Sosyalist solda üç eğilim IV

Sosyalist solda üç eğilim – IV

Türkiye sosyalist hareketinde tarihsel kökleri de olan iki belirgin eğilimi, bu yazı dizisinin ikinci ve üçüncü yazılarında detaylıca tartışmaya çalıştık. Bu yazıların mantıksal sonucu olarak akıllara, “Ne yapmalı?” sorusu mutlaka gelecektir. Sosyalist solda üç eğilim yazı dizisinin bu son bölümünde, “Ne yapmalı?” sorusunu mevcut konjonktürde cevaplamaya çalışarak sosyalist devrimci siyaset çizgisinin kuvveden fiile çıkması için önerdiklerimizin hem teorik hem de pratik ayaklarını tartışacağız.

Başlarken, şunu belirtmek gerekir ki ne bu konuyu ilk tartışmaya açan bizleriz ne de son olacağız. Halihazırda sosyalist hareketin çeşitli özneleri bu soru üzerine birçok platformda fikir yürütüyor. Bu tartışmanın en güncel örneğini ise sendika.org’da yayınlanan “Türkiye siyaseti yeniden şekillenirken sosyalist strateji” başlıklı dosya konusunda görüyoruz. Türkiye sosyalist hareketinin farklı geleneklerinden gelen yazarlar, bir strateji tartışması yürüttü ve bu tartışma verimli bir zeminde hâlâ sürüyor. Bu dosyada yayınlanan 40’a yakın yazının çoğunda dikkat çeken ortak nokta, özeleştirel bir değerlendirme süreci ve çıkış arayışıydı. Nitekim bu tartışmalar sonucunda 19 Ekim’de Şişli’de düzenlenen “Bağımsız Devrimci Siyasetin Gereklilik ve Olanakları” başlıklı forum ile birllikte, kağıt üstünde sürdürülen bu tartışma, karşılıklı etkileşime ve ortak akıl yürütmeye yönelik bir çabaya da alan açmış oldu.

Bu çabanın birleşik mücadele ve sosyalist devrimci siyasetin güçlendirilmesi anlamında hangi somut çıktıları olacağını, forumun düzenleyicisi olan örgütlerin iradesi gösterecektir. Forumda tartışılan konuların değerlendirmesini ve en geniş anlamda sosyalist devrimci siyasetin bir eğilim olarak güçlendirilmesi için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğine dair düşüncelerimizi, Kızıl Parti Genel Sekreteri Onur Emre Yağan’ın Kılavuz’da yayınlanan söyleşisinde dile getirmiştik. Bu yazıda, henüz mayalanma aşamasında olan, henüz somut bir alternatif olarak ortaya çıkmamış sosyalist devrimci siyaset çizgisinin hangi yol ve yöntemlerle güçlendirilebileceğini, kendi önerilerimizle açıklamaya çalışacağız.

Her şeyden önce, bahsettiğimiz arayış içerisinde yer alan farklı siyasi öznelerin tekil mücadelelerinin yanında, kurucu perspektife sahip bir politik merkez inşası temel şarttır. Birleşik mücadelenin yöntem ve araçları tartışmaya açık olmakla birlikte, önceki yazılarda tartıştığımız iki eğilimin dışında yer alacak olan bir sosyalist devrimci odağın yaratılması, bu arayışın sahibi olan devrimci öznelerin iradesine ve dayanışma ilişkisi içerisinde olmasına bağlıdır. Tam da bu nedenle, sosyalist devrimci siyasete duyulan ihtiyaçta ortaklaşan siyasi öznelerin, aralarındaki ideolojik ayrımları silikleştirmeden, ancak ortak bir mücadele ve eylem hattında buluşarak politik bir merkez oluşturması hem bir ihtiyaç hem de bahsettiğimiz süreçlerin mantıksal sonucudur.

Sosyalist devrimci siyaseti işçi sınıfı ve geniş kitleler için alternatif hâline getirebilecek politik merkezin inşasına dair sendika.org’da yayınlanan birçok yazıda, teorik bir zemin yaratılmıştır. Ali Ergin Demirhan’ın “Sokak, dar anlamıyla doğrudan sokağa çıkmak değil düzenin sınırlarına saldırmak, akışı kırmak, kesintiye uğratmak, doğrudan eylemle sonuç almaktır” vurgusu, inşa edilmesi gereken siyasetin mekanını ve siyasal ufkunu gösteren çerçeveyi somutlamaktadır.

Yine aynı dosyada, Görkem Doğan’ın Türkiye işçi sınıfının direniş eğilimine dair söyledikleri de sosyalist devrimci siyasetin çapasının nereye atılması gerektiğini göstermektedir: “Halkın burada da aynı öfkeli tepkisi mevcuttur ve bu bir direniş eğilimi yaratmaktadır. Bunun Metal Fırtına ya da 19 Mart süreci gibi daha cüsseli örnekleri de vardır ama Anadolu’nun her yerinde daha doğrusu Anadolu’yu saran küresel fabrikanın her yerinde direnişi görüyoruz. Bugün pek çok insanımızın açlık ensesinde öfkesi dilindedir, bu maddi durum siyasi müdahale olmadan politik sonuç üretmez.” Özay Göztepe de Mahir Çayan’a referansla birleşik cephe ya da devrimci inisiyatif merkezi ifadesiyle yönteme dair somut önerilerde bulunmaktadır.

Kısacası, mutlak doğrular olmamakla birlikte, siyasetin kurulacağı alana, hedef doğrultusuna ve yönteme dair teorik zemin çizilmiş oluyor. Böylece, “Ne Yapmalı?” sorusu büyük oranda cevaplanmış oluyor. Ancak “Nasıl?” sorusu ortada kalmış görünüyor. Henüz güçlü bir alternatif olarak ortaya çıkmamış olan ve tekil tekil örgütlerin arayışları içerisinde yer yer cisimleşen sosyalist devrimci siyasetin nasıl gerçek bir alternatif hâlinde örülebileceğine dair yöntemsel önerilerimizi, Kılavuz olarak yayınladığımız çıkış metnimizden de yararlanarak açıklamaya çalışacağız. Daha önce bu konu üzerine sıkça kafa yormuş ve birçok yazı yazmış bir hareket olarak, politik bir merkez inşası için sunacağımız önerileri mümkün olduğunda somutlayarak bir “ilkeler manzumesi” şeklinde sunmayı uygun görüyoruz.

  1. Türkiye sosyalist hareketinin, serinin önceki yazılarında tartıştığımız baskın iki eğiliminin ortak özelliği, bugün izledikleri siyasi hat ile kendi gelenekleri ve yakın geçmişte izledikleri siyasi yaklaşımlar arasında bir süreklilik barındırmalarıdır. Bizim açımızdan ilk başlanacak yer, yüz yılı aşkın tarihimizi inkar etmesek de özellikle yakın geçmişteki başarısız tablonun özeleştirisini yaparak, mevcut zayıflık görüntüsünü kanıksamamaktır. Sosyalist devrimci siyasetin dönemsel olarak bir gerileme içerisinde olduğunun tespitini yapmak gerekir.
  2. Bu gerileme ve yenilgi tespitinin mantıksal sonucu, kurucu bir yeniden inşa perspektifinin benimsenmesidir. Sosyalist devrimci siyasetin yeniden inşası için bir kurucu irade ortaya çıkmalıdır ve tekil örgütlerin devrimci faaliyeti değil, politik bir merkez inşası gündeme alınmalıdır.
  3. Dar örgütçü pratikleri reddeden ve sosyalist devrimci siyaset anlayışını koruyan, düzen siyasetini karşısına alan bir ideolojik merkez yaratılmalıdır. Bu hedefin başarıya ulaşması için yoldaşlık hukuku çerçevesinde birleşik mücadele anlayışı geliştirilmelidir. Sosyalistlerin birlikte mücadelesini eşit işleyiş, kolektivizm, dayanışma ve yoldaşlık esaslı bir anlayışla yeniden kuran bir pratik, sosyalist devrimci ilkeler ışığında hayata geçirilmeilidir.
  4. Bu politik merkezin odağında işçi sınıfının devrimci eyleminin sürekli kılınması olmalıdır. Yöntem olarak, fiili meşru mücadelenin yaygınlaştırılması benimsenmeli, işçi sınıfının katmanlaşmasından doğan ayrımları politik mücadele içinde azaltacak, işçi sınıfının en geniş birliğini yaratacak devrimci bir öznenin siyaset sahnesine çıkması sağlanmalıdır. İşçi sınıfının örgütlenmesi, uzun vadeli ve sabırlı bir çalışmayı gerektiren vazgeçilmez bir hedef olarak önceliklendirilmelidir.
  5. Düzen siyasetine karşı mutlak devrimci bir mesafeye ve mücadele anlayışına sahip olan, bağımsız siyasetini başka bir politik güce feda etmeyen, egemen veya muhalif fark etmeksizin burjuva siyasi aktörlere karşı kararlı bir ideolojik mücadele yürüten bir siyaset hattı güçlendirilmelidir.
  6. Siyasal gelişmeleri işçi sınıfının iktidar perspektifi doğrultusunda değerlendiren ve iktidar sorununu bir devrim sorunu olarak gören ideolojik bir ufka sahip olunmalıdır.
  7. Sistem karşıtı niteliklere sahip farklı toplumsal hareketlere devrimci perspektifle yaklaşarak bu dinamikler içinde varlık gösterebilen, bu çabayı dar örgütsel çıkarlara odaklanarak değil, siyasetini toplumsal dinamiklerin güçlendirilmesi hedefiyle birleştirerek sürdüren bir sokak faaliyeti örülmelidir. Kapitalizm karşıtı mücadele, sistemle çelişki içerisinde olan toplumsal dinamiklerin işçi sınıfı öncülüğünde harekete geçirilmesini sağlayacak teorik ve pratik hamlelerle örülmelidir.
  8. Demokratik merkeziyetçi işleyişi esas alarak eşitlikçi, kolektif, denetlenebilir, eleştiri-özeleştiri hakkını güvence altına alan bir anlayış hayata geçirilmelidir. Nitelikli bir kadro birikimini yaratacak, sosyalist devrimci siyaseti kitlelere aktarabilecek kadroları yetiştirecek ve geliştirecek bir ideolojik düzey oluşturulmalıdır.

Bütün bunların sonucunda, Kılavuz olarak kuruluş metnimizde de yer alan siyasi çerçeveyi Türkiye sosyalist hareketinin bütününe seslenen bir şekilde, sosyalist devrimci siyasete çağrı olarak yorumluyoruz. Üçüncü eğilim olarak ifade ettiğimiz bu ideolojik çerçevenin kuvveden fiile çıkması, bir başka ifadeyle işçi sınıfının en geniş kesiminin iktidar programı hâline gelmesi için dar grupçu bir anlayışın yerini samimi bir birleşik mücadele iradesi almalıdır. 19 Mart’ın hemen ardından ortaya çıkan 1 Mayıs birleşik Taksim iradesi, bu anlayışın somutlanabileceğini göstermek açısından küçük bir örnektir. Bununla birlikte, çok daha sistematik devrimci eylem birliktelikleriyle politik bir merkez inşasının somut koşulları yaratılmalıdır.

Bıkmadan usanmadan bir kez daha söylemeliyiz ki işçi sınıfının en geniş birliğini örgütleyen, gözünü sosyalist iktidar mücadelesine dikmiş ve düzen güçlerine karşı uzlaşmaz bir tavrı benimseyen çok özneli bir mücadele çizgisi, sosyalist hareketin geleceği için zorunludur! Birleşik mücadele hattını bu anlayışla güçlendirecek her hamle, her eylem, her örgütsel pratik bizim açımızdan değerlidir. Sosyalist hareketin devrimcilik iddiasını sürdüren bütün öznelerini samimi bir davetle sosyalist devrimci siyaseti yeniden ayağa kaldıracak bu çabaya omuz vermeye davet ediyoruz.

Total
0
Shares
Önceki makale
Aile değil, direniş yılı!

Aile yılı değil, direniş yılı!

Sonraki makale
Sessiz çığlık: Sömürünün gölgesinde kadın olmak

Sessiz çığlık: Sömürünün gölgesinde kadın olmak

İlgili Gönderiler