SDG ve Şam Yönetimi Arasında Çatışma

SDG ve Şam yönetimi arasında gerginlik büyüyor

Kılavuz Bülten; haftalık gelişmeleri, gözden kaçanları, emekçilerin gündemlerini yorumluyor ve sizlerle buluşturuyor.

Bu haftanın bülteninde geçtiğimiz haftanın işçi direnişlerinin yanı sıra Halep’te Şam yönetimi ile SDG arasında çatışma, Gazze’de yürürlüğe giren ateşkes ve 19 Mart’ta gerçekleşecek ortak mücadele başlıklı panel/forum konu ediliyor. Ayrıca Kılavuz’da bu hafta çıkan yazıları bültende bulabilirsiniz.

Yorum ve önerilerinizi de bizimle paylaşabilir, bültenin gelişimine katkıda bulunabilirsiniz.

Haftanın işçi direnişleri

Haftanın İşçi Direnişleri

Ankara – Sendikal örgütlenme haklarını korumak için greve çıkan Teksif üyesi Tapeten Mensucat fabrikası işçileri 38 gündür direniyor.

Kocaeli – Birleşik Metal-İş üyesi oldukları için işten çıkarılan arkadaşlarının işe iadesi ve sendikal haklarının korunması için direnen SAG Hidrolik işçileri, 12 Ağustos’tan bu yana direnişte.

İzmir/Gaziemir – DIGEL Tekstil işçileri işten çıkarmalara, tacize, mobbinge ve sendikal hakların gasp edilmesine karşı 267 gündür direnişte.

İzmir/Menemen – Fabrikalarının XCS Composites’e devredilmesinin ardından, yaklaşık 150 gündür greve devam eden TPI işçileri işten çıkarılıyor.

İzmir/Kemalpaşa – Temel Conta işçilerinin haklı direnişi 306 gündür devam ediyor.

Artvin – Şavşat Belediyesi’nde işten çıkarılan ve mahkeme kararına rağmen işe iadesi yapılmayan 29 işçi direniyor.

Van – Kayyumun işten çıkardığı Van Belediyesi işçileri 70 günü aşkın süredir direniyor.

SDG ve Şam yönetimi arasında çatışma

SDG ve Şam Yönetimi Arasında Çatışma (2)

Suriye’de Şam hükümeti, bir süredir Halep’te özellikle SDG’nin kontrolündeki Kürtlerin yoğun yaşadığı mahallelere bir saldırı hazırlığını işaret edecek biçimde yığınak yapıyordu. SDG de buna karşılık Halep’te güvenlik güçlerini sıkılaştırıyor, karşı hazırlık yapıyordu. Gerginlik, geçtiğimiz hafta çatışmaya dönüştü. Araya uluslararası güçlerin de girmesiyle sıcak çatışma büyümemiş olsa da gerginlik sürüyor.

Ne oldu?

Halep’te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri, Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgeler. Bu bölge, Esad yönetiminin devrilmesinin ardından SDG kontrolünde kalmış, mahallelerde polis görevi gören asayiş güçleri SDG’nin kontrolünde örgütlenmişti. Bununla birlikte, şehre giriş çıkışlar da dahil olmak üzere mahallelerin çevresiyle ilişkisi Şam hükümetinin kontrolünde.

Şam hükümetinin cihatçı grupları kullanarak bu mahalleleri son dönemde bir saldırı hazırlığını işaret edecek şekilde abluka altına alması, halkta tepki yarattı. Bu tepkinin sonucunda, 6 Ekim’de Halep’in Kürt mahallelerinde cihatçı çetelerin ablukasının kırılması için eylemler düzenlendi. Şam hükümetine bağlı cihatçılar, bu eylemlere saldırdı ve ardından da mahallelerde saldırılar devam etti. Buna karşılık veren SDG ile Şam hükümetine bağlı cihatçı çeteler arasında çatışmalar şiddetlendi. ABD ve Fransa’nın girişimleriyle ateşkes sağlandı, Şam hükümetinin başkanı Colani ile SDG lideri Mazlum Abdi bir görüşme gerçekleştirdi.

Görüşmede ateşkes ve 10 Mart’ta yapılan entegrasyon anlaşmasının uygulanması gündemdi. Rojava heyetinden yapılan açıklamada herhangi bir belge imzalanmadığı belirtilirken, SDG ve Şam’a bağlı güçlerin birleştirilmesinin yanı sıra kapsayıcı bir anayasanın yapılmasının ve göçmenlerin geri dönüşünün konuşulduğu ifade edildi. Mazlum Abdi ise daha sonra verdiği bir demeçte, askerî bir heyetin Şam’a giderek askerî güçlerin entegrasyonunu tartışacağını söyledi.

10 Mart Anlaşması hangi aşamada?

10 Mart’ta imzalanan anlaşma, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (ya da Rojava) ile Şam hükümetinin entegre edilmesini öngörüyordu. Anlaşmanın maddelerinde iki taraf da mutabık kalsa da uygulamanın nasıl gerçekleşeceği konusunda birbirine zıt iki yorum söz konusu. Şam hükümeti, Türkiye’nin desteğiyle, Rojava’nın tamamen tasfiye edilmesini ve cihatçıların kontrolünde merkezî bir yönetim kurulmasını isterken, Rojava yönetimi ise federasyon modeline dayalı, ademimerkeziyetçi bir yönetimi ortaya koyuyor.

Anlaşma imzalandığında, yıl sonuna kadar entegrasyon için gerekli adımların atılacağı söylenmiş olsa da yılın sonuna yaklaşılmasına rağmen anlamlı bir gelişmenin yaşanmış olduğunu söylemek güç. Anlaşmanın uygulanamaması hâlinde ise masadaki diğer seçenek, hiç şüphesiz askerî yöntemlerin devreye girmesi olacaktır. Şam hükümetinin Halep’teki Kürt mahallelerine yönelik baskısı, bu bağlamda bir ön hazırlık ve deneme olarak değerlendirilebilir. SDG’nin tepkisi ve direnme gücü, küçük sayılabilecek çapta gerginliklerle, daha büyük bir saldırı için sınanıyor olabilir.

Şam hükümetinin Rojava’ya saldırması durumunda bu, Türkiye’nin desteğinden bağımsız gerçekleşmeyecektir. Meclis’in açılmasının ardından yapılan ilk grup toplantısında konuşan Devlet Bahçeli, Öcalan’ın PKK’nin feshedilmesi için yaptığı çağrının SDG için de geçerli olduğunu, SDG’nin tasfiye edilmesi gerektiğini yeniden belirtti. Şam hükümetinin bakışıyla Türkiye’de şimdiye kadar anlamlı hiçbir ilerleme kaydedilememiş çözüm sürecinin yürütücüsü olan iktidarın yaklaşımı arasındaki paralellik, bölgedeki ittifaklar ve olası savaş senaryolarına dair fikir verebilir.

Ne olması bekleniyor?

Suriye’de 5 Ekim’de üllkenin büyük çoğunluğunun dışlandığı, tamamen Colani’nin atamalarıyla belirlenen “seçimler” gerçekleştirildi. Bu seçimlerde Rojava’da ve Dürzi azınlığın yaşadığı Süveyda çevresinde sandık kurulmadı. Ayrıca “seçilen” 210 vekilin tamamının Colani’nin belirlediği listelerde atanması, Suriye’nin dışlanan bileşenleri tarafından kabul edilmedi. 6 Ekim’de patlak veren çatışmaları bir de bu yönden okumak faydalı olabilir.

Buna dayanarak denilebilir ki Şam hükümeti, kapsayıcı olmak şöyle dursun, giderek gücü merkezin, özel olarak da Colani’nin elinde daha fazla toplayan bir yönelimi güçlendiriyor. Bu anlayışın demokratik bir Suriye’nin kurulabilmesi adına adım atmayacağı gün geçtikçe daha açık bir şekilde görülüyor. Süreklileşmiş gerginlik ve askerî tehdit, patlak verdiğinde her zaman Halep’teki gibi çabuk durulmayabilir, daha büyük çapta çatışmalar yaşanabilir.

Suriye’de bir yandan emperyalist güçlerin müdahalelerinin, diğer yandan Türkiye’nin yayılmacı emellerinin demokratik bir Suriye kurulması önünde engel oluşturduğu söylenebilir. Sırtını Türkiye’ye yaslamakta olan Şam hükümeti, bu yılın sonuna kadar Rojava’nın entegrasyonu gerçekleşmezse, bulduğu ilk fırsatta Rojava’yı askerî bir saldırıyla feshetmeyi deneyebilir. Bu hamle ise Suriye’de iç savaşın yeni ve daha yakıcı bir perdesini açabilir.

Türkiye’deki çözüm süreci dahil olmak üzere hem Kürt sorununun akıbetinin hem de Orta Doğu’nun yeniden biçimlenmesinin Rojava ekseninde yapılacak hamlelere bağlı olduğu görülüyor. Bölge halklarının eşitlik ve barış temelinde bir geleceği kurmasının yolu ise ancak kendi kaderlerini ellerine alacakları ortak bir mücadele hattının geliştirilmesinden geçiyor.

Gazze’de ateşkesin ilk aşaması yürürlükte

Gazze’de Ateşkesin İlk Aşaması Yürürlükte

Mısır’da Hamas ile İsrail arasında dolaylı olarak yapılan görüşmelerin ardından Gazze’de ateşkes sağlandı. Ateşkesin ilk saatlerinde İsrail, anlaşmayı ihlal edecek biçimde bombardıman gerçekleştirse de Gazze’de yerle bir edilmiş şehre geri dönüşler başladı.

Sağlanan ateşkes, ABD Başkanı Donald Trump’ın geçtiğimiz haftanın bülteninde de işlediğimiz 20 maddelik “barış planı” doğrultusunda atılan bir ilk adım olma niteliği taşıyor. Hamas, 20 maddelik planın Filistin’de yönetimin nasıl kurulacağına dair olan maddelerine şerh koymuş olsa da genel itibarıyla planı kabul ettiğini açıklamıştı. Birkaç aşamada hayata geçirilmesi öngörülen planın ilk adımı, İsrailli tüm esirlerin iade edilmesi ve karşılığında 250 Filistinli mahkûm ve 7 Ekim’den bu yana tutuklanan 1.700 kişi serbest bırakılacak. Ayrıca Gazze’ye yardım girişlerine engel olunmayacak.

Gazzeliler, terk etmek zorunda bırakıldıkları şehre geri dönmeye başladılar. Ancak bıraktıkları evlerinin yerinde tümüyle yerle bir olmuş bir şehir var. Bu enkaza dönen Gazzelilerin ellerinde topraklarına olan bağlılıklarından başka bir şey yok. Ateşkesin sürmesi hâlinde geçici yerleşimlerin oluşacağı öngörülebilir. Ek olarak, yardım tırlarının girişine müsaade edilmesiyle birlikte Gazze’de açlık sorununun hafifleyecektir. Ancak şehrin yeniden inşası sırasında Gazzelilerin, “turistik merkez” yapılmak istenen şehirde barınacakları koşulların ortadan kaldırılması, askerî zorla başarılamasa dahi iktisadi zora dayanarak Gazze’nin Filistinlilerden, Orta Doğu’nun ise Filistin’den arındırılması planlanıyor.

İsrail güçleri, şehrin içinden çekilecek olsa da Gazze Şeridi’nin yaklaşık yüzde 60’ını kontrol etmeye devam edecek. Yani işgal ilk aşamada sona erdirilmeyecek. Böylece İsrail devleti, kendisine “tehdit” görmesi hâlinde ateşkesi bozarak işgali yeniden ilerletebileceği pozisyonu koruyacak.

Soykırım ve insansızlaştırma politikası yalnızca Gazze ekseninde tartışılıyor olsa da Han Yunus Mülteci Kampı’nın yüzde 75’i yok edildi. Batı Şeria’da ise yerleşimci terörü artarak sürüyor, Filistinlilerin bulunduğu kamplara askerî ve sivil saldırılar gerçekleştiriliyor.

Gazze’de ateşkes şimdilik sağlanmış olsa da “barış planının” ilerleyen aşamalarda akıbetinin ne olacağı henüz belirsizliğini koruyor. Hamas ve Filistinli diğer direniş örgütleri, direnişin silahsızlandırılmasını reddederken Gazze’de kurulacak yönetimin Filistinlilerden oluşmasını ve Filistin ulusunun iradesini yansıtmasını istiyor. Bu ise İsrail için bir kırmızı çizgi olarak varlığını koruyor. Bu anlaşmazlık, anlaşmanın bozulması riskini beraberinde getiriyor. Bu riskin gerçekleşmesi durumunda soykırım tüm şiddetiyle devam edecektir. Bu sebeple, Filistin halkınının mücadelesini uluslararası alanda gündemde tutan dayanışma, güçlenerek devam etmeli, İsrail devleti ve onun ardındaki ABD emperyalizmi dünya halkları tarafından olabildiğinde baskı altına alınmalıdır.

Türkiye siyaseti yeniden şekillenirken: Bağımsız devrimci siyasetin gereklilik ve olanakları

Türkiye Siyaseti Yeniden Şekillenirken_ Bağımsız Devrimci Siyasetin Gereklilik ve Olanakları

Solda birlik arayışı, Türkiye’de de uluslararası devrimci hareket içinde de her zaman gündemde olan ve tartışılan konulardan birisi. 2025 1 Mayıs’ında, Taksim ve Kadıköy olarak ayrılan ve iki ayrı kutbu işaret eden irade, bir ortak mücadele hattının ortaya çıkması için etkili olabilir. Bu düzlemde, 1 Mayıs’ta Taksim’e çağrı yapan ve çağrının örgütlenmesinde sorumluluk alan, Kılavuz’un da dahil olduğu dört çevre çağrı yaptı. Çağrı yapanlar arasında, Kılavuz’a ek olarak Sendika.Org, Komite Dergisi ve Gazete Yolculuk yer alıyor.

Yayımlanan çağrı metniyle birlikte devrimci bir muhalefet odağının örgütlenmesi için emekten yana kesimler, 19 Ekim’de gerçekleştirilecek olan panel/foruma davet edildi. Bu davet, düzen siyasetinden ayrılan bir hattın güçlendirilmesi için bir sorumluluk çağrısı olarak da anlam kazanıyor.

Dört yayın çevresinin yaptığı çağrının metni ise şöyle:

Türkiye siyaseti yeniden şekillenirken: Bağımsız devrimci siyasetin gereklilik ve olanakları

Sınıf savaşları, dünyada ve ülkemizde bugüne kadar alışık olduğumuz güç dengelerini, toplumsal, siyasal, hukuki çerçeveyi ve paradigmaları yerle bir edip yeniden kuracak bir çatışma biçiminde ilerliyor.

Muazzam bir niceliğe ve yıkıcı-kurucu kapasiteye erişen işçi sınıfı ise, etkili ekonomik ve politik örgütlenmelerden yoksun bir halde, kendisini kendiliğinden yönü baskın isyan ve direniş hareketleri ile ifade ediyor.

Bu koşullarda, sosyalist hareketin mevcut örgütlü güçlerinin zaaflarını gerekçe göstererek, sınıf mücadelesini talileştiren, devrimci iktidar mücadelesini belirsiz bir geleceğe erteleyen, sosyalistleri düzen siyasetinin sınırlarına hapseden yaklaşımları aşmak için bir yol arıyoruz.

Yükselen isyan ve onu açığa çıkaran toplumsal çelişkiler bir başka gereklilik ve imkâna işaret etmiyor mu? Sınıf temeli giderek güçlenen ve militan bir sokak damarını da yaşatan bu toplumsal hoşnutsuzluk sosyalistler açısından bir öncülük imkânı olarak değerlendirilemez mi? Öncülük nasıl inşa edilecek?

Kendisini sınıf savaşlarının gerekleri doğrultusunda, günün somut kitle mücadeleleri içinde ve düzenin sınırlarını zorlayacak bir eylem çizgisinde yeniden kurmaya girişen direnişçi öznelerin benzer sorulara odaklanmasını, benzer önceliklere ve benzer aciliyetlere sahip olmasını önemsiyoruz.

Türkiye siyaseti yeniden şekillenirken sosyalist stratejinin ne olması gerektiğine dair internet sayfalarında yürüyen kolektif tartışmayı, 19 Ekim Pazar günü saat 16:00’da Şişli Tiyatrosu’nda düzenleyeceğimiz panel-forum ile ilerletmeyi hedefliyor, işçi sınıfının ve toplumsal müttefiklerinin devrimci potansiyeline inanan dostlarımızı birlikte düşünmeye ve tartışmaya çağırıyoruz.

Kılavuz‘da bu hafta

Türkiye’de tetikleyici döngü_Nefretin ve sessizliğin politik anatomisi

Türkiye’de tetikleyici döngü: Nefretin ve sessizliğin politik anatomisi – Ceren Nur Aba & Rengin Toprak

AKP iktidarı; 2025’i “Aile Yılı” ilan etmesinin ardından dur durak bilmeden 8 Mart’ta ve 1 Mayıs’ta alanlarda adeta gökkuşağı avına çıkmış, LGBTİ+’ların politik ve kamusal alanda varlığına yönelik saldırılarla onları alandan uzaklaştırmayı ve yalnızlaştırmayı hedeflemiştir. Onur Ayı’nın ve haziran ayı boyunca süren yürüyüşleri, hatta bir lubunyanın alelade sokaktan geçmesini dahi yasaklama çabası da sürmüştür.

İktidardan gelen bu saldırılar elbette bunlarla sınırlı kalmayacaktı, kalmadı da! Geçtiğimiz günlerde medyada göz önünde bulunan kadın-LGBTİ+ kişi ve gruplara yönelik art arda sansür uygulamaları gerçekleşti, soruşturmalar açıldı. Devletin burada neyi ve neden hedef aldığı gayet açıktır. Cis-tem’in normları içinde kabul görmeyen kadın ve LGBTİ+ varoluş, iktidar tarafından, yıllardır olduğu gibi hedef alınmaktadır.

Filistin’in kaderi Filistinli çocukların elinde

Filistinlilerin kaderi Filistinli çocukların elinde – Ahmet Gire

Taş İntifadası’nda Filistinli çocukları hayatta tutan üç şey vardı. Uluslararası toplum, egemenler dışında Filistin’in yanındaydı. İkincisi, Filistin halkı bütün yaşamı direniş hâline getirmişti. Üçüncüsü ise o çocukların ellerindeki taşlardı. Filistin halkı, bütün ezilenler için ezenlere bir sınır çekmişti. Bugün ezenler, Filistin’de bir soykırım yürüterek, çizilmiş bu tarihi sınırı yok etmeye çalışıyor. Bu aynı zamanda, dünyanın bütün ezenlerinin zincirlerinden boşanıp ezilen bütün ulus ve sınıflara bomba ve ölüm yağdırmaya hazır oldukları anlamına geliyor. Ancak Birinci İntifada’dan bildiğimiz gibi, bu tehditler ve savaş fuarlarındaki gösterişli silahlar, bütün yaşamı direnişe çevirmiş bir halkın attığı taş kadar kudretli değildir.

Total
0
Shares
Önceki makale
Türkiye’de tetikleyici döngü_Nefretin ve sessizliğin politik anatomisi

Türkiye’de tetikleyici döngü: Nefretin ve sessizliğin politik anatomisi

Sonraki makale
Gündelikçi gençlik ordusu ve lümpen proletarya_Komünist perspektiften bir inceleme

Gündelikçi gençlik ordusu ve lümpen proletarya: Komünist perspektiften bir inceleme

İlgili Gönderiler
Devamını oku

İzmir grevi ve muhalefetin işçi düşmanlığı

İzmir grevi; emekçiler, emekten yana siyaset üretenler ve emekten yana konum alan tüm toplum kesimleri için öğretici bir süreçti. Buradan alınacak ders, işçi sınıfı adına siyaset üretme iddiasında olanların düzen cephesi dışında bir alternatifi örmek için çabalarını yoğunlaştırmaları gerektiğidir.