1 Mayıs 2026, hazırlık süreciyle birlikte, geçtiğimiz yıl olduğu gibi Taksim Meydanı ekseninde yürütülen tartışmalara sahne oldu. Geçtiğimiz yıla kıyasla, 2026 1 Mayıs’ında “Neden Taksim?” sorusundan çok Taksim iradesinin nasıl başarılı şekilde örgütleneceğini ön plana koyan Taksim İnisiyatifi ve onunla koordinasyon içinde hareket eden örgütler, başarılı bir şekilde, Taksim iradesini taşıyarak Mecidiyeköy Meydanı’nda toplandı ve devrimcilerin, emekçilerin politik sözünün söylendiği bir 1 Mayıs’ı örgütledi.
Geçtiğimiz yıl Taksim iradesine sahip sosyalist örgütlerin ve mücadeleci sendikaların bir araya gelerek koordinasyon içinde güçlü ve politik bir Taksim 1 Mayısı örgütlemesi için bir metin yayınlayan Kızıl Parti de 2026’nın başarılı 1 Mayıs’ının temel bileşenlerindendi. Kızıl Parti’nin geçtiğimiz yıl yaptığı çağrı, 1 Mayıs Taksim Komitesi’nin kurulmasına katkı sağlamış ve bu yıla aktarılan bir deneyimin ortaya çıkmasına aracı olmuştu. Bu yıl, 2025’te Kadıköy mitingine çağrı yapan sosyalist örgütlerin de Taksim Meydanı’na çağrı yapması, böylesi bir ortak politik iradenin etkisiyle gerçekleşti.
Kızıl Parti eş sözcüleri Gün Çağ Aydın ve Beyza Nur Öztürk’le geçtiğimiz yıldan 2026 1 Mayısı’na gelen süreci, Taksim 1 Mayıs’ını ve 1 Mayıs’ın ülke çapında etkisini konuştuk.


1 Mayıs, uzun yıllardır politik anlamı silikleşen, kitlesellikten uzak ve ana akım sendikaların kontrolünde örgütleniyor. 19 Mart’ın da etkisiyle geçtiğimiz yıl ortaya çıkan yeni dinamik ve bu yıl Taksim’in politik bir sahiplenmeyle hedeflenmesini nasıl okuyorsunuz? Taksim Meydanı politik olarak niçin yeniden sosyalist siyasetin ve direnen toplumsal kesimlerin merkezi bir tartışması hâline geldi?
Gün Çağ Aydın: Geçtiğimiz yıl Taksim 1 Mayıs’ına 19 Mart’ın yarattığı güçlü bir rüzgarla girmiştik. Bu rüzgarın yarattığı politik etki özellikle gençlikte sarsıcı bir tepkiye dönüştü. 19 Mart sürecinde meydanları dolduran gençler ve emekçiler bu politik yönelimini güçlü bir şekilde 1 Mayıs’a da taşımıştı. Devrimci siyaset söz konusu olduğunda, toplumun önemli bir kesiminde ortaya çıkan tepkiyi ve direnci ileri bir noktaya taşımak asıl doğru siyasi hedeftir. Mevcut olan statükoya sıkışmak yerine, ortaya çıkan tepkiyi örgütlü biçimde bir mevzi de kazanma hedefiyle ileri bir noktaya taşımak gerekiyordu. Taksim Meydanı, salt sembolik bir meydan olması nedeniyle değil, daha bir ileri mevzi olarak bu nedenle talep edilmeliydi. Geçtiğimiz yıl bu nedenle Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs’ın kutlanması fikri yeniden güçlü bir şekilde gündeme gelmişti. Hatta hatırlatmakta fayda var; gençlik DİSK önünde bir protesto gerçekleştirmişti ve DİSK’in Kadıköy kararını etkili bir şekilde eleştirmişti.
2025 1 Mayıs’ı politik saflaşmaların daha görünür olduğu bir dönemin kapılarını açmıştı. Bu saflaşmalar ise yıl içerisinde farklı politik gündemlerde kendi göstermişti. Bu yıl ise 1 Mayıs’ı örgütlerken 19 Mart gibi güncel ve somut bir olgudan söz etmek mümkün değil. Ancak her ne olursa olsun devrimler tarihinin çarkını döndüren işçi direnişleri yolumuzu aydınlatan bir fener gibiydi. Yakın zamanlardan örnek vermek gerekirse Migros depo işçilerinin direnişi ya da 1 Mayıs’ın ön günlerinde Bağımsız Maden İş’in öncülüğünde zaferle sonuçlanan Doruk Maden işçileri direnişi devrimci arayışın ve mücadelede ısrarın tükenmediğini gösteriyor.
Baskı koşullarının devam ettiği, mücadelemize dahi düzen güçleri tarafından sınırlar çizilmeye çalışıldığı şu dönemde özellikle 1 Mayıs gibi işçi sınıfı açısından değer taşıyan bir günde Taksim Meydanı’nı işaret etmek farklı farklı politik anlamlar taşır. Her şeyden önce belirtmek gerekir ki kent meydanlarının yasaklanması devrimciler tarafından kabul edilemeyecek bir olgudur. Taksim’de ısrar etmek yasaklara karşı çıkmak anlamını taşır. Dönemsel olarak fiili ve meşru eylem biçimlerinin daha fazla ortaya konulması gerekmektedir. Özellikle 19 Mart sürecinde de gördük ki bu tip eylemler kitleler tarafından sahiplenilir ve ileri bir noktaya taşınabilir. Devrimci hareketin yerleşeceği düzlem tam olarak bu olmalıdır.
Taksim Meydanı, tarihimizde yaptığımız mitinglerde kaybettiğimiz arkadaşlarımızla, yoldaşlarımızla ve onların kanlarıyla mühürlenmiş bir meydandır. 1 Mayıs taşıdığı tüm anlamların dışında bizim yoldaşlarımızı andığımız bir gündür. Ve biz yoldaşlarımızı kaybettiğimiz yerde anarız!
Bunun dışında 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasına dair sürdürülen ısrar düzenin çizdiği sınırları kabul etmemek anlamına gelir. Eylem, doğası gereği yapanlar tarafından çizilen çerçevede gerçekleşir. Bugün bize çizilen sınırları kabul edersek sözümüze ya da taleplerimize de sınır çizilecektir. Düzenin yasakçı tutumu kendi sınırlarını genişleterek üzerimize geliyor. Bunu hangi aşamada, nerede durduracağız? Ya da dur diyecek miyiz? İşte Taksim Meydanı bu bağlamda politik bir anlam taşır.
Düşünün, dünyada emperyalizm barbar biçimde ülkelere saldırıyor, İran’ı daha yeni bombalarla yıktılar, Gazze’de görüldüğü gibi soykırım suçu işliyorlar ve bunun hesabını sorabilen bir “uluslararası hukuk” masalı bile yok artık. Dünya bir kuralsızlık ve yıkım tehlikesiyle karşı karşıya. Türkiye de farklı değil, haber yaptığı için tutuklanan gazeteciler, işçinin hakkını aradığı için esir edilen sendikacılar, okullarda öldürülen, aç bırakılan gençler sıradan vakalara dönüştürüldü.
Uzatmayayım, içinde yaşadığımız çağda kapitalizm bize barbarlığa boyun eğmeyi ve ölümü dayatıyor, daha ötesi yok. Buna karşı biz devrimciler, işçiler, yoksullar, ezilen halklar daha iddialı bir siyaseti öne çıkarmazsak, daha kararlı ve düşman kadar radikal bir çizgide siyaset üretmezsek elimizde şu an kırıntı olarak kalan hakları da tek tek alacaklar. Bu dönemde, yumuşak ve uyumlu bir siyaset, burjuva ideolojik formlara yaslanmak, parlamento hayalleri, dar örgütçülük işe yaramayacak; o kesin ama daha da ötesi tüm bunları siyasi ve örgütsel yöntemler olarak benimseyen özneleri de kurtaramayacak da o yumuşaklık, o statükoculuk. O zaman dik duralım, dövüşelim, iddialı olalım. Ancak öyle kazanırız! Taksim hedefini böyle de okumak gerekir.
Taksim Meydanı politik taleplerimizin ve sözümüzün en güçlü şekilde ifade edildiği bir meydandır. Bu sene güçsüzüz seneye daha güçlü geliriz diye tarif edilecek bir alan değildir. İçinde bulunduğumuz dönem devrimci iradenin öne çıkartılması gereken bir dönemdir. İradeni ortaya koyacaksın ki politik sözünün kitlelerde bir karşılığı ve inandırıcılığı olsun.
2025’te Türkiye İşçi Partisi gibi partiler ve bazı örgütler Kadıköy mitingine çağrı yapmıştı. 2026’da ise Taksim iradesi, TİP dahil daha geniş örgütlü kesimler tarafından sahiplenildi ve başarılı şekilde örgütlendi. Bunda geçtiğimiz yıl örgütlenen Taksim 1 Mayıs’ının politik etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
G.Ç.A: 2025 1 Mayıs’ında alanı zorlarken taktiksel anlamda çok başarılı olamadığımızı biliyoruz. Zaman darlığı, birleşik zeminin son gün yaratılmış olması gibi sebepler bu durumu bizce açıklıyor. Ve o 1 Mayıs’ın hemen ardından teknik anlamda ortaya çıkan başarısızlığın özeleştirisi katılan tüm kurumlar tarafından ifade edilmişti. Ancak 2025 1 Mayıs’ının tartışmasız olarak ortaya koyduğu politik bir başarı da vardı. Son günlerde dahi olsa bir tertip komitesi kurulmuştu ve Taksim’i işaret eden tüm kurumlar ortak hareket etme başarısını göstermişti. Bu başarı, gözü her zaman Taksim’de olan kitleler açısından bir motivasyon kaynağı oluşturdu.
2025 Kadıköy’üne gidenler kendi gözlemlerini dönüp bir hatırlasınlar. Taksim için direnenlerin olduğu bir günde bir şenlik havasında, üstelik etkisi olmayan 1 Mayıs kutlamanın verdiği utancı yaşamak öyle kolay kabul edilebilir bir durum değil. Ayrıca sınıfın olduğu yerde 1 Mayıs’ı kutlayacağız söylemlerinin de bir karşılığı olmadığı görülmüştü. 2025 1 Mayıs’ından bugüne kadar gelen süreçte Kadıköy’den Taksim’e yönelen kurumların olması oldukça anlamlıdır. Bunun ortaya çıkmasının en önemli sebebini tekrar vurgulamakta yarar var. 2025 Taksim iradesi bu sene için bir motivasyon kaynağı olmuştur ve gücünden bağımsız olarak Taksim’de eylem yapma iradesinin kitleler nezdinde ne kadar etkili olduğunu göstermiştir. 2026 1 Mayıs’ında daha başarılı olabileceğimizi 2 Mayıs 2025 tarihinde görmüştük ve bu öngörümüzde yanılmadık.
19 Mart sürecinin de kitlelerde yarattığı politizasyon ve hareketliliği göz önünde bulundurursak 2025 1 Mayıs’ı özellikle Kadıköy’e giden kurumlarda politik bir probleme neden oldu. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Kendi tabanları da onlara söylüyor. Özellikle Türkiye İşçi Partisi’nin de bu yıl Taksim iradesini ortaya koyması ve eylemde de ortak tutum açısından üzerine düşeni yapmış olması olumlu bir durumdur. Bu durum aynı zamanda geçtiğimiz yıldan dersler çıkarıldığını gösteriyor. TİP özelinde yaptığımız bu tespiti, hakkını vermek açısından geçtiğimiz yıl Kadıköy’de olup bu yıl Taksim’e gelmiş olan tüm örgütler için yapmak gerekiyor. Böylelikle çok daha fazla sayıda örgütle birlikte bir irade ortaya konuldu. 2025’ten de kazandığımız deneyim devam etti, tüm örgütler ortak tutum ve irade ortaya koymuş oldu.
Bu sene elde ettiğimiz çıktılara birkaç şey daha eklemek gerekiyor. Dörtlü olarak anılan DİSK, KESK, TTB, TMMOB’un 1 Mayısları biz örgütleriz tutumu artık sona gelmiştir. Bu “ehliyet” Taksim iradesini ortaya koyan devrimciler tarafından yok hükmünde görülmektedir. Düzenin saldırılarıyla göğüs göğüse bir mücadeleden kaçanlar (biz ona sarı sendika bürokrasisi diyelim) 1 Mayıs’a devrimci bir anlam katamazlar. Önümüzdeki dönemlerde 1 Mayıs’ları bölmeyelim safsatasını bir tartışma olarak kimsenin masaya getirmesine izin vermeyeceğiz. Tarihsel gerçek şudur ki bölenler Taksim 1 Mayıs’ını bölmektedir. Kitlesel ve birleşik olarak 1 Mayıs’ın kutlanacağı tek alan tartışmasız olarak Taksim Meydanı’dır. Artık önümüzde duran görev tüm şehirlerde devrimci 1 Mayıs iradesini güçlendirmektir. Devrimci olan tutum, pasifist anlayışı İstanbul’da mahkum ederken diğer şehirlerde de bir benzerini ortaya koyabilmektir. Önümüzdeki yıllar kürsüdeki işçinin elinden mikrofon almaya çalışanların, düzen siyasetinin öznelerine kürsü açanların ve buna entegre olanların kaybettiği bir yıl olacaktır.
Gerek Kadıköy’de gerekse TKP tarafından Kartal’da yapılan mitinglerin ortaya koyduğu duygu durumu politik tüm tespitleri gölgede bırakmaktadır. Bu meydanlarda 1 Mayıs kutlaması yapmanın masa başında basın açıklaması yapmaktan daha fazla politik etkisi olmamıştır. Böyle bir etkinin olmayacağını bile bile bu tutumu örgütlemek ise devrimci bir kopuşun daha güçlü olmasına neden olacaktır.
2025’te Taksim Komitesi, politik etki yaratmış olsa da dağınık ve sonuç olarak başarısız bir eylem örgütledi dediniz. Bu yılı başarılı kılan neydi? Geçen yıldan çıkarılan derslerle bu yıl daha güçlü bir eylem örgütlendiği gibi, önümüzdeki yıllarda Taksim hedefi gerçekçi, kalıcı ve kitlesel katılımı sağlayacak şekilde benimsenebilir mi?
G.Ç.A: Son yıllarda DİSK merkezini de etkilediğini gördüğümüz CHP, 2 Mayıs’ta 1977 katliamının 50. Yılında Taksim’de olacağız diye bir açıklama yapmak durumunda kaldı. Geçtiğimiz yıl da buna benzer bir açıklama yapmışlardı ve sözlerinde durmamışlardı. Önümüzdeki yıl da sözlerinde duracaklarının garantisi yok. Bunu biliyoruz. Ancak bu açıklamanın yapılması belli ki politik bir zorunluluk olarak ortaya çıktı. Binlerce devrimci Taksim yollarında dövüşürken düzenin çizdiği sınırlara hapsolanlar ortaya çıkan iradeyi görmezden gelemedi. CHP gibi düzen siyasetinin bir parçası da olsan, hele bir de sosyal demokrat bir partiyim diyorsan 1 Mayıs 2026’nın başarısını görmemek politik körlük olurdu. Bu aşamadan sonra sözlerini tutup tutmayacakları sadece kendilerini bağlar. Ayrım netleşmiştir ve devrimciler kendi yollarında yürümeye devam edecek.
Biz genel olarak sosyalist hareketin statükoyu aşan bir eylem çizgisine yerleşmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Tarihsel kimi örnekleri incelediğimizde de elde edeceğimiz veri birleşik bir mücadelenin politik hedeflerini daha görünür kıldığı yönünde olacaktır. Bu bağlamda şunu belirtmek gerekir ki bu 1 Mayıs’ta da sosyalist hareketin önemli bir kesimi tarafından ortak tutum devam ettirilmiş oldu. Katılımcı örgütlerin sayısının artmış olması organizasyonda olumsuz bir duruma neden olmadı. Tam aksine hemen hemen tüm örgütler alınan kararlara tam anlamıyla uyum sağladı. Kimse kimsenin önüne geçmeye çalışmadı. Hatta müzakere süreçlerinde bile olabildiğince en geniş kitleyi kapsayacak şekilde tutum geliştirildiğini gözlemledik. Bu durum ilerleyen dönemlerde yine birlikte iş yapılabilme koşullarının gelişeceğine dair önemli bir işarettir diye düşünüyorum. Önümüzdeki yıl boyunca bu tutumu ve iradeyi devam ettirebilirsek 1 Mayıs 2027’de elde edeceğimiz başarı tartışmasız olacaktır.
Kızıl Parti olarak siz bu 1 Mayıs’a nasıl hazırlandınız? 1 Mayıs’ta partiniz adına hedeflerinize ulaştığınızı düşünüyor musunuz?
Beyza Nur Öztürk: Aslında bu soruya daha geniş kapsamlı bir yanıt vermek gerekiyor. 2026 Taksim 1 Mayıs’ını 2025 Taksim 1 Mayıs’ından daha kolektif bir hale getirebilmek için başta Taksim İnisiyatifi’nde yer alan özneler olmak üzere diğer sosyalist örgütler ve devrimci sendikalarla neredeyse tüm sene görüşmeler yaptık. Ancak bu görüşmeleri yalnızca “Taksim” üzerinden değil, daha kapsamlı bir şekilde kurguladık. Ortak eylemler ve salon etkinlikleri yaparak birleşik mücadele anlayışımızı tüm seneye yaymış olduk. Birleşik mücadelede ısrarımızın, daha önce de bahsettiğimiz gibi bu sene Taksim iradesinin daha kalabalık, daha planlı ve daha örgütlü bir toplam ile Mecidiyeköy’e yansıdığını düşünüyoruz.
Kızıl Parti’nin 1 mayıs örgütlenmesi elbette, diğer devrimci örgütler gibi, bir yıl içinde yürüttüğümüz siyasi faaliyetlerin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Partimiz geçtiğimiz yıl kurulduğu için ilk 1 Mayıs eylemine katılmıştı. Sonrasındaki aylarda ciddi bir örgütlenme ve kurumsallaşma faaliyeti yürüttük. Çeşitli sokak ve salon etkinlikleriyle binlerce insanla temas kurduk, yayıncılık faaliyeti ve ideolojik mücadeleyi güçlendirdik, yerellerde örgütlenme araçları kurduk. Bununla birlikte partinin kendi iç örgütlenmesini “devrimci inşa” hedefiyle örgütledik. Bunların dışında sosyalist hareketin çeşitli özneleriyle birlikte hem eylem örgütleme hem düşünce üretme amacıyla ortak faaliyetler yürüttük. Elbette Türkiye’nin ve dünyanın siyasi gündemlerine işçi sınıfının ve ezilen halkların çıkarları perspektifinden karşı siyaset ve eylem hayata geçirdik. Bugün Kızıl Parti açısından ortaya çıkan sonuç, geçtiğimiz yıl ısrarlı ve disiplinli biçimde ve elbette kendi gücümüze uygun biçimde ortaya koyduğumuz devrimci mücadelenin bir karşılığıdır.
Dünyanın bugün içinde bulunduğu siyasi koşullarda 1 Mayıs’ı ve işçi sınıfının iktidar arayışını, anti-emperyalist mücadeleden ayrı tutmanın mümkün olmayacağının da farkındayız. Bu nedenle 1 Mayıs öncesi İstanbul ve İzmir başta olmak üzere “Emperyalizmin Barbarlık Çağı” başlıklı söyleşi ve panellerle Partimizin bu konudaki görüşlerini daha kalabalık kitlelerle buluşturabilmek adına çeşitli etkinlikleri örgütledik. Kürdistan’da çeşitli dernek çalışmalarını başlattık. Yoksul mahallelerde işçi sınıfı ile birlikte dayanışma kültürünü yeniden hayata geçirmek, var olanı ise daha da güçlendirebilmek amacıyla yol açıcı olacağını düşündüğümüz dernek faaliyetlerinin ise sayısını artırmayı hedefliyoruz.
Özetlemek gerekirse, tüm örgütümüz 1 Mayıs’a yalnızca birkaç ay kala değil, tüm seneyi 1 Mayıs’ı, işçi sınıfını örgütlemek için geçirdi demek daha doğru olur. Nihayetinde İstanbul’da Taksim iradesinin arkasında duran ve kitlesel Taksim hedefi için kalabalık ve örgütlü bir şekilde Mecidiyeköy’de barikat önünde mücadele veren; Aydın, Balıkesir ve Muğla gibi Ege Bölgesi’nde yer alan diğer örgütlerimizin İzmir’de katıldığı, Mardin, Batman, Bitlis, Urfa başta olmak üzere Kürdistan’daki örgütlerimizin bir kısmının Diyarbakır’da alana çıktığı, bir kısmının ise yine aynı şekilde Van’daki kortejimizde yer aldığı, Almanya ve Polonya’da da meydanlara çıktığımız bir 1 Mayıs’ı geride bırakmış olduk.
Hedeflerimize ulaşmak kısmına gelince, elbette ki eksik bıraktığımız ya da daha iyi yapabileceğimiz şeyler vardır. Ancak kısa sürede örgütümüzü birçok farklı yerde 1 Mayıs’a çıkarabilmenin, 1 Mayıs alanlarında sözümüzü söyleyebilmenin bir başarı olduğunu düşünüyoruz. Ancak hedeflediğimiz şey yalnızca Kızıl Parti’nin örgütsel hedef ve hamleleri değil, işçi sınıfının kazanımlarıdır. İşçi sınıfının bir güç olarak siyaset sahnesinde yer alabilmesi, kendi talepleri ve iradeleriyle ülkenin geleceğinde rol oynayabilmesi için canla başla çalışmaya devam edeceğiz. Bizim için asıl hedef budur diyebilirim.
Dediğiniz gibi, Taksim yalnızca bir mekândan ibaret değil. Taksim’de gerçekleştirilecek bir kitlesel miting için verilen mücadelenin iktidar karşıtı politik mücadeleyle ilişkisini nasıl kuruyorsunuz? Hem devrimci hem kitlesel bir 1 Mayıs için Taksim’i işaret ederken, kitlesel ve devrimci bir politik odağın örgütlenebilmesi için olanak var mı sizce?
B.N.Ö: Bu olanağın aslında her sene olduğundan daha açık bir şekilde önümüzde durduğunu Taksim için bir araya toplanmış olan kalabalığın yanında, tüm yasal izinlere, DİSK, KESK, TMMOB ve TTB gibi kalabalık sendika ve meslek örgütlerine rağmen sönük geçen Kadıköy 1 Mayıs’ı bize daha net bir şekilde göstermiş oldu.
Defalarca kez belirttiğimiz gibi işçi sınıfının, iktidarın “müsaade ettiği” alanlarda, bu düzenin bize çizdiği sınırlarda, yolda bırakan sarı sendikalarla bir kazanım elde edemeyeceği gerçeği önümüzde duruyor. Taksim ise, tam da bu reddettiğimiz anlayışın, sınırların, müsaade edilenlerin dışında “Bizim istediğimiz, bizim hedeflediğimiz, bize kazandıracak olan” mücadele anlayışının ve ayaklarımıza bağlanan zincirleri kırma çabasının göstergesi. 2027 Taksim 1 Mayıs’ını daha kitlesel, daha çok yapının bir arada mücadele ettiği; iktidarın bize çizdiği alanlar, izinler ve sınırlar dışında “devrimci hattı” geliştirmek için şimdiden bir araya gelme ihtiyacının farkındayız ve bunun için birleşik mücadele ısrarımızda da kararlıyız.
1 Mayıs sonrasında genelde bir tatil havası eser. Sizin önümüzdeki dönemde planlarınız var mı? Bu planlarınız için neler yapmayı hedefliyorsunuz?
B.N.Ö: Önümüzdeki aylarda çeşitli eylemler ve temmuz ayı başında NATO zirvesi var. Şu anda ise neredeyse hiçbir örgütümüz ara vermeden emperyalizm karşıtı eylem ve çalışma planlamaları yapıyor. Bundan sonraki süreçte anti-emperyalist mücadeleyi başa koyarak çalışmalarımıza hız kesmeden devam edeceğiz.
Ayrıca her örgütümüzün, yaz öncesi kendine ait örgütlenme planlamaları var. Partimizi nitelikli bir şekilde büyütmek için çalışmalarımıza ara vermediğimiz gibi tam aksine 1 Mayıs’ta bizimle yürüyen ve mücadelemizi bizimle birlikte omuzlayan, 1 Mayıs sonrası partimizle iletişime geçmek, aramıza katılmak isteyen yurttaşlarımızla da ara vermeden görüşmeye başladık. Mevcut çalışmalarımızı daha da kökleştireceğiz, yeni çalışmaların başlatılacağı bir sürecin çalışmalarına kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Yaz sonunda, bu sene ikincisini yapacağımız bir parti kampımız olacak. Bunun için de şimdiden hazırlıklara başladık. Hem daha geniş katılımlı, aramıza yeni katılan ve katılacak olan yoldaşlarımızı da dahil edeceğimiz hem de 1 senelik sürece dair değerlendirmelerimizi yapacağımız ve sonraki süreçteki hedeflerimizi konuşacağımız kampın hazırlıklarına giriştik.
G.Ç.A: Beyza yoldaşımın bitirdiği yere bir katkı da ben yapmak istiyorum. Kızıl Parti özelinde yaptığımız değerlendirmeler ışığında tüm yoldaşlarımıza ortaya koydukları irade için teşekkür etmek istiyorum. 1 Mayıs günü özellikle geride bıraktığımız bir yılın sonuçlarını ortaya koyar. Ortaya çıkan sonucu yorumladığımızda ise görülmektedir ki örgütlenme ve partimizi büyütme irademiz emin ellerdedir. Taksim 1 Mayıs’ını cesaretle örgütleyen ve diğer illerde parti kortejini olabilecek en güçlü şekilde kurma iradesini ortaya koyan yoldaşlarımız bir eşiği daha aşmıştır. Mücadelemiz bu yıl çok daha görünür ve yaygın hâle gelecektir. Partimizi izleyen ve takip eden tüm insanlara bir çağrı yapmak istiyorum. Gelin bu iradeyi birlikte güçlendirelim. Bulunduğunuz şehirlerde bu devrimci iradeyi kuralım ve büyütelim. Devrimci olanı birlikte ayağa kaldıralım!








