Gençliğimin olanca ateşiyle sokağı selamlayarak başlamak istiyorum.
İmamoğlu’nun diplomasının iptalinin ardından, gençliğini ve geleceğini arayanlar, bir haftayı aşkın süredir ülkenin dört bir yanında sokaklarda mücadele etmeye devam ediyor.
Direnişin ilk rengi tuvale kampüslerden çalındı! Bu direnişin astarında kampüslerinden ve evlerinden akın akın meydanlara koşan, üniversiteyi de öğrenciliği de aile ve toplumsal normların sıkıştırmasıyla, göstermelik bir diplomanın sahibi olma umuduyla tercih etmiş yüz binler, hatta milyonlar bulunuyor. Tam da bu nedenle, “tek sahibi olma ihtimali oldukları şeyin” bile AKP iktidarında herhangi bir güvenceye sahip olmaması, direnişin bilinçaltında yatan ve direnişin ateşini harlayan temel sebeplerden biridir.
Siyaset arenasından sesleri duyulmayan yüz binlerce genç, sözlerini söyleyebilecekleri bir siyaset alanı olması umuduyla sokağa sarıldı, birçok genç arkadaşımız hayatında ilk defa polis şiddeti ve devletin gerçek yüzü ile tanıştı.
Görünen o ki, yüz binlerce genç arkadaşımız, ilk sokak direnişi deneyimlerinden maalesef elle tutulur bir kazanımla çıkamayacak olsa da iktidarı köşeye sıkıştıran bir direniş gösterdi. Bu yazının mahiyeti de bu tespit üzerine şekillenecektir.
Gezi’den beri alttan alınan dersler
AKP’nin Gezi Direnişi sonrası tüm amacı , direnenlerin dahi altına imzasını atmaktan utanacağı “Kahraman olamayan bir gezi anlatısı” yaratmaktı. 2013 Gezi Parkı Direnişi sırasında oldukça küçük olan sayısız genç arkadaşımız, Gezi’yi AKP’yle tanımış olsa da AKP’nin “dış güçlerin organizasyonu” anlatısıyla “Komplocu Gezi’ye” ya da düzen muhalefetinin anlatısıyla “ilk üç günün ardından” provokatörlerin dahil olduğu rayından çıkmış Gezi’ye inanmak yerine kendi heybesinde de direniş olduğunu iktidara göstermiştir.
Bu tespitler sağ cebimizde dursun, sol cebimize de şu tespitleri koyabiliriz;
Gezi’den alınan derslerin örgütlü siyasete aktarılamadığı söylenebilir. Birçok partinin bu direniş dersleriyle kapandığı ya da ayrıştığı, yeni partilerin kurulduğu 12 yıl geçti. Sosyalistlerin 12 yıldır dillerinden düşürmediği ve uğruna kavga ettiği “toplumsal hareketlere yön verebilme” kapasitesi, 12 yıl önceye göre daha gelişmiş değildir. 12 yıldır alttan alınan bir ders olarak “Gezi Direnişi”, gelecek yıllarda da zorunlu ders olarak karşımıza çıkacaktır.
Sosyalist hareketin bu dersi veremeden mezun olması ise mümkün değildir.
Peki 12 yıldır alttan alınan başka şeyler yok mudur? Bir haftadır sokaklarda olan yüz binlerce genç, AKP iktidarının politikalarını alttan almayı bırakmıştır. Gençler ve AKP arasındaki ilişki, başka bir boyuta geçmiştir. Öğrenci mücadelesine karşı duyulan umutsuzluktan dolayı, çoğu sosyalist yapının bu alandan bilinçli ya da bilinçsiz olarak geri çekildiği veya geri durduğu bir süreçten geçmiştik. İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla patlak veren isyanda ise ilk günden beri öğrencilerin öncülük ettiği, “Özgürlük ve Adalet” taleplerinin başı çektiği sokak direnişi, sosyalist harekette de yeni tartışmaları beraberinde getirecektir.
Bu tartışmalardan birinin girizgâhını bu yazıyla birlikte yapmak isterim. Öğrenci gençliğin mücadelesi ile genel olarak gençlik mücadelesi, bu topraklarda tarihsel olarak birbiriyle çoğu zaman kesişse de mücadele gündemleri ve siyasi talepleri yönünden farklılaşabilmektedir.
Kapitalizmin öğrencilikten beklentisi, Türkiye’de kurulu düzene hizmet edecek nitelikli bir iş gücünün oluşmasından, AKP-MHP bloğunun da tariflediği ama yıllar içerisinde çöken “kindar ve dindar bir nesil” yaratma amacına evrilmişti. Ancak gençliğin direngenliği karşısında bu proje çökmüş ve artık nüfus içinde ciddi bir sayıya ulaşan, geleceksiz bir öğrenciler ve gençler toplamı oluşmuştur.
Bu toplamın öne çıkan başlıca karakteristik özellikleri var. Günümüzde gençlik, mevcut siyasi yapıların hiçbirine güven duymayan, kurtuluşun siyasi taraflaşma sonucunda geleceğine inanmayan, doğal olarak tarafını da tarifleyemeyen bir konumdadır. İçinden geçtiğimiz direniş günleri, gençlik için bir kurtuluş tarifi olmasa da bir kurtuluş denemesidir.
Gençlik direnişi öğrendi
Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü’nün 24-26 Mart tarihleri arasında Ankara Kızılay’da 208 eylemciyle yaptığı anketlere dayanan araştırma raporuna göre, direnen gençlerin yüzde 34’ü eylemlerin “başarıya” ulaşmasının koşulunu muhalif siyasi figürlerin tutumuna bağlarken, yaklaşık yüzde 30’u ise protestocuların tutumunu daha önemli görüyor. Ankete katılanların yüzde 19.20’si eylemlerin gelecek kaygısı, hükümetin antidemokratik uygulamaları, refah düzeyinin yükselmesi vb. sorunları çözebileceğine inandığını belirtirken, yüzde 17.30’u ise eylemlerin bu sorunları çözeceğini düşünmüyor.
Direnişin başlamasının üzerinden on günden fazla zaman geçti. Ana muhalefet partisi CHP’nin tutumu bu yazının konusu değil, fakat direnişe katılan gençler içinde sokakta olan da sosyal medyadan sadece destek veren de ana muhalefet partisinin süreci kötü yönettiği konusunda üç aşağı beş yukarı hemfikir denilebilir.
Direniş CHP’nin boyunu aşmıştır. Ramazan Bayramı’nın uzatılması, gözaltılar, tutuklamalar ve direnişi kırmak için iktidar tarafından yapılan diğer pek çok şey, geriye belki de “hanesine güncel olarak eksi” yazılmış bir toplam bırakacaktır. Ancak bundan sonra, her şeye rağmen, direniş ve özgürlük “zehrini almış” bir gençliğin var olacağını ve gençliğin siyasi arayışına müdahale etme imkânlarının olduğunu da biz, herkesten daha iyi bilmeliyiz.
Sosyalist harekete her dönem görevler düşer. Bu dönemde de sosyalistlere düşen görevler elbette var. Sayısı ülke nüfusunun yüzde 15’ine denk düşen bu öfkeli ve geleceksiz gençlik toplamını, kendilerini doğrudan ya da dolaylı olarak ilgilendirebilecek her gündeme dahil edebilmek gerekiyor. Bu gereklilik hem sokak hem de artık yeni bir kamusal alan olup olmadığı tartışılan “dijital mecralar” için geçerli. Gençliğin fiziksel ya da dijital mecralarda politika üretebileceği yeni alanların açılması, sosyalist hareketin genel olarak ezberinde olan örgütlenme modellerinden daha “gevşek/akışkan” bir zeminde mümkündür.
Yukarıdaki tespitlerden hareketle, şu rahatlıkla söylenebilir: Yeni bir sol cephenin inşası için yolumuz hâlâ açıktır. Bu arayışın, birçok sosyalist tarafından, bu dönem için en azından kaleme alındığını görmek mutluluk verici. Bu cephenin inşası, kitle içinde sosyalistlerin haklı olarak işaret ettiği faşist ve sağ eğilimleri değiştirme iddiasını ve mücadelede kararlılığıyla öne çıkacak milyonlarca genç yaratma potansiyelini taşımaktadır.
Arka ceplere bir şey koymadık diyenler olabilir, hepsini bu yazıda ele alamadığımız gibi haddinden fazla ağırlıkla da hareket edemeyeceğimiz için gelin, cebimize koyduklarımızla yeni bir devrimci zemini inşa etmeye koyulalım!
Bu devrimci zemin, dileyelim ki, asgari bir hedef olarak gençliğin içindeki sağ ve faşizan eğilimlerin -en azından bugüne nazaran- köreltilmesini ve toplumsal hareketlerden “hanemize” yazılabilecek kazanımların yaratılmasını amaç edinerek kurulsun.










