlayabiliriz: Buhar ve piston arasındaki ilişki. İşçi sınıfının, ezilen halkların ve sömürülen kesimlerin öfkesinden ve mücadelesinden doğan enerji (buhar), onu doğru bir hatta yönlendiren ve devrimci bir kudrete dönüştüren parti (piston) olmadan kendi kendine hedefe ulaşamaz. Burada bahsedilen bütünlük, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin başarısının yolunu açacak olan anahtardır. Parti ancak, işçi sınıfının tarihsel çıkar ortaklığını kurduğunda, onu siyasal iktidar hedefine yönlendirdiğinde ve eylem içinde güç kazandığında gerçek bir devrimci önderlik işlevi görebilir.
Kılavuz’un yürüyüşünde ilk adım atılmıştır. Programımız, kapitalizmi yıkmayı ve yeni bir geleceği kurmayı hedefleyen bir iktidar perspektifiyle inşa edilmiştir. Şimdi bu programı hayata geçireceğiz. Partiyi kurma ve onu işçi sınıfıyla, yoksul halk kesimleriyle en sıkı bağlarla bütünleştirerek mücadeleye yön verecek bir pratik önderlik misyonuyla donatma süreci başlamıştır.








