İçinden geçmekte olduğumuz yüzyıl, çok büyük teknolojik gelişmelere şahit oldu. Yüz yıl önce varlığını hayal edemeyeceğimiz aletler küçüldü ve evlerimizin içine kadar girdi. Gün geçmiyor ki yeni bir küçük ev aleti hayatımızı kolaylaştırma iddiasıyla pazara sürülmesin. Burada tabii bu teknolojik gelişimin ev içerisinde hayatını kolaylaşacağı iddia edilen kesim, patriyarka ile kapitalizmin sessiz bir anlaşmayla fikir birliğine vardığı üzere, kadınlardır.
Evde ev işinden, toplumun yeniden üretiminden, kapalı kapılar ardında toplumu tekrar ve tekrar emekle büyütmekten sorumlu olan kadınlardır. Ve müjde! Teknoloji sayesinde kadınların evde saatlerini harcayarak kurmakla yükümlü olduğu düzen, elbette ki yine kadınlar tarafından, ama artık daha kolay kurulacaktır. Hâl böyleyken insan sormadan edemiyor. Madem bütün bu teknolojik gelişmeler, bilimsel ilerlemeler benim hayatımı kolaylaştırmayı vaat ediyor, nasıl oluyor da neredeyse tüm 20. yüzyıl boyunca ev içinde toplumsal yeniden üretime ayrılan süre neredeyse aynı kalıyor?1
Ev içi teknolojik ilerlemeler
Hane içinde harcadığımız görünmeyen emeğin, bunca “ilerlemeye” rağmen azalmamasının türlü sebepleri var. Bunun anlaşılır sebeplerinden biri mikrop teorisi. Mikrop teorisiyle iyi beslenme ve ortam temizliğinin sağlıkla direkt ilişkili olduğu bu yüzyılda anlaşıldı. Bu da sonuç olarak ev içinde görünmeyen emeğin yükünü artırdı. Bir diğer sebep ise yıllar içinde aslında hayatımızı kolaylaştıracağı vaadiyle pazarlanan aletlerin, hane içinde kadından beklenenleri artırmış olması. Artık daha önce sadece restoranlarda yenebilen yemekler, evde de beklenir hâle geldi. Sadece büyük mutfaklarda bulunan ekipmanlar, küçülüp evin içine de girdi. Artık Instagram’da gördüğünüz bir tarifin sizden beklenmemesi için hiçbir sebep yok. Ne de olsa 30 saniyelik bir videoya indirilmiş bir tarif ne kadar zor olabilir, ne kadar vaktinizi alabilir ki?
Burada bir parantez açıp sosyal medyada yeni ortaya çıkan influencerlık rollerinden de bahsetmek gerekiyor. Özellikle kadınların görünmeyen emeği daha da önemsizleştirmeye yarayan, ev içi emeği kadının alın yazısı olarak gören bir akım burada başı çekiyor: Tradwife akımı! Tradwife, adını traditional wife’ın yani “geleneksel eş”in kısaltmasından alıyor.
Bu kadınlar sosyal medyada çalışmayan anne/eş olmayı övüyor, olması gerekenin bu olduğunu savunuyor, en kötüsü de ellerinin altında birçok imkân olmasına rağmen yaptıklarını çok basitmiş gibi gösteriyorlar. Onca zenginlik ve başka kadınların parayla satın alınan emeğiyle inşa edilen “5 çocuklu bir anne olarak bir günüm” gibi estetize edilmiş videolarla toplumu bunun çok kolay olduğuna, kadınlardan bunun beklenmesi gerektiğine ikna etmekte bir maşa görevi görüyorlar. Bu içeriklere denk gelen bir erkek de, burada belirtmek gerekir ki özellikle anti-feminist propaganda yapan kadın fenomenlerin izleyici kitlesi genel olarak erkeklerden oluşuyor2, etrafındaki kadınlardan aynı özveriyi bekler hâle geliyor.
Bunun dışında, bizlere satılan küçük ev aletlerinin gerekliliğini de konuşmak gerekiyor. Lazer ışınlarıyla gözün görmediği tozları size gösterip onları temizleyebilmenizi sağlayan bir elektrik süpürgesine ne kadar ihtiyacınız var? Bu retorik, ne kadar da kadınların gözleriyle göremediği kıllarını gösteren özel ışıklar sayesinde kıllarını daha iyi alabilmesini sağlayan, bedenindeki göremediği kıldan bile rahatsız olmasını dayatan, teknoloji vasıtasıyla kadının ulaşması gereken güzellik standardını daha da ulaşılamaz bir yere taşıyan söyleme benziyor öyle değil mi?
Artık kadınların hane içerisinde göremedikleri şeylerden bile, bedenlerinde de olduğu gibi, sorumlu olmaları ve bu hayali olgularla savaşmaya ayıracak vakit bulmaları bekleniyor. Son teknoloji ürünlerle “bunu yapman ne kadar da kolay aslında” denirken sebep sonuç ilişkisinin ucu kaçırılıyor. Kapitalizm bana evimde göremediğim tozlar olduğunu söyleyip beni onlardan kolaylıkla kurtaracak bir makine ile çıkıp gelmeseydi, bu hakikaten bir gereklilik olacak mıydı? Bu alet benim işimi mi kolaylaştırdı yoksa başıma hiç olmayan bir iş mi çıkardı?
Bunun yanı sıra günümüzde teknolojik gelişmeler sayesinde hasta bakımı da eskiye göre çok farklı bir hâl aldı. Eskiden hastanede bakılması gerekecek durumdaki hastalar, artık mutfağımızdaki aletler gibi küçülüp evimize girebilen tıbbi ekipmanlar sayesinde pekâlâ evde de bakılabiliyorlar. Tabii ki bu bakımın hane içerisinde sorumlusu da kadın oluyor. Böylece artık gelişmiş teknoloji sayesinde kadınlar, zaten hane içinde bakımdan sorumluyken artık bir de devletin hastanelerinde bakılması gereken ileri düzeydeki hastalara da bakabiliyor hâle geliyorlar. Karşılığında da sosyal izolasyon, mutsuzluk, artan emek süresi.
Yapay zekâ ve robotik teknolojiler
Teknolojik gelişmelerden bahsederken, son 10 yılın en büyük teknolojik devrimi olarak bahsedilen yapay zekâya da değinmek gerek. Yapay zekâya dair çok büyük umutlar, hayaller vardı. Kadınlarınsa akıllarında birçok soru işareti… Şu an içinde bulunduğumuz koşullar, kadınların tüm endişelerini haklı çıkarır cinsten.
Geçtiğimiz haftalarda Elon Musk’ın sahibi olduğu X’in (eski adıyla Twitter) Grok isimli yapay zekâsı, herhangi bir kadının fotoğrafını bikinili hâle çevirmesini isteyen herkesin talebini kabul edip bu fotoğrafları paylaşmasıyla gündeme geldi. Sadece dokuz gün içinde Grok’un 4.4 milyon fotoğraf ürettiği, bunların 1.8’inin kadınların cinselleştirilmiş fotoğrafları olduğu aktarıldı.
Bikinili kadın fotoğrafları, erkekler için elbette erişilmez değil. Erkeklerin Grok’tan, rızası olmayan herhangi bir kadının bikinili görüntülerini üretmesini talep edebilmesi, hiç tanımadıkları bu kadınlar üzerinde dahi söz sahibi olma ve onları kontrol etme hakkını kendilerinde gören hegemonik erkekliğin ürünüdür. Bu olay çıktıktan sonra, kimi insan buna tepki göstermek ve kadınlarla dayanışmak için, kadınlara böyle bir durumdan nasıl kurtulabileceklerini, bu gibi olaylar yaşamamak için hesap ayarlarını nasıl değiştirebileceklerini iyi niyetli bir şekilde anlatan içerikler üretmiş olsa da burada vurgulamamız gereken, bu sorunun bireysel değil, sistematik olduğudur. Bununla mücadele, benim hesabımı gizlememden geçmiyor, erkeklerin buna hakkı olduğunu düşünmesine sebep olan sistemle vermemiz gereken bir kavga var.
Sonuç olarak yapay zekânın geldiği nokta, maalesef biz kadınlar için çok şaşırtıcı olamadı. Yapay zekâ ile resimler, videolar düzenlenebileceğini görünce hepimizin aklına ilk gelen rızamız dışında üretilecek içerikler olmuştu. Nitekim daha yapay zekânın şu an olduğu gelişmişlik seviyesine gelmediği 2019 senesinde bile internetteki deepfake videoların yüzde 96’sı, kadınların rızaları hiçe sayılarak hazırlanıp dolaşıma sokulmuş pornografik videolarıydı3. Bu sebeple geldiğimiz nokta şaşırtıcı olmasa da insanların sosyal medyada “pornografik imajlarının oluşturulmasını istemiyorsan fotoğrafını yükleme” raddesinde mağdur suçlayıcılığa devam edebiliyor olmasını, 2026 senesinde belki de beklemiyorduk.
Yapay zekâdan bahsetmişken akla gelen bir başka konu da yeni nesil seks robotları ve bunların nasıl pazarlandığı. Aşırı gerçekçi olacağı söylenen bu seks robotlarının yapay zekâ ile desteklenen versiyonlarının piyasaya çıkacağı konuşuluyor4. Halihazırda yapay zekâ ile duygusal ilişki yaşadığını iddia eden insanların var olduğunu Reddit gibi platformlar sayesinde biliyoruz. İnsan ilişkilerini, topluluk olma bilincini ciddi biçimde zedeleyecek bu gelişme, bu gelişmiş zekâya bir de gerçekçi bir beden verilmesi sonucunda kadınların birer meta olarak görülmesini daha da perçinleyecektir.
Sağlıkta cinsiyet eşitsizliği
Türlü bilimsel ve teknolojik gelişmeler ışığında kadınlar adına pek de bir ilerleme göremediğimiz bir alan da sağlık alanı. Özellikle kadınları ilgilendiren Polikistik over sendromu (PCOS) gibi hastalıklarda hastalara yıllarca tanı konulamıyor. Erkeklerde de görülen kalp krizi gibi yaygın rahatsızlıklarda ise semptomlar ve tedaviler erkeği baz alarak oluşturuluyor. Örneğin “kalp krizi sonrasında pıhtıları hızla parçalamak için kullanılan bazı ilaçlar, kadınlarda “önemli kanama sorunlarına” yol açabiliyor. Yüksek tansiyon tedavisinde yaygın olarak reçete edilen diğer bazı ilaçların ise erkeklerde kalp krizine bağlı ölüm oranlarını düşürdüğü, buna karşılık kadınlarda kalp kaynaklı ölümleri artırdığı tespit edilmiştir”5.
Bunun yanı sıra, kadınların şikâyetlerinin sürekli olarak göz ardı edildiğini de görüyoruz. Kadınların tarih boyu şikâyetlerinin, rahatsızlıklarının “histeri” başlığında nasıl da eritilip önemsizleştirildiğini gördük. Bugün bile araştırmalar, kadınların, kalp hastalığına dair fiziksel belirtilere ek olarak stresten de bahsetmeleri durumunda, aynı şikâyetleri dile getiren erkeklere kıyasla, anksiyete tanısı alma olasılığının çok daha yüksek olduğunu göstermiştir6.
Tasarım ve teknolojide veri eşitsizliği
Tasarım süreçlerinde kimin bedeninin varsayılan olarak kabul edildiği, gündelik hayatta kullandığımız teknolojilerde açıkça görülebiliyor. Bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri otomobiller ve otomobillerle yapılan güvenlik testleri. Bu tüketici güvenlik testleri eskiye oranla daha kapsayıcı görünse de kadın bedenine dair ciddi veri eksiklikleri barındırıyor. Çarpışma testlerinde kadın mankenler kullanıldığı söylense bile, bu mankenler çoğu zaman yeterli kadın verisi olmadığı iddia edildiği için erkek mankenlerin ölçeklendirilip küçültülmüş hâli oluyor. Oysa kadınlar kas dağılımı, kemik yoğunluğu ve omurga yapısı gibi hayati açılardan erkeklerden farklı ve bu farklar kazalardaki yaralanma riskini doğrudan etkiliyor.
Bu tasarımsal boşluk, hamile kadınlar söz konusu olduğunda daha da derinleşiyor. Trafik kazaları anne travmasına bağlı fetal ölümlerin başlıca nedenlerinden biri olmasına rağmen, hamile bedenini gerçekten dikkate alan bir güvenlik sistemi hâlâ standart hâline getirilmiş değil7. Sonuç olarak, mevcut güvenlik teknolojileri farklı bedenleri korumak yerine, tek bir “varsayılan” kullanıcıyı esas almaya devam ediyor. Bunca teknolojik gelişmeye rağmen, kadınların bu arabaları zarar almadan kullanabilmeleri hâlâ kimsenin önceliği değil.
Sonuç
Teknolojik ve bilimsel ilerlemeler çoğu zaman herkesin yararına ve tarafsız olmalarıyla övülüyorlar. Ancak ele aldığımız örneklerden anlaşıldığı üzere kadınlar teknolojik ve bilimsel ilerlemenin birincil kullanıcısı olarak düşünülmüyor. Hatta yapay zekâ örneğinde olduğu gibi kadınların onca uyarılarına, öngörülerine rağmen, bu yollara bile bile giriliyor. Kadınlar için teknoloji, çoğu zaman hayatı kolaylaştıran değil, üzerlerindeki beklentileri artıran, denetimi derinleştiren, görünmeyen emeği yoğunlaştıran bir araç hâline geliyor.
20. yüzyılda yaşayan bir kadına sorsanız 21. yüzyılda kadınlar için beklentisi, değişmeyen hane içi emek süresi olmazdı. Bu sürenin azalmaması bir tesadüf değil, bu bize teknolojinin kimi odağa alarak geliştiğini gösteriyor. Ev aletlerinden yapay zekâya, sağlık sektöründen arabalara… Teknoloji bizi dert edinmiyor, bize pazarlayacağı sıradaki iş yükümüz üzerine kendini geliştiriyor.
Teknoloji ve bilim, bu hâliyle tarafsız değil. Hatta bu mevcut durumu tarafsız olarak sunmak politik bir tercih. Kadınların hayatlarının gerçekten kolaylaşacağı bir gelecek, bu ilerlemelerin kimlerin sırtına yeni yükler yüklediğini, kimlerin hayatlarını kolaylaştırdığını sormaktan geçiyor. Bunca vaade rağmen bu ilerlemelerin kadınları yalnızlaştırdığını ve toplumdan, dayanışacağı insanlardan kopardığını işaret etmekten geçiyor.
- Helen Hester, Nick Srnicek, After Work: A History of the Home and the Fight for Free Time, Londra, Verso, 2023, s. 23. ↩︎
- Lois Shearing, Pink Pilled: Women and the far right, Manchester, Manchester University Press, 2024, Bölüm 5, para. 6. ↩︎
- Kristin Houser, “Study: Porn Accounts for 96 Percent of Deepfakes Online”, (Çevrimiçi), https://futurism.com/the-byte/porn-deepfakes-96-percent-online ↩︎
- Nasha Addarich Martínez, “CES 2026 Introduces Emily: She’s Life-Size, AI-Powered and Ready for Intimacy”, (Çevrimiçi), https://www.cnet.com/tech/services-and-software/ces-2026-emily-sex-robot-with-memory/ ↩︎
- Caroline Criado-Perez, Invisible Women: Exposing Data Bias in a World Designed for Men, New York, Abrams, 2019, Bölüm 10, para. 51. ↩︎
- “Karen’s story: “They told me it was anxiety””, (Çevrimiçi), https://www.heartandstroke.ca/articles/heart-disease-in-women-they-told-me-it-was-anxiety ↩︎
- Caroline Criado-Perez, a.g.e., Bölüm 9, para. 57-58. ↩︎








