Aile Yılı’nda kadın bedeni: Türkiye’de doğum politikaları

2025’in “Aile Yılı” ilan edilmesiyle birlikte kadın bedeni, doğurganlık ve annelik üzerinden şekillenen politikalar ile birlikte yeniden gündemde. Bu gündemlerden birisi, devlet destekli kamu spotlarıyla sezaryen yerine vajinal doğumun teşvik edilmesiyle yaygınlık kazandı. Peki “sağlık” adı altında sunulan bu politikaların ardındaki motivasyon nedir? Hekimler ve kadınlar üzerinde yaratılan baskı hangi sonuçlara yol açıyor? Sezaryenin bu kadar yaygınlaşmasının arkasındaki gerçek nedenler neler? Tüm bu soruları, sağlık sistemine içeriden bakan bir uzmanla ele aldık. Kadın doğum uzmanı Doç. Dr. Murat Ekmez ile Türkiye’deki doğum politikalarını, sezaryen doğumların artışını ve sağlıkta dönüşümün kadınlar üzerindeki etkilerini konuştuk.

Doç. Dr. Murat Ekmez

“Ebeliğin yok olması, sezaryen doğumların artışındaki faktörlerden birisi”

Kılavuz: Bu yılın aile yılı olması vesilesiyle kadınlara yönelik birçok gündem var. Bunlardan biri de aslında geçen senelerde başlayan, kamu spotlarıyla da dayatılan vajinal doğum ve sezaryen gündemi. Burada da bizim tabii ki fikrimiz kısıtlı olduğu için aslında bir uzmana danışmak; AKP’nin buradan elde edeceği nedir, bunun fizyolojik olarak sağlık anlamında kadınlara etkileri neler olacaktır sizinle bunu konuşmak istiyoruz. Öncelikle, sezaryen ve vajinal doğum arasındaki farkları belki siz açıklayabilirsiniz. Sizce Türkiye’de gerçekten sizin de gözlemlediğiniz, dünya genelinde olandan farklılık gösteren bir sezaryen artış hızı mevcut mu?

Murat Ekmez: Kesinlikle bir artış söz konusu. Bu artış aslında sağlık politikalarından bağımsız bir artış değil. Devlet şu anda sezaryen oranlarını azaltmaya dönük bir eylem planı yayınlıyor. Uzunca bir zamandır aslında bu konuda kadınların, uzmanların üzerinde bir baskı da var. 10 yıl önce de vardı, 15 yıl önce de…

Sezaryen oranı yüksek olan hekimlerin, biraz da küçük düşürülerek, eğitim ve araştırma hastanelerine rotasyona gönderilip oraların doğum kliniklerinde en az bir ay, iki ay çalışmaları istenirdi. Benim asistanlık dönemimde farklı hekimler bize veya başka devlet hastanelerine zorunlu doğumhane rotasyonuna gönderilmişti örneğin. Benim bahsettiğim dönem, neredeyse 2010 civarı. Eğitim ve araştırma hastanelerinin klinik şeflerine bu yönlü yoğun baskılar yapılıyordu yine o dönemlerde. Bakanlık bu konuda hiçbir çekinceye kapılmadan klinik şeflerine, “Biz doğum sayılarını artırmak istiyoruz. Bizim ana hedefimiz Türkiye’de doğurganlığı arttırmak. Sezaryen konusundaki baskımızın amacı da bu” diyebiliyordu.

Aslında belki daha da geçmişe de gidebiliriz. Doğum işinin bir ebelik hizmetinden çıkıp “profesyonel kadın doğum uzmanlık alanına” dönüşmesi de bir dönüşüm hikâyesi aslında. Bütün dünyada da bu dönüşüm var. Eskiden insanlar evlerinde doğum yapıyorlardı. Bir problem olduğunda kadın doğum uzmanına ulaşıp bu işi çözüyorlardı. Ameliyat oluyordu ya da müdahaleli doğum dediğimiz doğumlar yapılıyordu. Doğumun, aslında giderek biraz daha kadın doğum uzmanlarının yaptırdığı bir şeye evrilmesi ile ilgili bir süreç de var doğrusu. İşin böyle bir boyutu da var. Bana sorarsanız, ebeliğin rolünün azaltılmış olması da sezaryen doğumlardaki önemli faktörlerden birisi.

“Hekimlerin kaygı düzeyini azaltacak politikalar üretilmiyor”

Kadın doğum uzmanlarının bebekle ilgili kaygı düzeyleri daha yüksek oluyor. Bebekle ilgili kaygı düzeyinin yüksekliği, medikolegal dava süreçleri ile de çok fazla arttı. Hekimlerin şiddete maruz kalıyor, tehdit ediliyor olmaları, doğum planlamasını yaparlarken doğum sürecinde en ufak hataya yer bırakılmaması gibi bir kaygıyı ön plana çıkarıyor. Bu kaygı, belki de vajinal olabilecek doğumların da sezaryenle sonuçlanmasına neden oluyor. Bu kaygıyı ben de bir hekim olarak hissetmiş insanlardan birisiyim. Biz doğum sırasında NST denilen bir cihazla takip ediyoruz gebelik sürecini. Bebeğin kalp atışlarına bakıyoruz, aynı zamanda muayeneler yapıyoruz. Ne kadar açılma meydana geldiğine, belli kemik yapılarıyla bebeğin kafası arasındaki ilişkiye bakıyoruz. Bebek aşağı iniyor mu, inmiyor mu? Bebek rotasyon dediğimiz belli bölgelerde belli hareketleri yapıyor mu, yapmıyor mu? Bunları takip ederek karar veriyoruz doğuma. Fakat Türkiye’deki medikolegal hadiseler, şiddet vakaları, hekimin üzerindeki baskıların bir sonucu olarak, süreç neredeyse bizim elimizden çıkarıldı.

Biz artık yüzde 100 bilimsel nedenlerden çok bazen sosyal nedenlerle de bu tür süreçlere başvurur hâle geldik doğrusu. Bunu belirleyen şey, yine politikaların kendisi; yani hekimleri koruyacak, hekimlerin bu anlamdaki kaygı düzeyini azaltacak bir politika üretilmiyor. Bu nedenle giderek daha fazla sezaryen yapılıyor. Çünkü sezaryen dediğimiz şey aslında bir hekim için rahat bir şey. Her şeyin kontrollü olduğu, zamanlamasını planlayabildiğiniz bir süreç. Bebeği anne rahminde bir kesi yaparak çıkarıyorsun, anne rahmini dikiyorsun… Çok daha kontrollü bir süreç. Vajinal doğum ise saatler alan, bu saatler içerisinde bebeğin inişiyle ilgili süreçleri, kalp atış ritmini kestiremediğimiz, bazen tam vajinal doğum yapacakken sezaryene aldığımız ve bu sefer de sezaryenin daha sıkıntılı bir hâl aldığı durumlarla karşılaşabildiğimiz bir durum. O yüzden bakanlık, hekimler üzerinde bu baskıları artırarak bir sonuç alacağını düşünüyor ama burada aslında hekimleri yasal olarak güvence altına alacak, hekimlerin bu kaygı düzeyini azaltacak yasal düzenlemelerin yapılması, güvenli çalışma alanlarının mutlaka oluşturulması gerekiyor.

Türkiye’de sağlık alanıyla ile ilgili birçok aşamada bunu görüyoruz aslında. Mesleğini icra ederken hekimlerin karşılaştığı problemlerden dolayı, meslektaşlarımız mesleklerini kaygıyla icra ediyor ve bu icra biçimi, defansif tıp denilen duruma yol açıyor. Defansif tıp ne yaratıyor? Hekimler, aslında yapabilecekleri şeyleri yapmaktan imtina etmeye başlıyorlar.

“Sezaryen oranlarının artması bir yandan bebek ölümlerini azalttı”

Şimdi siz bir cerrahi operasyon yapıyorsanız, ameliyat yapıyorsanız, bir doğum yaptırıyorsanız, bunlar sırasında hastanın yaşayabileceği komplikasyonlar var aslında. Her işlemin bir komplikasyon oranı var ve bunu kimin başına geleceğini bilemiyoruz. Bazen mesela doğum sırasında bebeğin omzu takılıyor, başı çıktıktan sonra omuzu çıkmıyor ve siz belli manevralarla bebeğin omzunu çıkarmaya çalışıyorsunuz. Ancak bu sırada klavikula (köprücük) kemiği kırılabiliyor. Bu kemiğin kırılmasının yanında, brakiyal pleksus denilen, bebeğin koluna giden sinirlerde hasarlar olabiliyor. Bunlar doğumun komplikatif yönleri. Bebek iri olduğunda, eğer annede diyabet varsa, bu tür şeyleri bekliyoruz. Dört kilonun üzerindeki bebekleri Türkiye’de sezaryen alıyoruz o nedenle. Aslında dünyada genellikle dört buçuk kilo üstünde alınıyor. Yani bu bile mesela Türkiye’deki hekimlerin kaygısını gösteriyor bu anlamda. Çünkü hastalarımız ve mevcut kamuoyu “Hekim bebeği sakatladı” şeklinde seni yaftalıyor. Bu elbette ki bunu yaşayan aile için üzücü bir durum. Daha sonra bebek için fizik tedavi süreçlerine girmek gerekebiliyor. Ama bu aslında işin doğasında da var.

Tabii sezaryen oranların artmış olması kötü gibi görünse de bebek yaşamıyla ilgili faydalarını görüyoruz. Türkiye’de bebek ölümleriyle ilgili oranların düştüğünü görüyoruz yıllar içerisinde. Sezaryenin artılarından birisi bu. Bununla birlikte, fizyolojik dediğimiz bir süreç için insanların sezaryene giderek eğilim gösteriyor olması, tartışılması gereken bir konu.

“Sezaryen bir seçenek olarak sunulabilir”

Bu konuda konuşulması gereken başka noktalar da var. Bakanlık eğer doğumu bu kadar önemsiyorsa, kadınlar açısından vajinal doğumun neden bir tedirginlik nedeni olduğunu, buna ilişkin politikaları da konuşmaları gerekir. Kadınların ana kaygısı, aslında doğum sırasında yaşayacakları sancı. Bu sancı, yeryüzünde bir insanın yaşayacağı en büyük sancı. Bu ağrının yönetimi ile ilgili bir planlaması var mı bakanlığın? Hayır, bir planlaması yok! Hâlihazırda eğitim ve araştırma hastanelerinde, üniversite kliniklerinde epidural anestezi dediğimiz anestezilerin yapılmasını teşvik etmeye, bununla ilgili bir planlamaya gitmiyor bakanlık. Özel hastanelerin bir kısmı epidural anestezi imkânı sağlıyor. Ama neredeyse kamu hastanelerinin hiçbirinde böyle ağrıyı yönetmeye dönük tedbirler planlanmıyor.

Bir seçenek hâline geldi sezaryen, bunu iyi görmek gerekiyor. Eskiden hasta ve hekim birbiriyle oturup konuşurken sezaryen diye bir seçenek yoktu. Bebekle ya da anneyle ilgili faktörlerle sezaryen kararı alınıyordu. Bu faktörler nelerdi?

  • Annenin pelvis dediğimiz kemik ya da kas yapısında, doğuma izin vermeyen ve bebeğin aşağı inmesini engelleyen bir durum varsa, anne sezaryene alınıyordu.
  • Bebeğin pozisyonu uygun değilse bu da bir sebepti.
  • Ayrıca annede tansiyon ya da halk arasında gebelik zehirlenmesi olarak bilinen preeklampsi (Gebelik zehirlenmesi) gibi rahatsızlıklar varsa, bunların vücutta yarattığı problemler nedeniyle sezaryen tercih edilebiliyordu.
  • Bebeğin NST’de kalp atımlarında bir problem görülmesi, gelişme geriliği olması ya da doğum kanalından geçişin yaratacağı stresi bebeğin kaldıramayacak durumda olması da sezaryeni gerekli kılabiliyordu.

Ama artık vajinal doğumda yaşanacak sancıdan dolayı, meslektaşlarımızca da bir seçenek olarak sunuluyor. Bu durum, sağlık alanının piyasalaşmasından bağımsız değil. Kamu hastanelerinde hâlâ bir seçenek olarak sunulmuyor sezaryen. Fakat özel hastanelerde, muayenehane hekimleri hastalarıyla bunu konuşurken bir seçenek olarak sunuyorlar. Ben seçenek olarak sunulmasını yüzde 100 yanlış da görmüyorum. Bir insanın kendi doğum şeklini seçme hakkı var. İnsanoğlunun geldiği evrede, ameliyat seçeneği yani sezaryen bir seçenek olabilir. Fakat burada kadının doğum biçimini belirlemesiyle ilgili seçeneklerin gerçekten onun tarafından ve doğum yaptıracak kişiyle birlikte belirlenmesi gerekiyor. Bu biraz çetrefilli bir konu gerçekten. Bir hekimin tercihleri de, bahsettiğim sebeplerden dolayı, bazen sezaryene kayabiliyor.

Bütün dünyada bir artış var, yani sadece Türkiye ile ilgili bir hadise değil söz konusu olan. Türkiye’de oranlar çok daha fazla artmış durumda ama bütün dünyada da kadın doğum uzmanlarının bu konudaki sezaryen eğilimi artmış durumda. Buna alternatif ne olabilir dersek, alternatifi gerçekten ebelik hizmetlerinin ve kadınların ağrı ile ilgili kaygılarını azaltacak süreçlerin yeniden devreye sokulması olabilir. Ağrı yönetimine dönük, o kaygıyı azaltacak bir önlemin devreye sokulması gerekiyor. Çünkü şu anda şöyle bir şeye evrildi: Vajinal doğuma aldığınız hasta bile doğumun belli bir evresinden sonra hissettiği ağrılarla sezaryene alınmayı talep edebiliyor. Bu da bir seçenek.

Doç. Dr. Murat Ekmez’in ofisi

“Vajinal doğum fizyolojikse, neden bu kadar hasar bırakıyor?”

Kılavuz: Dünyada her yerde artış olduğunu konuştuk. Bununla ilgili farklı farklı şeyler de okuyoruz aslında. Mesela siz iri bebeklerin vajinal doğum için zorlayıcı olabildiğinden bahsettiniz. Evrimsel olarak da artık vajinal doğumun daha zor olduğundan bahseden görüşler var. Mevcut durumun böyle bir açıklaması da var mı? Katılıyor musunuz bu görüşlere?

Murat Ekmez: Aslında annelerimiz, anneannelerimiz de iri bebekler doğurdular. Konuşursak; vajinal bölgede yırtıklar oluştu, “çok zordu, çok sıkıntılar yaşadım” şeklinde bahsederler. Bütün insanların bu tür deneyimleri var. 

Ama küçük bir bebek de gerçekten doğumunun zor olduğu bebek olabiliyor. Ben mecburi hizmette Cizre’de bulundum. Yedi, sekiz kere doğum yapmış bir kadın da doğuramayabiliyor. Doğurduğunda rahminde yırtıklar oluyor ya da rüptür dediğimiz, rahmin çatlaması diye ifade edebileceğimiz durumlar yaşanabiliyor. Doğum; çok fazla doğum yapmış kadınlar için de, özellikle üçten fazla doğum yapan kadınlar için de riskli bir durum hâline geliyor. Bizim için risk kategorisindeki gruplardan birisi o mesela. Çünkü rahmin kasılma yeteneği eskisi gibi olmuyor, zayıflayabiliyor.

Evrim konusuna gelirsek… Obstetri dediğimiz, doğum ile ilgilenen hekimler ile ürojinekoloji dediğimiz; idrar kaçırma, vajinayla ilgili sarkmaların olduğu durumları tedavi eden hekimler arasında farklı görüşler var doğrusu. Oradaki ana konu şu: Kafa çapı neredeyse 10 santimetreye varan bir bebek vajinadan çıkıyor. Vajina, esneme özelliği çok güçlü bir organ. Vajinadan çıkarken neredeyse bir santimetrelik bir alandan çıkıyor gibi düşünün. Vajinanın esneme özelliği yüksek olsa da bebeğin başı, doğum sırasında vajinanın arka duvarlarına ve özellikle ön duvarına sürtünerek çıkıyor. O sırada bebeğin içinde bulunduğu suyun geliyor olması, verniks kazeoza denilen biraz daha kayganlaştırıcı sıvıların olması bebeğin çıkmasını kolaylaştırsa da belli bir hasar yayaratarak çıkıyor bebek. Bununla ilgili yapılmış çalışmalar vardı, doğum yaparken bile MR çekilmiş mesela gebelere. Özellikle vajinayı destekleyen dokularda hasar oluşabiliyor.

Vajinanın üst kısmında idrar kesesi, alt kısmındaysa rektum dediğimiz bağırsakların son kısmı var. Doğum, buralarda “fasya” dediğimiz, orada bütünlüğü sağlayan dokularda hasarlara neden oluyor. Biz bunu doğumlardan belli bir süre sonra, genelde kırklı yaşlarda, hasarın büyüklüğüne bağlı olarak, vajinanın ön duvarında idrar kesesinin sarkması ya da vajina arka duvarında rektum dediğimiz bağırsağın son kısmının sarkması olarak görüyoruz. Bazen rahmin kendisinde de sarkmalar görüyoruz. Yine tabii kişinin genetik yapısı, ne kadar doğum yaptığı, zor doğum yapıp yapmadığı, iri bebek doğurup doğurmadığı ile ilintili süreçler. Bunlar vajinal doğum sonrasında kadınlarda görebildiğimiz problemler.

Evrimsel süreçle ilgili tartışmayı yürüten meslektaşlarımız, fizyolojik olan vajinal doğum mu yoksa sezaryen mi tartışmasını bu çerçevede yapıyorlar. Eğer vajinal doğum gerçekten fizyolojikse, neden bu kadar hasar yaratıyor ve biz bu hasarları neden kadınların büyük bir kısmında görüyoruz? Özellikle de hormonal desteğin yitirildiği menopoz sonrası süreçte bunlar çok daha fazla görülüyor. Vajinal doğum fizyolojikse neden bu kadar hasar bıraktığı üzerine tartışma yapılıyor. Hâlâ devam eden bir tartışma bu.

“Yıllardır ebelik yapan bir kadının, kadın doğum uzmanından daha fazla bilgisi olabilir”

Kılavuz: Sezaryenle komplikasyonların daha az olacağından ve bebek ölümlerinin de azaldığından bahsettik. Bu konuyu biraz daha konuşabilir miyiz? Sezaryenin anne ve bebek sağlığına fayda sağladığı noktalar neler?

Murat Ekmez: Aslında yani ben yüzde 100 onu söylemeyi, sezaryen önermeye dönük bir cümle olarak kalmasını istemem ama herkesi vajinal doğurtmaya dönük eğilimin de bir şeyi görmesi gerekiyor: Sezaryen sayesinde, bütün dünyada bebek ölüm oranlarında ciddi düşüşler meydana geldi. Biz bu işi köyde, evlerde doğum şeklinde bırakmış olsaydık; sadece bebek ölüm oranları değil, anne ölüm oranlarına da büyük ölçüde yansıyacak bir durumdan bahsediyoruz. “Vajinal doğum tamamen fizyolojik, evde de doğurabilir, şurada da olabilir, burada da olabilir” deniyor. Ben bu arada karşı değilim bunların hiçbirine. Ama ortada bir de bilimsel gerçekler var. Bu işin bu anlamda profesyonelleşmiş olmasının bu tür katkıları da oldu.

Bu farklı bir şekilde yürüyebilir miydi? Yürüyebilirdi. Mesela köy ebelerini de bu sürecin içine dahil edebilir miydik? Aslında neden olmasın? Her şeyi böyle diplomaya bağladığımız süreçler bize pozitif anlamda katkı sunmuyor doğrusu. Yüz yıllardır yürüyen bir ebelik müessesesi vardı. Bu yüz yıllardır yürüyen ebelik müessesesi üzerine daha sonra diploma ile kadın doğum uzmanları entegre edildi. Ebelik artık köy ebeliği hattından üniversitelerde öğretilen bir hatta geçti. Biz bunları mutlaka böyle mi yapmak zorundaydık? Değildik!

İnsanlar hâlâ kendilerine yakın yerlerde ebelere doğumunu yaptırıyor. Ben buna kesinlikle karşı değilim. Kaldı ki obstetri dediğimiz alan aslında bu medikolegal kaygılar sebebiyle bazı şeylerin gerilediği de bir alan aynı zamanda. Köyde yıllardır ebelik yapan bir kadının, bu sistem içerisinde yetişmiş bir kadın doğum uzmanından, doğum açısından daha fazla bilgisi olabilir. Mesela şu örneği verebilirim: Benim ablamın mesela, bebeği tersti ve vajinal doğurmak istiyordu. Eksternal versiyon denilen bir işlem var: Bebeği anne karnında çevirerek normal pozisyonuna getirmek. Fakat bunu Türkiye’de hiçbir kadın doğum uzmanı uygulamıyor ve bilmiyor. Bizim Suruç’ta bu işi yapan bir köy ebesi vardı. Ablam beni aradı, ne önerdiğimi sordu. Vajinal doğurmak istiyorsa gidebileceğini söyledim ve gitti bebeği çevirtti. Bizim hiç sahibi olmadığımız bir bilgiyle ve tecrübeyle bebeği çevirdi ve vajinal doğurdu.

Sen kitap açıp okuyorsun, manevraları görüyorsun ya da sana birisi öğretiyor, ona da birisi öğretmiş, o da birisinden bunları yüzyıllar içerisinde öğrenerek gelmiş. Kadın doğum uzmanları yokken de bu işler olageliyordu. Ebeliği gerçekten önemsemek gerekiyor. 

Kadının isteği gerçekten vajinal doğumsa, ağrı yönetimi konusunu çözmek gerekir. Hastaneler sadece özel sektörde, kadınlar parasını öderse bunu sağlıyor ama eğer sen kadınların vajinal doğum yapmasını çok önemsiyorsan, kamu hastanelerinde de bu hizmeti sağla, bu sistemi kur!

“Vajinal doğum teşvik edilecekse, bu daha ikna edici olmalı”

Kılavuz: Aslında çok temel bir şey soracağım bununla ilgili olarak. Vajinal doğumun teşviği tam olarak nüfus politikalarıyla ilgili neye hizmet ediyor? Yani sezaryendeki doğum sayısı sınırlamasından ötürü mü böyle bir şeyi teşvik ediyorlar? Tam olarak hangi yönüyle nüfus politikasına hizmet ediyor? Nasıl daha çok doğum sağlayacak?

Murat Ekmez: Burada biraz günah keçisi aranıyor aslında. İktidar, “İnsanlar neden doğurmak istemiyorlar?” sorusuyla ilgili bana sorarsanız bunu yapıyor. Kendilerine oy verenlere kadın doğum uzmanlarını işaret ediyor olmalarının bir sebebi de bu. Bizi tartıştırıyorlar aslında. Sürekli yaptıkları şey! Sağlık sistemiyle ilgili bir şey yürümüyorsa bunu doktorlar yapmıyor! “Biz devlet hastanesi yaptık” diyorlar, ”burası çalışmıyorsa bu doktorlar yüzünden çalışmıyor” gibi şeyleri sürekli ifade ediyorlar. Bunu, kamuoyu önünde de yapıyorlar.

İnsanların ürememeleriyle ilgili bir sürü faktör var. Bu durum ülkenin yoksullaşmasından bağımsız mı? Bir insanın çocuk doğurmak istemiyor olması, ülkenin demokrasi ve özgürlükler konusundaki durumundan bağımsız mı? Karar alma süreçleri bunların hiçbirinden bağımsız değil doğrusu. Ama sonuçta sermayenin ihtiyaç duyduğu bir şey var: Uzun vadede çalışacak işçiye, savaşacak askere ihtiyaç var!

Bütün devletler, bu süreçlerde bu kaygıları gözeterek politika üretiyorlar. Doğurganlıkla ilgili politikalarını belirleyen tutumlarının altında bu yatıyor. Ancak bunu yapmak istiyorsanız, bari bununla ilgili daha ikna edici olun! Bunu yapmak istiyorsanız gerçekten toplumun refahına ilişkin bir şeyler yapın. Vajinal doğumu teşvik edip, hâlâ en azından sancıyı yönetecek bir şey yapmamak çok absürt geliyor bana. Çünkü aslında her kadın, vajinal doğumu biraz tercih ediyor. Bebeğin içerisinden cerrahi müdahaleyle çıkarılmamasına dair bir eğilim var. Hatta bu eğilim, onu yapamadığında kendisini başarısız hissetme olarak da yansıyor. Başarısız olduğunu düşünen, hatta bu nedenle doktoru suçlamaya yönelenler de var.

“Vajinal doğum, hekim açısından çok daha stresli, uğraş gerektiren bir iş”

Kılavuz: Bunu da soracaktık. Şimdi zaten hâlihazırda dediğiniz gibi vajinal doğum yapamayan kadınlara biraz daha kendini eksik hissettiren bir toplumsal durum var.

Murat Ekmez: Bu toplumsal bir eksik, yani belki etraftaki insanlar, vajinal doğum yapmamış ya da yapamamış birini, kendini eksik görmeye itiyor. Gerçekten sen “sezaryen” dediğinde aile yıkılıyor, adam ağlıyor, kadın ağlıyor.

Kılavuz: Hâlihazırda böyle bir tablo varken, muhtemelen kamu spotlarıyla sezaryeni iyice yanlış bir şeymiş, doğumun tek, doğal ve normal yolu vajinal doğummuş gibi reklamlar yapmanın kadınların psikolojilerine uzun vadede bir etkisi olacak mı sizce?

Murat Ekmez: Bir de düşünsenize, her şeyde zaten suçlamaya eğilimli bir topluma da dönüşmüş durumdayız. Her gördüğü eksiklikte, kendisiyle ilgili ya da sistemle ilgili hiçbir şeyi sorgulamadan karşısındakini suçlamaya eğilimli bir toplum modelinde yaşıyoruz hepimiz. İşin piyasalaşması da tabii bunu tetikledi. “Bu iş para için mi yapılıyor acaba? Bu doktor beni sezaryene alırken para için mi alıyor?” gibi.

Kılavuz: Bu çok konuşulan bir şey.

Murat Ekmez: Evet, bazı özel hastaneler, o yüzden vajinal doğum ile sezaryen ücretini eşitliyorlar. Aslında vajinal doğum daha pahalı olması gereken bir şey. Kadın doğum uzmanının, ebenin sürekli takibini gerektiriyor. Ben mesela ücretlendirmek istesem, kesinlikle vajinal doğumu daha pahalı olarak ücretlendiririm. Sezaryende belli malzemeler kullanılıyor, belki anestezi ekibinin gerekliliğini doğuruyor ama vajinal doğum, hekim açısından çok daha stresli, uğraş gerektiren bir işten bahsediyoruz. Belki insanlar fizyolojik bir süreç diyorlar, evet fizyolojik bir süreç ama kaygı düzeyi biraz yüksek.

“Bu sadece kadın doğum uzmanlarına değil, kadınlara da yapılan bir baskı”

Kılavuz: Gündemde “doğal olan normal doğum” diye yapılan propaganda var, bunun sebeplerinden birinin de doktorların sezaryen üzerinde çok durdukları, onun haricinde bir ihtimalden bahsetmedikleri iddiası. Sormak istediğimiz sorulardan bir tanesi; bu süreçte en doğru planlama nasıl ve kiminle yapılmalıdır?

Murat Ekmez: Günün sonunda nihai amaç, anne ve bebeğin sağlıklı olduğu o mutlu pozdur. Anne bebeğini emziriyordur, mutlulardır. Herkesin istediği fotoğraf, o fotoğraftır aslında. Doğum sürecinde, biraz önce de bahsettiğim şekilde, bebekle ilgili sıkıntılar varsa, anneyle ilgili hastalıklar, riskler varsa süreç doğal olarak bizi sezaryene yönlendiriyor. Sezaryen, gerekliliklerin açığa çıkardığı bir şey. Ameliyat dediğimiz şey zaten gereklilikler sonucu oluşuyor.

Fakat başta da söylediğim gibi, sezaryen, artık bir doğum seçeneği olarak sunuluyor. Bu nerede başladı? Aslında piyasalaşma ile başladı. Özel hastanecilikle başlayan bir süreçten bahsediyoruz. Kamu hastanelerinde hâlâ bir seçenek olarak sunulmuyor sezaryen. Kimse doğum yapacak kadına, doğum yapmaya giderken, “Sen sezaryen mi olmak istiyorsun yoksa vajinal mı doğuracaksın?” diye bir soruyu sormuyor kamu hastanelerinde.

Kılavuz: Sezaryenin bir ihtiyaç olarak ortaya çıktığından bahsettiniz. Sezaryen gerektiren durumları yok sayıp vajinal doğuma zorlayan bu politikanın, kadın doğum uzmanı bir doktor tarafından nasıl yorumlandığını merak ediyorum.

Murat Ekmez: Devleti yönetenlerin bu işle ilgili hiçbir fikirleri yok. Biz bunu sadece sezaryen ya da vajinal doğum politikasında görmüyoruz. Önerdikleri şeyin aslında hayatın gerçekliğiyle de bilimsel gerçeklerle de hiçbir ilgisi yok. Baskı uyguluyorlar, bu baskı sadece kadın doğum uzmanlarına yönelen bir baskı değil. Aslında kadınlara da yapılan bir baskı. Hem kadınlara hem de kadın doğum uzmanlarına bu konuda baskı yapıyorlar. İktidar bunu birçok alanda yapıyor. Baskı uyguluyor, toplumsal baskıyı artırmaya çalışıyor, bir sonuç alırsa sonuç almış oluyor.

“Bu politikalar bir işe yaramış olsaydı, 20 sene önce yarardı”

Kılavuz: Ama sezaryeni bir seçenek olmaktan çıkaran söylem ve politikalar, anne ve bebek sağlığını riske ediyor.

Murat Ekmez: Evet, bunun bir sonucu olarak, anne ve bebeği riske ediyor aslında. Bunun bir sonucu olarak hasta-hekim ilişkisinin, yani kadınlarla kadın doğum uzmanlarının ilişkisinin de bozulmasına neden oluyor. Biz bunun sonunda belki şiddetin, davaların da arttığını göreceğiz. Fakat buradan bir çıkış yapmaları çok mümkün değil. Başta da söyledim. 15 sene önce de kadın doğum uzmanlarına dönük bu tür baskılar söz konusuydu. Yılların kadın doğum uzmanları küçük düşürülerek başka kliniklerde doğum rotasyonlarına gönderiliyorlardı, sanki doğumu bilmiyorlarmış gibi! 15 sene önce de yaşadığımız şey buydu.

Buradan bir sonuç elde etmelerini ben doğrusu beklemiyorum. Günün sonunda herkes mevcut gerçekliğe göre hareket edecektir. Gerçekliği etkileyen faktörleri de anlattım. Mesleği icra edenlerin tedirginliklerini, kadınların neden vajinal doğum yerine sezaryene eğilim gösterdiklerini… Politikaları üretenler olarak bunu konuşmak istiyorsanız, birincisi, kadınları karşınıza almanız gerekiyor. İkincisi; kadın doğum uzmanlarını ve bunların meslek örgütlerini karşınıza alıp konuşmanız gerekiyor. Siz bu işi gerçekten kadınların faydasına mı yapmak istiyorsunuz? Bu yapmak istediğiniz, bu ürettiğiniz politika kadınların faydasına mı? Bütün bunların masaya yatırılması gerekiyor. Eğer faydasına ise, daha faydalı nasıl olunabileceğini, bu hastanelerin nasıl dönüştürülebileceğini, çalışma pratiklerinin yeniden nasıl düzenlenebileceğini kadın doğum uzmanlarıyla da tartışmak gerekiyor.

Peki bakanlık ya da devlet bunların hiçbirini yapıyor mu? Hiçbirini yapmıyor. Tepeden, kendilerince belirledikleri bir yolda yürüyorlar. Kadınları, kadın doğum uzmanlarını, ebeleri bu işin içine dahil edip bu tartışmayı birlikte yürütmediğiniz bir şeyin gerçekliği olabilir mi? Sahada bir gerçekliğe kavuşabilir mi? Kavuşamaz! 20 yıldır söyledikleri şey aynı ve hâlâ sezaryen oranı giderek artıyor. 20 sene önceye göre neredeyse iki katına yakın artmış bir sezaryen oranından bahsediyoruz. Senin politikaların bir işe yaramış olsaydı, 20 sene önce yarardı. 20 sene sonra sen hâlâ aynı şeyi, daha da artmış bir şekilde konuşuyorsan ya senin bu konuyla ilgili gerçekten ciddi bir politikan yoktur ya da sen zaten doğru bir önermede bulunmamışsındır; önermen toplum tarafından, hekimler tarafından kabul edilmemiştir.

“Gebelik süreçleri takip edilmeyen birçok insan var”

Kılavuz: Bugünkü durum, öncesine göre farklı olabilir mi? Geçtiğimiz günlerde resmî gazetede yayımlanan kararnameyle, tıp merkezlerinde planlı sezaryenlerin artık olmayacağı maddesi vardı. Somut bir karar mevcut. İktidar, yıllar önceki girişimlerinden farklı olarak, bu sefer gerçekten hekimlerin de elini kolunu bağlayabilir. Bunun bu gibi somut adımların etkisi herhalde daha farklı olacaktır.

Murat Ekmez: Ben şunu bilmiyorum: Bu çıkan yasalar, düzenlemeler, bakanlığın kendisi tarafından mı yapılıyor yoksa özel hastane sahipleri tarafından dikte mi ediliyor? Ben bundan çok emin değilim doğrusu. Artık şunu çok net söyleyebiliriz: Şu anda sağlık politikalarını belirleyen önemli aktörlerden birisi, özel hastane birlikleri ve bunların dernekleri. Bunlar lobi faaliyetleri yürütüyorlar, bakanlık içerisinde politikaları belirleyecek düzeyde etkililer. Şu anki mevcut bakanın da bu grupla çok yoğun ilişkilerini geçmişten beri biliyoruz. O yüzden, bu çıkan kararname, hastalar büyük hastane gruplarına aksın diye mi yapıldı, yoksa gerçekten sezaryenin sağlık açısından etkisi ile ilgili bir tartışma üzerinden mi yapıldı?

Belki de bu tıp merkezleri aslında bu anlamda yeterli değildi ve bu yüzden bu karar çıktı ya da özel hastaneler bu işi kendilerinin yapmasının daha uygun olduğuna karar verdiler ve buraya yöneldiler. Bu tür kararlar çıkarırken neye hizmet ettiğini çok bilemiyoruz. Kim tarafından önermeler yapıldı da böyle bir karar çıktı, çok bilemiyoruz. Ama doğumla ilgili şunu söyleyebilirim: Hekimler açısından sezaryene dönük eğilimi artıran şeylerden birisi de güvenli olmayan yerlerde doğum konusu. Siz doğumu yaptırdığınız zaman çocuk doktorunun da mesela o doğuma eşlik etmesini istiyorsunuz. Çünkü bazen doğum sonrasında bebek kötü çıkabiliyor ve o ilk beş dakika içerisindeki müdahale bebek açısından hayat kurtarıcı bir şey oluyor. Yine yenidoğan meselesinde biliyorsunuz, bebek çıktığında yenidoğan yatağına ihtiyaç olabiliyor, bebeği bir süre takip etmek gereken bir durum olabiliyor. Bu olanaklara sahip mi değil mi?

Bunlar mevcut sağlık sisteminde çok iyi düşünülmüş gibi gelmiyor. “Biz evde doğum yapılırken niye bunu tartışalım?” diyebilirsiniz. Evde doğum oluyorsa neden çocuk doktoru mutlaka ya da yenidoğan yoğun bakım ünitesi mutlaka olsun ki gibi bir şey tartışabiliriz burada ama gerçekten gebelik süreçleri takip edilmeyen birçok insan var. Biz bütün tartışmaları İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya merkezli yürütüyoruz. Bütün tartışmalarda hep zihnimiz buralardaki sağlık sistemine dönüyor ama Anadolu’da, Kürt kentlerinde, özellikle sağlık sisteminin iyi oturmadığı yerlerde bu işler çok riskli. Hâlâ oralarda anne ve bebek ölüm oranları İstanbul’a, İzmir’e ve Antalya’ya göre daha yüksek. Mesela doğum oranları yüksek deniyor. Ama bir de anne ve bebek ölüm oranlarına bakalım.

“Yaşamın öneminin olmadığı topraklarda yaşıyoruz”

Kılavuz: Kırsal yerlerde annenin ve çocuğun doğum anındaki riskler yüzünden ölümlerinin hâlâ mümkün. Artık belki eskiye göre daha çok duyulabiliyor bu durum. Durum böyleyken, şehirlerde de planlı sezaryenin önünün kapatılmaya çalışılması, buradaki riskleri de artırmış olmuyor mu? Şirketleşmiş hastaneler, eğer iktidarla birlikte bu kararı veriyorlarsa, kendi menfaatlerine göre verdikleri kararlar, yine kadınların ve çocukların hayatlarını önemsemedikleri ve yok saydıkları sonuçları doğuruyor. Ya da bunu aslında zaten hiç önemsemiyorlar.

Murat Ekmez: Odaklandığı fotoğraf o mutlu, bebeğini kucağına almış anne fotoğrafı değil, onların odaklandığı fotoğraf daha ucuza çalıştırabilecekleri, savaşa rahatça gönderebilecekleri insanların fotoğrafları. Daha çok erkek fotoğrafları hatta, gördükleri fotoğraf biraz o.

Kılavuz: Evet ama yürüttükleri bu politika, eğer çocukların ölümünü artıracaksa, bu noktada aslında bir çelişki yok mu?

Murat Ekmez: Zaten yaşamın öneminin olmadığı topraklarda yaşıyoruz. Barış tartışması yürüyor şu an. Bu kadar önemli görülüyorsa, bu savaş niye bu kadar zaman sürdü? İnsan yaşamının bir önemi yok. Bir sürü insan hâlâ iş kazalarında ölüyor. İnsan yaşamı önemli görülseydi, herhalde bunlara ilişkin bir şeyler yapmaları gerekirdi diye düşünüyorum.

Kılavuz: Baştan aşağı kendisiyle çelişen tablo var aslında. Doğum oranlarını artırmak için vajinal doğum desteklenirken, uygulanan baskı sonucunda sizler de anneler de sezaryenden çekinecek ve hekimler, tıbbi bir gereklilik söz konusu olsa bile sezaryen kararı verme konusunda pek rahat hissetmeyecek diye anlıyorum söylediklerinizden.

Murat Ekmez: Bunun bu düzeyde etki edeceğinden, şu an yürütülen politikanın hekimler ve toplum nezdinde bir karşılığı var mı pek emin değilim. Belki hekimlere dönük ya da sağlık emekçilerine dönük negatif bakış açısını, şiddeti, medikolegal davaları, gerilimi artırabilir ama ben anlamlı bir etkisi olacağını düşünmüyorum çünkü gerçekten yapacakları her şeyi 20 yılda yaptılar. Zaten hekimleri ve hastaları karşı karşıya gelebilecekleri kadar karşı karşıya getirdiler. Ben toplum nezdinde de artık bunların bir karşılığı olduğunu düşünmüyorum. Toplum da artık biraz üç çocuk meselesi olsun, sezaryen-vajinal doğum konusu olsun, bazı şeylerin farkına vardı diye düşünüyorum. Bu yüzden çok anlamlı bir etki yaratacağını düşünmüyorum. Sözleri artık eski!

“Muhatap olduğunuz kişi her zaman kadının kendisi olmuyor”

Kılavuz: AKP’ye oy veren seçmen bu sözleri dikkate alıp, sezaryeni doğal olmayan müdahale olarak görüp, kadının ve bebeğin sağlığını riske eder mi sizce?

Murat Ekmez: Biz kadınlarla iletişim hâlindeyiz. Doğumlarını yaptırıyoruz. Ben AKP’ye oy veren insanların da bu düşüncede olmadığını düşünüyorum. Kadınları erkekler gibi düşünmeyin. Algıları daha açık, neyin ne olduğunu daha iyi görüyorlar. Kadın doğum uzmanı olduğum için ben kendimi şanslı hissediyorum.

Kılavuz: Hatırlarsınız, “doğal olan normal doğumdur” pankartı ilk kez bir Fenerbahçe maçında açılmıştı. Orada, kadınların doğum şekliyle ilgili kararda sanki ailedeki erkekler söz sahibi olmalıymış gibi, reklam onlara yapılmıştı. Bu doktor ve annenin o süreçte vermesi gereken bir kararken, belki de anne, doktoruyla birlikte sezaryene karar verecekken böyle reklam gündeme gelmişti.

Murat Ekmez: Pratikte, bir kamu hastanesinde çalışınca, sizin muhatap olduğunuz kişi her zaman kadının kendisi olmuyor. Kadının kaynanası, annesi ya da eşi oluyor. Mesela kadını sezaryen olması gereken bir durumda sezaryene ikna ettiğinizde, karşınızda bazen kocasıyla karşılaşıyorsunuz. Onu da ikna etmeniz gerekiyor. Ya da annesini de kaynanasını da ikna etmeniz gerekiyor. Yani bu doğum sırasında, sadece bir kişiyle muhatap olmuyorsunuz. Sadece hasta-hekim ilişkisiyle çözdüğünüz bir durum olmuyor. Zaten Türkiye böyle bir yer değil.

“Tedavi aşamasında kullandığımız ilacı sırf doğum kontrol hapı diye geri ödemeden kaldırdılar”

Kılavuz: Aynı durum olmasa da yine kadın bedenini denetleme ihtiyacında benzer bir yere düşen kürtaj konusu da benzer bir şekilde karalama kampanyalarına konu edildi mitinglerde. Gerçi kamuda zaten sezaryen bir seçenek olarak sunulmuyor diyorsunuz. Benzer şekilde, resmî bir şey olmasa da fiiliyatta artık kamuda kürtajın olmadığını görüyoruz. Zaman içerisinde bu şekilde ilerleyen bir durum var. Sizce sezaryen için de benzer bir karalama kampanyası sonucunda fiiliyatta bunun da uygulanmaması bir ihtimal mi?

Murat Ekmez: Bebek yaşamı, anne yaşamı söz konusu olunca kimse bunu dinlemez. Böyle bir şey olmaz. Kürtaj meselesi çok farklı bir konu gerçekten. Bu konuyu işlemek de herkes için çok kolay değil. Kürtajı destekliyor olmak, herkes için biraz karışık. Sanki bütün bebekleri kürtaj edelim deniyor gibi bir algıya yol açıyor, oraya çekilebiliyor. O yüzden o konuyu tartışmakta, onunla ilgili bir politika üretmekte ne yazık ki herkes başarısız oldu.

Zaten kürtaj, tercih ettiğimiz bir durum değil. Kürtaja varana kadar, gebeliği önlemeye dönük diğer araçlar önemsenmeliydi. Gebelik oluştuktan sonra kürtaj ayrı bir konu ama esas olarak doğum kontrol yöntemleriyle ilgili konuşulmalıydı. Doğum kontrol hapları, kondomlar, rahim içi araçlar… Bütün bunlar konuşulmalıydı ama meseleyi sadece kürtaj ekseninde tartıştık.

Daha önce aile planlaması poliklinikleri vardı. Polikliniklerde kadınlar gidip kendileri için uygun korunma yöntemini hekimleriyle tartışarak ediniyorlardı. Bu poliklinikler kapatıldı! Artık hastanelerde bir kadına örneğin spiral takmak isterseniz, spirali eczaneden almasını istiyorsunuz. Ben, iki yıl öncesine kadar Haseki’de çalışıyordum. Kendim dert edinip, ilçe sağlık müdürlüğüne gittim ve bize spiral sağlayın dedim. Biz insanları gönderiyoruz eczaneye ama bu kamusal hizmet. Neden gidip 300-500 lirasını bir eczanede ya da biyomedikalcide harcasın?

Spiral dediğin şeyin maliyeti çok düşük aslında. Ben dilekçe de yazdım ve dediler ki, “Hocam böyle bir alım yapmıyor bakanlık.” Ama eskiden yapıyordu aynı bakanlık! Daha da fecisi, doğum kontrol hapı dediğimiz hapları devlet karşılamıyor artık. Ama biz bunları tedavilerde kullanıyoruz. Adet düzenleyici olarak kullanıyoruz. Birçok tedavi aşamasında kullandığımız ilacı sırf doğum kontrol hapı diye geri ödemeden kaldırdılar. Buna karşı bir politika üretmedik. Kürtajdan önce bunu yapsaydık, insanların korunma metotlarını desteklemeye yoğunlaşmış olsaydık belki de kürtaj konusunda da daha etkili sonuçlar alırdık diye düşünüyorum. Bana sorarsanız kürtaj bu işin en son noktası çünkü.

“Günün sonunda herkesin aslında beklediği, sorunsuz bir doğum ile anne ve bebeğin kavuşması”

Kılavuz: Kadınların, doğumla ilgili kararlarını baskıdan uzak ve bilgiye dayalı bir şekilde vermeleri nasıl sağlanabilir? Böyle bir sağlık politikası mümkün mü? Bu özgürlüğe sahip olduğumuz, kararımızı baskıdan uzak ve bilinçli bir biçimde, hekimimize danışarak verebildiğimiz bir sağlık politikasına giden yolu tarif edebilir misiniz?

Murat Ekmez: Burada herkesin eşit bir zeminde olması gerekiyor. Kadın ve hekimin eşit bir zeminde, ortaklaşa verdiği, dış faktörlerin minimize edildiği bir atmosfere ihtiyaç var. Ama mevcut durum hem hekim için hem de kadınlar için bir sürü faktörün, baskı faktörünün doğumu etkilediği bir durumu ifade ediyor. Umarım gelecekte, bu baskı unsurlarının olmadığı, anne ve bebek sağlığını öncelediğimiz, doğum sürecini bilimsel gerçekler ışığında yürüttüğümüz bir noktaya geliriz.

Burada ben yine ebelik konusunu önemsiyorum. Ebelere daha fazla rol verilen, ebelik hizmetlerinin ön plana çıkarıldığı bir politikaya ihtiyaç var. Yine doğum sancısıyla ilgili, anestezi ekibinin devreye sokulduğu bir ortama ihtiyaç var. Günün sonunda herkesin aslında beklediği şey sorunsuz bir doğum ile anne ve bebeğin kavuşması aslında.

Total
0
Shares
Önceki makale

Komünist Manifesto'nun zamansız isyanı: Bir hayalet hâlâ dolaşıyor!

Sonraki makale

11. Trans Onur Haftası kutlandı!

İlgili Gönderiler