Yapay zekâ tabanlı websitesi ChatGPT’ye Ebu Muhammed el Colani’yi (ya da artık resmî yazışmalarda da kullandığı gerçek adıyla Ahmed Hüseyin eş-Şera’yı) sorduğunuzda, yapay zekâ ABD’nin onu terör listesine aldığını, başına da 10 milyon dolar ödül koyduğunu söylüyor. Küresel cihat ideolojisinden uzaklaşıp Heyet Tahrir el-Şam’ı (HTŞ) daha yerel bir yapı olarak tanıtmanın yollarını aradığını ve röportajlarda uluslararası toplumla uzlaşmaya açık olduğunu belirttiğini de ekliyor. Güncel verilere sahip olmayan yapay zekâmız, ABD’nin HTŞ’yi bir terör örgütü olarak gördüğünü, fakat HTŞ’nin bu durumu tersine çevirecek stratejik hamlelerde bulunduğunu söylüyor. Aslında bu bilgileri vererek yazının çerçevesini de belirlemiş olduk; Suriye’de ne oldu? Suriye’nin Zelenski’si olmaya aday Colani ve HTŞ’nin zaferi kimlere hizmet ediyor?
El Kaide, El Nusra ve bir deri ceket
Colani’nin El Kaide ile ilk tanışması 2003’teki Irak işgaline denk geliyor. Uzun süre El Kaide saflarında savaşan, Amerika tarafından tutuklanıp hapse atılan Colani’nin fikrî önderi, El Kaide’nin Irak kolunun kurucusu Ebu Musab ez-Zerkavi. Yani yolları Suriye İç Savaşı’ndan bir süre sonra tamamen ayrılsa ve iki örgüt arasındaki çatışmalar çok uzun yıllar sürse de IŞİD ile Colani’nin çıkış noktası aynı yer.
Colani, 2011 yılında El Kaide’nin Suriye kolu Nusra Cephesi’nin kurucu lideri olarak ülkesine döndü ve iç savaşa katıldı. İç savaşın ilk yıllarında El Nusra Cephesi, IŞİD’in bir yan kolu olarak görülüyordu. IŞİD, El Nusra’ya mali ve lojistik destek sağlamış, Colani de bu yapıya bağlılığını ilan etmişti fakat işler henüz savaştan iki yıl sonra, 2013 yılında değişti. 2013 yılında IŞİD lideri Ebu Bekir el-Bağdadi, El Nusra Cephesi’nin feshedildiğini, IŞİD ile birleştiğini ilan etti. Colani ise bunu reddetti ve El Kaide’ye sadık kalacağını açıkladı. 2014’te IŞİD ile El Nusra Cephesi arasında doğrudan çatışmalar başladı ve IŞİD, El Nusra’yı “hain” ilan etti.
İki örgütü ayıran en önemli nokta, El Nusra’nın uluslararası arenada ideolojik tavizler vermeyi kabul etmesi ve örgütün yerel yönetim kurma stratejisiydi. Colani’nin ilk ve nihai hedefi, Beşşar Esad’ı devirmek ve Suriye’de bir İslam devleti kurmaktı. Bunun için ABD ile ittifak yapmak, hatta bugünlerde sıkça şahit olduğumuz üzere İsrail ile işbirliğine açık olmak sorun değildi. Yani Colani’nin giydiği deri ceket, öylesine giyilmiş bir deri ceket değil; uluslararası kamuoyuna verilen açık bir mesajdı. Colani’nin El Kaide’den ayrılma süreci ve HTŞ’nin kuruluşu da tam olarak buraya oturuyor. Bütün bunlar, Suriye’nin Zelenski’sinin önce sarığını çıkarıp askerî kamuflaj giymesinin; ardından da kameralar karşısına çıkmaya alışan, takım elbiseli, deri ceketli pozlar veren birine dönüşmesinin bir tesadüf ya da ulvi bir aydınlanma olmadığını, aksine bunların hepsinin planlı birer hamle olduğunu bize gösteriyor.
Ne oldu, neden oldu?
Suriye’de, hepimizin bildiği gibi Esad’ın devrilmesiyle sonuçlanan yaklaşık 10 günlük bir süreç yaşandı. 27 Kasım’da HTŞ ve beraberindeki bazı cihatçı gruplar Halep ve Hama şehirlerinin kontrolünü ele geçirdi. Bu kadar hızlı yaşanacağı düşünülmeyen bu ilerleyiş, Suriye Ordusu’nun stratejik savunma hatlarını zayıflattı ve kısa sürede HTŞ, bunu stratejik bir üstünlüğe dönüştürdü. Halep ve Hama’nın ardından Humus’a ilerleyen HTŞ liderliğindeki cihatçılar, 8 Aralık’ta Şam’ı da ele geçirdi.
Şam’ın cihatçılar tarafından ele geçirilmesi, Rusya’nın birliklerini geri çekmesi ve Esad’ın ülkeyi terk etmesi ile birlikte 61 yıllık Baas Rejimi fiilen çöktü. Bu gelişmelerin hemen ardından İsrail, köyleri ve kasabaları da bombalayarak Golan Tepeleri’nden Şam’ın şehir merkezine 30 kilometre mesafeye kadar olan bölgeyi işgal etti, aynı zamanda Suriye’nin tüm askerî kapasitesini ve altyapısını çökertmek amacıyla Bilgi Teknoloji Sistemleri’ne, karargâhlara ve cephaneliklere birçok saldırı düzenledi.
HTŞ, iktidarı alır almaz Filistinli direniş gruplarından askerî yapılarını feshetmelerini istedi ve Filistinli grupların, Suriye’yi İsrail’e karşı herhangi bir faaliyet için üs veya geçiş noktası olarak kullanmalarını yasakladı. Bunların pratikteki yansıması olarak HTŞ, Lübnan sınırındaki FHKC merkezine saldırı düzenledi.
Neden?
Suriye’de yaşananların neden tam olarak bugünlerde yaşandığı sorusuna verilebilecek yüzlerce, hatta binlerce yanıt bulabiliriz çünkü 13 yıldır aralıksız kaynayan bir kazandan söz ediyoruz. Bu kaynayan kazanın içinde İsrail’den Amerika’ya, Rusya’dan İran’a ve tabii ki Türkiye’ye varıncaya dek birçok ülke bulunuyor. Hâl böyle olunca da yazıyı, sorulara bulunamayan cevaplar değil cevapların fazlalığı sonu gelmez bir çıkmaza sürüklüyor. Yine de kısaca özetlemeye çalışalım.
Bir yıllık süreçte yaşanan iki çok önemli olay var. Bunlardan ilki geçen sene 7 Ekim’de Hamas öncülüğünde Filistinli direniş örgütlerinin İsrail’e karşı yaptıkları eylemin ardından, İsrail’in Filistin’de yürüttüğü soykırım politikası. Diğeri ise ABD seçimlerini kazanan Trump’ın Ukrayna’da ateşkes istemesi ve Putin-Esad ilişkileri.
Ukrayna-Rusya Savaşı başladığından beri Ukraynalı bazı direnişçi grupların Suriye’de eğitim aldığı, aynı grupların birkaç yerde Rus konvoylarına saldırılar düzenlediği sık sık söyleniyor. Bunlar bir dedikodu olmaktan öteye geçmese de, oldukça gerçekçi iddalar. Ayrıca HTŞ’nin savaş sırasında drone taktiğini bu kadar profesyonelce uygulaması, Ukrayna’nın savaşta kullandığı drone taktiklerini hatırlatıyor.
ABD tarafı, Trump’ın Ukrayna’da ateşkes imzalatmak istediği Rusya’yı geri ittirerek masada avantaj sağlamak istemiş olabilir. Rusya’nın iki cephede birden savaşacak gücü bulamadığını ya da bunu yapmakta isteksiz olduğunu göz önünde bulundurursak, Ukrayna’da olası bir ateşkesten sonra Rusya’nın Suriye’de müdahale kapasitesinin iyice güçlenecek olması, Suriye’de Trump Beyaz Saray’ı yeniden devralmadan önce gerçekleştirilen operasyonun sebeplerinden birisi olabilir. Çünkü iktidara geldiğinde Putin ile ateşkes konusunda masaya oturacak olan Trump için Rusya’yı Suriye’den çıkartmış olmak, elini hayli güçlendirecektir.
Yukarıda da kısaca değindiğimiz üzere, neredeyse yürüyecek hâli kalmamış Suriye Ordusu’na kara desteği vermek için Rusya’nın Ukrayna Cephesi’nden azımsanamayacak miktarda bir gücü çekmesi gerekiyordu ve bu, Putin’in isteyeceği son şey olabilirdi. Fehim Taştekin’in belirttiği gibi, Suriye’de savaştan sonra ordu ve devlet kurumlarında yeniden organizasyonun sağlanamaması, Esad’ın ekonomi politikalarındaki pervasızlığı, Cenevre’deki anayasa çalışmalarının tıkanması ve tabii onca bedel ödenerek kurtarılmış Halep’in bir günde düşmesi Putin için Suriye’de yolun sonuna gelindiğinin göstergesi olmuş olabilir.
İkinci neden ise tabii ki Filistin! İsrail’in tam olarak 14 aydır sürdürdüğü savaş ve soykırım politikalarında karşısındaki en büyük güç şüphesiz ki İran ve Lübnan’ın başını çektiği Direniş Ekseni. Daha önce defalarca kez denemesine rağmen Lübnan’da hiçbir zaman kesin bir zafer ilan edemeyen İsrail için Direniş Ekseni’ni kırmak ve Lübnan’da Hizbullah’ı mutlak yenilgiye uğratmak, Orta Doğu’da zaferin anahtarı olarak görülüyor. ABD ve İsrail için bu “mutlak” zaferin yolu İran ile Lübnan arasındaki karayolu lojistiğini kesmekten geçiyor. Bu da Suriye’nin tamamen kontrol altına alınması gerektiği anlamına geliyor.
Ayrıca, Lübnan ateşkesi sonrası, bir sonraki hedefin Suriye olduğu da Ekim ayının başlarından beri söyleniyordu. Yani yazıda bahsettiğimiz hiçbir şeyin tesadüf olmaması gibi HTŞ yöneticilerinin İsrail televizyonlarına çıkması, İsrail’in Golan Tepeleri’ni işgal edip Şam’a 30 kilometre mesafedeki köylere ve kasabalara kadar ilerlemesi ve Suriye’nin bütün askerî araçlarını, limanlarını ve üslerini vurması da tesadüf değil. Bunlar yaşanırken HTŞ’nin Filistin’in direniş kamplarına saldırması da resmi tamamlıyor. Yeni Zelenski’miz, CNN’in tabiriyle (!) Julani’miz, ya da artık bir devlet başkanı olacağı için kullandığı gerçek adıyla Ahmed Hüseyin eş-Şera ve örgütü HTŞ, çok açık bir biçimde ABD-İsrail’e ve onun çıkarlarına hizmet ediyor.
Ne olacak?
Bu soruya kesin ve net bir cevap verebilmemiz mümkün olmasa da daha ilk günlerden görülebildiği üzere, Suriye halklarını HTŞ ile karanlık bir geleceğin beklediğini söyleyebiliriz. Daha ilk günlerden itibaren Alevilere ait türbelerin yakılıp yıkıldığı, sivillerin öldürüldüğü, heykellerin parçalandığı, birçok insanın ülkeyi terk etmeye çalıştığı görüntülere şahitlik ediyoruz. Colani, Şam’ı aldıktan sonra verdiği bir demeçte, İdlib’de yönetmeyi öğrendiklerini ve şimdi bunu bütün ülkeye yayacaklarını söylemişti. Bugünlerde farklı mezheplerden veya dinî görüşlerden insanların bir arada yaşaması gerektiğini söyleyerek hoşgörülü lider imajı çizen, buna dair röportajlar veren Colani ve ögütünün geçmişi ise yıllardır elinde tuttuğu bölgelerde bir hayli karanlık. Uluslararası basına yansıyan birçok katliam, işkence, infaz ve toplu ölüm haberinde HTŞ’nin ismi geçiyor. Ayrıca Suriye İnsan Hakları Ağı raporuna göre HTŞ, yönetimi elinde tuttuğu bölgelerde 148’i kadın ve çocuklardan oluşan 505 sivilin işkence ile ölümünden sorumlu.
Colani’nin gerçekten demokratik bir anayasa inşa ettiğini ve “ılımlı” bir İslam devleti kurduğunu farz edelim. Colani’nin kendisi de dahil olmak üzere camilerde vaaz veren, devletin iç işleri bakanı olarak açıklanan ya da sosyal medyada “gazeteci” olarak videoları dolaşıma sokan kişilerin birçoğu El Kaide, IŞİD ve benzeri selefi/cihatçı örgütlerin mensupları ve birçok ülkenin arananlar listesinde bu kişilerin isimleri yer alıyor. Ayrıca örgütün (özellikle askerî kanadının) tepkilerinin, davranışlarının ve uygulamalarının bize Orta Doğu’daki herhangi başka bir Selefi/cihadist örgütü anımsattığını da rahatça söyleyebiliriz. Yani sözüm ona bu “ılımlı” İslam devletinin sokağa ve günlük hayata nasıl sirayet edeceğini şimdiden görebiliyoruz.
Geçtiğimiz 10 yılda Usame Bin Ladin’den Zelenski’ye dönüşen Colani’nin daha uluslararası terör listelerinden çıkmadan Suriye’de belirleyici bir aktör olmasının doğuracağı sonuçları, ilerleyen aylarda hep beraber göreceğiz.
Türkiye’de, özellike IŞİD’in bölgede hâkim olduğu dönemden itibaren artan selefi/cihatçı örgütlerin, bu süreçten güçlenerek çıkacağını söylersek pek yanılmış olmayız. Siyasal İslamcı kanadın tabandan doğru radikalleştiğini şimdiden görebiliyoruz; hemen yanımızda kurumsallaşmış bir “Taliban rejimi” kurulursa, bunun hem siyasetteki hem de sokaktaki yansımalarını daha net göreceğiz. Bugün ülkemizde kendine aydın, sol/sosyalist veya demokrat diyen birçok insan, Esad’ın gidişini bir diktatörlüğün yıkılması olarak görüyor; fakat biz emperyalizmin halklara barış, özgürlük ya da demokrasi getirmediğini biliyoruz. Irak’ta, Afganistan’da ve dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Suriye’de de iktidarı ABD ve Türkiye destekli cihatçı örgütlerin ele geçirmesi, Suriye ve Filistin halkları başta olmak üzere kimseye barış, özgürlük ya da demokrasi getirmeyecek.










