Neo-faşizm kurumsallaşırken sosyalist devrimci siyaset

Neo-faşizm kurumsallaşırken sosyalist devrimci siyaset

AKP-MHP iktidar bloğu, başkanlık rejimine geçişle beraber sermayenin çıkarlarına göre şekillenen otoriter bir ekonomik ve siyasi düzenin inşa sürecini başlattı. 2017’deki anayasa referandumundan bugüne yaşanan siyasal gelişmeleri ve buna eşlik eden ekonomik programları uzun uzadıya analiz etmek, okuyucu açısından gereksiz olacaktır. Ancak 19 Mart süreci, mutlak butlan kararı ve Ankara’daki NATO zirvesine giden süreçte yaşananlar başka bir eşiğin de aşıldığını tespit etmek açısından önemli. AKP-MHP rejiminin dünyadaki konjonktürle de uyumlu bir şekilde neo-faşist düzeni kurumsallaştırma yolunda ciddi bir yol kat ettiğini söyledikten sonra sosyalist devrimcilerin mevcut rejimdeki görevlerini tartışmak ve tartışmaktan öteye geçip somut mücadele pratiklerini ortaya koymak gerekiyor.

Dünyada yükselen neo-faşizm dalgası

Emperyalist sistemin ana gücü ABD’nin başına Trump’ın ikinci kez geçmesiyle ve uluslararası düzende Trumpizm ile benzer ajandalara sahip lider/partilerin yükselişiyle kapitalizmin yeni evresi perçinlenmiş görünüyor. Gazze’deki soykırımla açılan perde; İran ve Lübnan’a karşı başlatılan savaş, Venezuela devlet başkanı Maduro’nun haydutça kaçırılması ve Küba’ya yönelik abluka ile devam ediyor.

Düzen siyasetinin, burjuva hukukunun ve “liberal demokratik değerlerin” de dışında bir kapitalist sistem inşası, daha doğru bir ifadeyle kapitalist sistemin krizine askeri ve otoriter yöntemlerle çare bulma reçetesi büyük bir hızla hayata geçiriliyor. Trumpizm, başta Ortadoğu ve Günay Amerika olmak üzere Batı emperyalist bloğunun gerileyen hegemonyasını askeri ve haydutluk yöntemleriyle yeniden tahsis etmeye yönelik adımlar atıyor.

Trumpizm, sağ popülizm, neo-faşizm gibi (sahip olunan ideolojik pozisyonlara göre) farklı isimlendirmeler kullanılsa da kapitalizmin bu yeni evresinin çok belirgin köşe taşları var. Bu köşe taşlarını belirleyen esas çerçeve ise emperyalist-kapitalist sistemin krizini sermaye sınıfı lehine aşmaya çalışan ekonomik-politik siyasi hat. Neoliberal ezberlerin tedaviye yanıt vermediği kapitalizmin yeni evresinde neo-faşizmin temsil ettiği siyasi çizgi işçi sınıfının haklı sınıfsal öfkesini göçmenler, LGBTİ+’lar ve kadınlara (Avrupa gibi örneklerde ekoloji mücadelesine de) yönelterek kurmak istediği ekonomik düzene işçi sınıfı içerisinde de rıza üretiyor.

Milliyetçi retorikle bezenmiş bir ulusal kalkınma programı, militaristleşmeye yönelik adımlar ve buna ek olarak rakip siyasi partileri burjuva hukukunu bile zorlayan hamlelerle ekarte etmeye çalışan hamleler… Liberal ideologların on yıllardır anlattığı “kurumlara dayalı demokrasi” ve “hukukun üstünlüğü” masalının adeta tuzla buz olduğu bir politik düzen!

Türkiye’de faşizmin kurumsallaşması

Dünyadaki bütün bu arka planda, AKP-MHP iktidarında ve Erdoğan’ın liderliğinde cisimleşen Türkiye’deki rejim, neo-faşist siyasetler için adeta bir rol model hâline gelmiş durumda. Geçmişten bugüne yaşanan bütün toplumsal mücadelelere rağmen faşizmin kurumsallaşmasının önüne geçilememiş, AKP-MHP iktidarı burjuva hukukunun bile dışına çıkan uygulamalarla düzen muhalefetini de kendi istediği sınırlarda dizayn etmeye yönelmiştir. 19 Mart ve bunun bir yıl ardından gelen CHP’ye yönelik mutlak butlan kararı, hukukun araçsallaştırılmasının en simgesel olayları hâline gelmiştir.

7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da yapılan NATO zirvesi öncesinde ve sırasında yaşanan gözaltı ve tutuklama terörü ise kurumsallaşan faşizmin özelliklerini net bir şekilde gözler önüne sermiştir. Emperyalist savaş örgütü NATO’ya ve Batılı liderlere şov yapmak adına Urfa’dan İstanbul’a kadar birçok şehirde yüzlerce kişi gözaltına alınmış, en az 200 kişi bu süreçte tutuklanmıştır. Akademisyeninden sendikacısına ama özel olarak sosyalistlere yönelik bu gözaltı ve tutuklama saldırısında daha da çarpıcı olan nokta, gözaltına alınan çoğu kişinin sadece “eylem yapma şüphesine” dayanılarak ortada bir fiil bile yokken gözaltına alınması ve hatta tutuklanmasıdır.

Bu yöntemler neo-faşizmin yeni normali hâline getirilmek isteniyor. Başta sosyalistler olmak üzere, iktidarın tehdit olarak gördüğü toplumun direngen kesimlerine önümüzdeki dönem için bir gözdağı veriliyor.

Tesadüfi olmayan bir şekilde aynı tarihlerde tutuklu İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun merkezinde olduğu davada hukuksuzluklar devam etmekte ve iktidarın yargı eliyle düzen muhalefetini hizaya çekme hamleleri sürmektedir. Geçmişte sosyalistlere ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne uygulanan linç kampanyaları ve kumpas davaları artık düzen muhalefetini de içerecek şekilde genişletilerek bir bütün olarak toplumsal muhalefetin etkisizleştirilmesi için kullanılmaktadır.

Bu tabloya ek olarak, devletin ve iktidarın “Terörsüz Türkiye” süreci olarak isimlendirdiği, Kürt Özgürlük Hareketi’nin (KÖH) ise Barış ve Demokratik Toplum süreci olarak adlandırdığı yeni çözüm süreci, PKK’nin iyi niyetli adımlarına rağmen somut kazanımlardan uzak bir şekilde ağır çekimde ilerlemektedir. Demokratikleşmeye dair hiçbir adımın bilinçli olarak atılmadığı bu süreç, Kürt halkının haklı talep ve beklentilerine rağmen iktidar tarafından araçsallaştırılarak KÖH’ün bu yeni faşizmin inşa sürecinde pasifize edilmesi için kullanılıyor.

Dünyada neo-faşist akımlar güçlenirken ülkemizde de faşizmin kurumsallaştığı kapitalizmin yeni bir evresinin içinden geçiyoruz. Nasıl ki Trump liderliğindeki emperyalist kutbun askeri ve siyasi saldırganlığı bir emperyalist hegemonya krizinden kaynaklanıyorsa, Türkiye özelinde de ekonomik krizin, daha doğru bir ifadeyle bölüşüm krizinin bir sonucu, yani kapitalizmin krizine verilen bir cevap olarak faşizmin kurumsallaşma sürecini yaşıyoruz.

Sosyalist devrimcilerin önümüzdeki dönemdeki görevleri

Tam da bu noktadan hareketle gelir eşitsizliğinin her geçen gün arttığı, işçi sınıfının ekonomik ve demokratik haklarına yönelik saldırıların keskinleştiği bu dönemde sosyalistlerin ikili bir hatta mücadeleyi yükseltmesi gerekiyor. Sınıf siyasetini merkeze alan, sınıfsal çelişkiler üzerinden siyaset yapan ama ufkunu dar ekonomik taleplere sıkıştırmadan, faşizmin kurumsallaşma hamlelerine karşı anti-faşist mücadele odaklarını da yaratan bir alternatif inşa etmeliyiz.

Hukuki alanın iyice daraldığı, ana muhalefet partisinin bile hukuki kazanımlar elde etme yönünde attığı her adımın boşa çıktığı bir dönemdeyiz. Böyle bir dönemde sosyalistlerin hukuk mücadelesini, düzen içi araçlarla kazanılacak mevzileri ön plana çıkarması anlamsız ve aynı zamanda kitlelerin sahip olduğu düzen içi umutları besleyecek olması açısından tehlikelidir de.

Son yıllarda toplumsal mücadele dinamikleri açısından başarılı örneklere baktığımızda, hepsinin ortak özelliği olarak fiili meşru mücadeleyi esas aldığını görüyoruz. Maden işçilerinin Ankara yürüyüşlerinde, özel sektör öğretmenlerinin taban maaş mücadelesinde, üniversite öğrencilerinin 19 Mart’tan bugüne sergiledikleri eylem pratiklerinde ve sayısını artırabileceğimiz işçi direnişlerinde ortak olan nokta, iktidarın meşru olmayan yasaklama kararlarına rağmen direnme ve harekete geçme iradelerini sürdürmeleriydi. Bu mücadelelerin tamamı salt bir cesaret örneği olmaktan çok geniş kitlelere meşruiyetini anlatabilen ve yaratılan kamuoyu desteğiyle kazanımlar elde eden pratikler olmasıdır.

Hem dünyada hem de ülkemizde yeni faşizmin çoğu zaman burjuva hukukunun da dışına çıkarak kurduğu baskı ortamında sosyalistlerin ve işçi sınıfının esas dayanak noktası fiili ve meşru mücadele alanları olabilir. Bunun bir başka örneğini ise hem 2025 hem de 2026 1 Mayıslarında Taksim’i zorlayan devrimci iradede görebiliyoruz. Sendikaların, partilerin ve gençlik örgütlenmelerinin yan yana geldiği bu 1 Mayıslarda geçmişteki eylemlerden farklı olarak birleşik mücadele pratiğinin hayata geçirilebildiğini gördük. Alınan sonuçlar kısıtlı olsa da geleceğe dönük ciddi bir birikim ve birleşik mücadele pratiği bırakması açısından çok önemli deneyimlerdi.

Toparlamak gerekirse, önümüzde çetin bir mücadele dönemi var. AKP-MHP neo-faşist iktidar bloğunun dünyadaki konjonktürü de lehine kullanarak demokratik alanı iyice kısıtladığı bu dönemde en öne yazmamız gereken sloganın “Fiili meşru ve birleşik mücadele!” olduğunu düşünüyoruz. Hem Türkiye’de hem de dünyada neo-faşist akımların yarattığı kültürel kutuplaşmaya karşı sınıf mücadelesini ön plana çıkaran bir alternatifin yaratılması gerekiyor. 

Sosyalist devrimciler olarak bu alternatifi inşa ederek düzen siyasetinin öznelerinden bağımsız, birleşik bir sınıf cephesini oluşturmak üzere hareket etmeliyiz. Bunu yaparken dar grupçu ve sekter tavırlardan uzak, partinin değil sınıfın ve mücadelenin çıkarlarını ön plana koyan, gücünü fiili ve meşru mücadeleden alan bir siyaset tarzı yerleşiklik kazanmalı. Bu inşa sürecini yaratacak olan tek başına bir parti ya da örgüt değil, sosyalist devrimci hatta siyaset yapan öznelerin ortak mücadelesi olacaktır.

Günümüz dünyasında sınıf eksenli siyasetin güçlenmesi için nesnel koşullar belki de yakın tarihte hiç olmadığı kadar uygundur. Eksik olan ise devrimci öznelerin hazırlıksızlığı ve politik bir merkez oluşturma konusunda tutuk davranmalarıdır. Bu vesileyle bir kez daha çağrı yapmak istiyoruz: Neo-faşizm ülkemizde kurumsallaşıp yeni rejimin inşası yolunda önemli eşikleri geçerken sosyalist devrimcilerin fiili meşru ve birleşik mücadelenin önünü açacak direngen bir politik merkez oluşturma ihtiyacı her geçen gün daha da acil hale gelmektedir.

İşçi sınıfının doğrudan eylemini esas alan, kitle örgütlenmeleriyle organik bağlar kurabilen, toplumsal mücadele dinamikleri içerisinde devinen ve o mücadelelerin güçlenmesini sağlayan, parlamento ve burjuva hukuku başta olmak üzere düzen içi araçların bu dönemdeki sınırlılığının farkında olan bir siyasi alternatif yaratılmalıdır!

Bu çağrının muhatabı olduğunu düşünen, programında sosyalist devrim hedefiyle hareket eden her örgüt, parti ve siyasi topluluğu bu konuda sorumluluk almaya çağırıyoruz. Emperyalist-kapitalist sistemin, yeni barbarlık çağının kapısını açmasına karşı devrimci sosyalist siyaseti işçi sınıfının en güçlü alternatifi hâline getireceğiz!

Total
0
Shares
Önceki makale
Perişan edilen her şey bizimdir_Ahmet Telli için bir yazı kurma çabası

Perişan edilen her şey bizimdir: Ahmet Telli için bir yazı kurma çabası

Sonraki makale
16 ay sonra “Çözüm Süreci”ne bakarken ilerleme mi tıkanma mı1

16 ay sonra “Çözüm Süreci”ne bakarken ilerleme mi tıkanma mı?

İlgili Gönderiler
Bağımsız Devrimci Siyasetin Gereklilik ve Olanakları Forumu Sonuç Metni_“Türkiye toplumunun sınıfsal gerçekliği ve mücadeleleri, düzen sınırlarına hapsedilemez”
Devamını oku

Bağımsız Devrimci Siyasetin Gereklilik ve Olanakları forumu sonuç metni: “Türkiye’nin 19 Mart 2025 itibariyle girdiği süreç de geniş kitleler açısından görünür hâle getirmiştir ki düzen içi bir çıkış yoktur”

“Bağımsız devrimci siyasetin gereklilik ve olanakları” forumuna o gün salona sığmayan yüzlerce kişi katıldı. İlgi ve katılımın yoğunluğu, söz almak isteyenlerin sayısının çokluğu nedeniyle panel bölümü iptal edilerek doğrudan foruma geçildi.